Gündem Mustafa Kurdaş: Amerika'nın yardımı da yaptırımı da zarar



ID:48544
Yayınlanma:
22 Eki 19

Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş ile gazeteci yazar Bilali Yıldırım, TV5'te gündeme ilişkin konuları masaya yatırdı.

Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, TV5'te yayınlanan “Buyurun Başlıyoruz” programında gazeteci - yazar Bilâli Yıldırım'ın sorularını cevapladı. Türkiye - ABD ilişkilerinin dününü, bugününü ve muhtemel yarınını inceledikleri programda Kurdaş, "Amerika'nın yardımı da yaptırımı da bize her zaman zarar vermiştir" diyerek, ABD'nin Türkiye üzerinde nasıl belirleyici olduğunu anlattı.

Barış Pınarı Harekatı ve Trump'ın mektubu ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Kurdaş, "Harekata hazır değildik. Nereden anladınız, derseniz. Mektuptan anladık. Mektuba Ankara'dan herhangi bir cevap gelmeyince, tweetler devreye girdi" diye konuştu.

Türkiye'deki eğitim sistemini, küreselleşmenin Türkiye'deki etkilerini ve medyanın durumunu da "kelime ve kavramlar" özelinde değerlendiren Mustafa Kurdaş'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

"EN BÜYÜK SORUNLU KESİMİMİZ, EĞİTİMLİ KESİMİMİZ"

"Bizim aslında en büyük sorunlu kesimimiz, eğitimli kesimimiz. Çünkü eğitimli kesim, toplumun lokomotifi olması gerekirken, eğer o toplumun lokomotifi olmuyorsa artık toplumun sırtında bir sorun haline geliyor. Cumhuriyet ile birlikte "çağdaş" kavramı üzerine inşa edilen aydınlar gibi. Nasıl onlar bir sorun haline geldiyse, o yaklaşım, o bakış açısı, o üst düzey batı eğitimi görmüş insanlar bu toplumu bir zaman sonucu lokomotifi oldular ama bir zaman sonra da toplumun en büyük sorunu, krizi haline geldi. Bugün eğitimli toplum üzerine düşeni yapmadığı için eğitimsiz olanda toplumun sırtına yük olmuş oluyor. Çünkü lokomotif olmamış oluyor. Mesela eğitimli insan düşünen insan olması gerekir."

"TÜRKİYE'DE MEDYA DÜZENİ YANDAŞLIK ÜZERİNEDİR"

“Taraf ve yandaş aynı şeyler değildir. Taraf fikren ve kalben o şeye inanıyor olmaktır. Yandaşlık ise fikren ve kalben inanmıyor ama şu anki şartlarda, aldığım maaşlar, ekrana çıkma imkanları, uçağa binme, davet etme, itibar görme durumuna geliyorsa, birinin kalemini, kılıcını sallıyor olma ama başkası için ve kendi menfaati için bunu yapıyor olma durumudur. Taraf ve yandaş aynı şeyler değildir. Taraf kalben, manen inanıyor olmak. Yandaş ise kendi menfaati için bir gün orda diğer gün orda olmaktır. Türkiye'de meyda düzeni yandaşlık üzerinedir. Ben taraf olmayı suç saymıyorum. Herkesin bir tarafı vardır. Tarafsız ve objektif habercilik diye bir şey yoktur.”

"TÜRKİYE'DE OLAN KÜRESELLEŞME DEĞİL, ASİMİLASYONDUR"

Bilali Yıldırım'ın, “Globalleşmenin getirdiği avantajlar ve dezavantajlar neler?” sorusuna Kurdaş:
"Globalleşmeyi Türkiye bakımından eğer İstanbul insanı üzerinden, yüz yıl önceki İstanbul insanı üzerineden olsaydı. Bir şey demem. Biliyorsunuz İstanbul Türkçesini bile yok eden, İstanbul beyefendiliğini bile yok eden küreselleşmeden bahsediyoruz. Önceden İstanbul Nişantaşı'nda yaşayanlar diyelim ki New York'taki gibi yaşayabiliyorlardı. Orayı anlayabiliyorlardı. Sonra İsranbul'un diğer semtleri de New York'taki gibi yaşamaya başladı. Daha sonra İstanbul gibi Ankara'da İstanbul'a eklemlenmeye başladı. Batıyı özümsemeye başladı. Şimdi Hakkari'deki, İstanbul'daki, Giresun'daki, Çanakkale'deki insanımız da aynı televizyon dizisiyle besleniyor, aynı kültürle besleniyor. Bu bir globalleşme değildir, bu bir asimilasyondur. Globalleşme dediğimiz şey eğer medeniyeti ve teknolojiyi yakalamaksa bu başka bir şeydir ama asimilasyon dediğimiz şey; bir kültürün adamı haline geliyorsanız, tek tip bir insan modeli haline geliyorsanız asimile oluyorsunuz demektir. Siz kendinizi bırakıp başka bir yere göç etmiş oluyorsunuz. Ekonomik olarak düşünmüyorum ben küreselleşmeyi. Evet ekonomik zenginlikleri, pazarı işte birçok şeyide alıyor ama aynı zamanda senin şurandaki (aklın) ve şurandakini de (kalbin) elde etmiş oluyor. Benim en önemsediğim, zihindeki ve kalpteki benliktir ve maalesef küreselleşme sadece bizim şeklimizi, şemalimizi değiştirmiyor. Aynı zamanda kalbimiz ve zihnimizdekini de değiştirdiği için faydalı bulmam mümkün değil" şeklinde cevap verdi.

"HAREKATA HAZIR DEĞİLDİK"

Harekata olan askeri, iç kamuoyu ve diplomatik hazırlıkları da değerlendiren Kurdaş: "Hiçbir harekat birden bire olmaz. Bir günde, bir haftada, bir ayda, beş ayda Barış Harekatı gibi bir karar alınmaz. Askerin yut dışında, başka bir coğrafyada, uluslararası hukukun izin verdiği müsade verdiği hareketlerde bile uzun süren bir diplomasi gerekir. Hem askeri, hem diplomasi, hem uluslararası hukuk hazırlığı tezler ve antitezlerin tamamız aslında masaya yatırılır. Artılar ve eksiler belirlenir, eksiler değil ama artılar kamuoyuyla paylaşılır. Eksiler de mutlaka planlamanın içerisindedir ve mutlaka zaman da planlamanın içerisindedir. Bu hazırlıkların yapılmadığını görüyoruz. Nerden anladın, derseniz. Mektuptan anlıyoruz. Bu mektup geldiği zaman sayın cumhurbaşkanı bu mektubu bütün dünyaya ilan etseydi. Bir cevap verilseydi, devlet makamı olarak. O zaman ön hazırlıklarımız var diyebilirdim. Bu ilan edilmeden, bu anlatılmadan, bu tepki verilmeden, bu çirkin mektuba ve tavra, tavır alınmadan, askeri harekat tavrı geliştirilmiş olduğunu anlıyoruz" diye konuştu.

"PENCE'NİN GELMESİNDEN SONRAKİ SÜREÇTE HAZIRLIKSIZ OLDUĞUMUZU GÖRMÜŞ OLDUK"

“Barış Pınarı Harekatı'na başladık ama hiç kimse destek vermedi” diterek sözlerini sürdüren Kurdaş, “Diplomatik bir ön hazırlık yapılmamış. Beklemiyorduk ama ne NATO ülkeleri, ne BM, ne Batı ülkeleri, ne Arap Birliği ülkeleri... Diplomatik olarak hazır olmadığımızı, içeride hazır olmadığımızı, STK'ların, medyanın hazır olmadığınız görüyoruz. Medya da harekat sırasında 24 saati doldurmada çok zorluk çekti. Aslında iktidarın da çok hazır olmadığını görüyoruz. Pence'nin gelmesinden sonraki süreçte bunu gördük. Kararlılık noktasında ne kadar hazırlıksız olduğumuzu görmüş olduk." dedi.

"SİZ 1 MART TEZKERESİNİ İMZALARSANIZ, SONRAKİ SÜRECİ DE KONTROL EDEMEZSİNİZ"

“Barış Pınarı Harekatı neden oldu?” sorusuna ise Kurdaş, şöyle cevap verdi:

"Bu harekat kesinlikle yapılması gereken bir harekattı. Bu harekat mutlaka yapılması gereken bir harekat değildi, ama geldiğimiz süreçte mutlaka yapılması gereken bir harekat haline gelmiştir. Yapılması gereken bir harekat değildi derken; bunun öncesinde atılması gereken adımların hiçbirini atmadığımız için öyleydi. Özellikle son üç yıldan önceki dönem için. Bir defa 1 Mart tezkeresi ABD'nin coğrafyamıza yerleşik hale gelmesi, daha sonra sürecin vekalet savaşları şeklinde yürürken Türkiye'nin gereken adımları tersten atması, mesela YPG'ye eğit – donat projeleri uyguladık. 30 bin TIR silah sevkiyatı yapılırken, ABD'ye karşı hiçbir itiraz olmadı. Suriye adeta cephanelik haline getirilirken hiç itirazımız olmadı. DEAŞ, bu coğrafyaya kargoyla taşınırken bizim hiçbir itirazımız olmadı. Devlet bilmiyor, duymuyor olamaz. Biz bir devlet politikası geliştirmedi. Neden oldu? Biz ABD'ye sonduz bir güven duyduğumuz için. Siz 1 Mart tezkeresini imzalarsanız, sonraki süreci de kontrol edemezsiniz.

"MEKTUBA ANKARA'DAN HERHANGİ BİR CEVAP GELMEYİNCE, TWEETLER DEVREYE GİRDİ"

Türkiye'deki kamuoyu Trump'ı deli, çılgın adam gibi görüyor. Hayır. Trump, çok istikrarlı, bilinçli olarak yapıyor. Çok tutarlı bir strateji yürütüyor. Psikolojik savaşın etkilerini çok bilinçli bir şekilde kullandı ve sonucunu aldılar. Mektup işe yaramayınca mahvederim dedi. Bakın mektup çok önemli burada. Mektubun gizli kalmış olması ve Pence gelmeden önce, Pompeo Türkiye'ye gelmeden önce Amerika tarafından bunun açıklanmış olması aslında tweetlerin de bize ne anlama geldiğini gösteriyor. Burada bu mektup her şeyi belirliyor. Mektuba Ankara'dan herhangi bir cevap gelmeyince, tweetler devreye giriyor. Çünkü tweeti saklayamazsın. İstanbul'un fethinin simgesi toplardır, Çanakkale savaşını anarken deniz altındaki mayınlardır, İkinci Dünya Savaşı'nda da atom bombası ve radyodur, Kıbrıs Barış Harekatı'da paraşütlü çıkartma yapan askerlerdir. Barış Pınarı Harekatı'nın simgesi nedir diye sorarsanız. Mektup ve tweetlerdir.

"AMERİKA'NIN YARDIMI DA YAPTIRIMI DA BİZE HER ZAMAN ZARAR VERMİŞTİR"

Amerika ile ilişkiler meselesi Türkiye açısından değerlendirirsek iki tane kelime üzerinedir. Yaptırım ve yardım. İki kelime. Amerika'nın yaptırımı her zaman tehtit olarak görülmüştür. Gerçekten tehtittir. Çünkü göbek bağıyla bağlanmışız.Amerika'nın yardımları da aslında bize hep zarar vermiştir. 1950'den bu yana Amerika'nın yardımı da yaptırımı da bize her zaman zarar vermiştir. Türkiye – Amerika ilişkileri hep yardım ve yaptırım üzerine gitmiştir.