Alıntı Yazılar Shayegan, Roy ve Nureddin’in ortak yanılgısı / İslam Özkan



ID:48102
Yayınlanma:
09 Eki 19

Erdoğan meyve veren ağacı kurutmuş olabilir ama o ağacın meyveleri aslında hormonluydu ve Erdoğan değilse de bir başkası askeri darbelerin kolunu kanadını kırdığı bu ağacın köküne kibrit suyu dökecekti zaten. Sonuç olarak, devletin sınırsız hegemonyası ve dayatmaları karşısında ezilen kitleler, kişilere bel bağlamak ya da devleti vatan, millet, Sakarya edebiyatı adına kutsamak yerine özgür ve adil bir yönetimin toplumu güçlendirerek inşa edebileceğinin farkına varması gerekiyor.

Daryush Shayegan, Melez Bilinç’te Arap isyanlarının seyrine ilişkin öngörülerde bulunurken ‘Yasemin Devrimi”nin ardından Tunus’ta işlerin gidişatına ilişkin, belki de kansız bir isyan yaşanmış olmasından hareketle, iyimser olduğunu belirtir. Mısır’a ilişkin ise gayet temkinlidir, ülkenin en iyi örgütlenmiş hareketi olmasına ve demokratik söylemlerine rağmen Müslüman Kardeşler’e ilişkin hafif bir karamsarlıkla, bu örgütün başka bir yeri değil de Türkiye’yi ve AK Parti’yi kendisine model almasını umduğunu belirtir. Asıl kaygısı teokrasidir. 

Fransız yazar Olivier Roy ise İslamcı harekete ilişkin birçoğu gerçekleşmiş öngörüleri bulunan, İslamcılığın dönüşümlerine ilişkin konularda kısmen doğru yerlere dokunan önemli bir siyaset bilimci ve İslami hareketler uzmanı. O da AK Parti’nin Avrupa’daki Hıristiyan demokratlar gibi gördüğünü belirterek açıktan övgüler düzmese de birçok analizinde AK Parti’yi Türkiye’deki demokratik bir geleneğin uzantısı olarak değerlendirmekte.

Muhammed Nureddin, Lübnan’da Şu’unul Evsat adlı oldukça kaliteli bir akademik derginin genel yayın yönetmeniydi, dergi yıllar önce kapandıktan sonra çeşitli gazetelerde yazdı. Şu sıralar ise el Akhbar gazetesinde köşe yazıları yazıyor, bir taraftan da üniversitedeki görevine devam ediyor. Türkiye üzerine üç kitabı olan Nureddin de 2011 yılında Suriye krizi patlak vermeden önce Türkiye’ye gönlünü kaptıranlardan. O dönemde AK Parti’ye yönelik eleştirilere göğsünü siper eden Nureddin, artık AK Parti tarafından aldatıldığını düşünüyor. Zamanında bu oluşumun İslam dünyasına model olma meselesini rahatlıkla savunabilecek potansiyele sahip Lübnanlı yorumcunun artık AK Parti’den yana pek umudu kalmamış.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Her biri kendi alanında uzman ve uzak erimli öngörüleri olan bilim adamları, yazar ve araştırmacı. Ancak hepsinin ortaklaştığı şey, AK Parti yanılgısı. Her biri çok değerli olan bu isimler, söz konusu partiyi bir zamanlar demokratik geleneğin bir uzantısı olarak görüyor ve başta İhvan olmak üzere dünya İslami hareketlerine AK Parti’yi model alma çağrısı yapıyorlardı. Kendi açılarından o günlerdeki yaklaşımlarını gerekçelendirebilirler, hatta bazıları bütün yanlışlarına rağmen yine de bu partinin demokratik sistemden tam bir kopuş yaşamadığını ve çıkmadık candan ümit kesilmeyeceğini de dile getirebilirler. Ancak bütün bu tespitler, AK Parti’nin Türkiye dışında herhangi bir ülkeye örnek olabilecek olgun, aklı başında ve tutarlı bir model olarak gösterilemeyeceği gerçeğini değiştirmiyor.

Mezkur yazarların çoğunu yanıltan birkaç faktörü sıralamak mümkün: Türkiye’de siyasi yapının oturmuş bir görüntü vermesi, demokratik geleneğin geri dönülemez şekilde olgunlaştığı yanılgısı, AK Parti’nin benzeri diğer İslami partilerden farklı bir şekilde göreli olarak seküler bir yönelime sahip olması vs. bütün bu faktörler, sadece adı geçen yazarların değil, belli başlı Batılı devlet adamlarının bile yanılsama yaşamasına neden olmuş görünüyor. Öyle olmasa başta Graham Fuller gibi “araştırmacı” şahsiyetlerle Hillary Clinton, Obama vs. gibi onca üst düzey yetkili neden AK Parti’ye övgüler düzsün, ya da Time dergisi Erdoğan’ı neden kapak yapsın?

Ancak sadece Batılı yetkililerin, yazar çizerlerin veyahut İslam dünyasındaki sekülerlerin değil; büyük ihtimalle İslamcıların da tıpkı Sudan’da Ömer el Beşir’in yolsuzlukçu ve otoriter yönetimine ilişkin son günlerde yaptıkları gibi, AK Parti’yi paranteze alarak muhtemelen farklı bir frekansa geçecekler. Bunun sinyallerini Arap-İslam dünyasında şimdiden görmek mümkün. Eskiden AK Parti eleştirilerine daha sert tepki veren İslamcıların tepkileri artık aynı tonda değil.

Bunun nedeniyse Mısır diktatörü Sisi vb. yöneticilerle Türkiye’yi 17 yıldır yöneten İslami eğilimli bir lider arasındaki makasın giderek kapanması. Hatta bazı noktalarda Ortadoğu’nun kemikleşmiş totaliter yönetimleriyle giderek daha fazla ortak yönleri paylaşır hale gelmesi, AK Parti’yi İslamcıların gözünde savunulur olmaktan çıkarıyor yavaş yavaş. Ancak bunun henüz İslamcılar arasında büyük taraftar kitlesi bulan bir fikir olduğunu söylemek için çok erken. Özellikle de Türkiye’nin kendi ülkelerinde yaşam hakkı tanınmayan birçok İslamcıya kapılarını açtığı göz önünde bulundurulduğunda bunun bir süre daha böyle gideceğini öngörmek mümkün.

Bir başka önemli yanılgı ise özgürlük ve adalet gibi ilkelerin herhangi bir liderin yapmış olduğu tercihin doğrudan sonucu olarak yaygınlaşacağına ilişkin çocuksu beklenti. Elbette şartlar uygun olduğunda, bir liderin kişisel tavrı ülkenin özgürlükçü mü yoksa otoriter mi olacağı noktasında kayda değer olmakla birlikte, oturmuş kurumlara sahip olmayan, şartları olgunlaşmamış bir ülkede filiz veren özgürlük ağacının bir süre sonra kaskatı bir kütük kesilmesini de yadırgamamak gerekiyor. Erdoğan meyve veren ağacı kurutmuş olabilir ama o ağacın meyveleri aslında hormonluydu ve Erdoğan değilse de bir başkası askeri darbelerin kolunu kanadını kırdığı bu ağacın köküne kibrit suyu dökecekti zaten. Sonuç olarak, devletin sınırsız hegemonyası ve dayatmaları karşısında ezilen kitleler, kişilere bel bağlamak ya da devleti vatan, millet, Sakarya edebiyatı adına kutsamak yerine özgür ve adil bir yönetimin toplumu güçlendirerek inşa edebileceğinin farkına varması gerekiyor.

İslam Özkan/DuvaR