Röportaj/Söyleşi "Ortadoğu'daki terör oluşumlarının hepsinde ABD'nin üretici sorumluluğu var"



ID:48880
Yayınlanma:
30 Eki 19

Alptekin Dursunoğlu'na göre Suriye çatışmasında asıl sorumlu, rejim değişikliği için Bağdadi'nin IŞİD'i ve Colani'nin Nusra'sına 'STK' muamelesi yapanlar. 'IŞİD'a karşı en çok ben savaştım' diyenlerin hiçbir ideolojik farkı olmayan gruplara desteğini anımsatan Dursunoğlu, ABD'nin bölgede terör oluşumlarında üretici sorumluluğunun altını çizdi.

ABD Başkanı Donald Trump, şaşaalı bir biçimde ABD özel güçlerinin Irak Şam İslam Devleti'nin (IŞİD) lideri Ebubekir el-Bağdadi'yi öldürdüğünü duyurdu. Türkiye sınırının dibinde gerçekleştiği anlatılan baskınla ilgili şüpheler, Bağdadi'nin üç çocuğuyla birlikte kendisini havaya uçurduğu ve parçalanan cesedinin tıpkı Usame bin Ladin'de olduğu gibi denize atıldığı enformasyonuyla birlikte ıspatı mümkün olmayacak şekilde sulara gömülürken, IŞİD ve Bağdadi olgusu yeniden gündemde.

Bağdadi'nin öldürüldüğü iddiaları eşliğinde Irak ve Suriye topraklarını senelerdir cehenneme çeviren IŞİD, El Kaide meselesini, Suriye çatışması üzerine yazdığı kitaplarla tanınan Yakın Doğu Haber sitesinin kurucusu ve yazarı Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

'Suriye'ye akan cihatçılara rejim değişikliği hedefiyle sivil toplum kuruluşu muamelesi yaptılar'
Alptekin Dursunoğlu'na göre, Bağdadi olgusunu anlamak için Irak işgali ve kaos dönemine gitmek gerek. O dönemde Ürdünlü Ebu Musab el Zarkavi isimli İslamcının kurduğu 'Tevhid ve Cihad' örgütünün 2006 sonrasında 'Irak İslam Devleti' ismini kullanmaya başladığını anımsatan Dursunoğlu, Zarkavi'nin ölümünden sonra bu örgütün başına Ebu Ömer El-Bağdadi'nin geçtiğini, onun da 2010'da öldürülmesinin ardından Ebubekir el-Bağdadi'nin liderliğinin başladığını anlattı. Irak'ta tam da bu yapıların zayıfladığı dönemde Suriye'de 2011'de olayların başladığını belirten Dursunoğlu, onbinlerce cihatçının ülkeye akın etmesine karşın, uluslararası toplumun rejim değişikliği hedefiyle tüm bu yapılara adeta 'sivil toplum örgütleri' muamelesi yapıldığını vurguladı:

“Ebubekir Bağdadi, Ürdün asıllı Ebu Musab el-Zarkavi ve Ebu Ömer el-Bağdadi’den sonra, o zamanki adıyla ‘Irak İslam Devleti’ adlı örgütün lideri oldu. Irak’ta Saddam rejiminin devrilmesiyle oluşan kaosta Ürdünlü Ebu Musab el-Zarkavi adlı biri 'Tevhid ve Cihad' adlı bir örgüt kurdu. Bu örgüt 2006’dan sonra 'Irak İslam Devleti' adını kullanmaya başladı. 2006’da Ebu Musab el-Zarkavi öldürüldü, onun yerine Ebu Ömer el-Bağdadi geçti. O da 2010’da öldürülünce Ebubekir Bağdadi, örgütün başına geçti. Amerika’nın çekilme adımları ve Irak’ın da Sünni aşiretleri 2006’dan itibaren ‘Uyanış Konseyleri’ adı altında Irak İslam Devleti’ne karşı savaştırmaya başlaması üzerine örgüt zaten zayıflamıştı. 2010 yılına gelindiğinde örgüt sadece belli düzeylerde bombalı eylemler yapabilen bir hale gelmişti. 2011, bunlar için adeta bir küllerinden doğma, yeniden dirilme dönemi oldu. Çünkü Suriye’de olaylar başladı. Sözde ‘uluslararası toplum’ Suriye’de yönetim devirmek için dünyanın her tarafından gelen silahlı örgütlere adeta bir sivil toplum kuruluşu muamelesi yaptılar. On binlerce militan buraya akın etti."

'IŞİD'in Nusra ile ideolojik hiçbir farkı yok, ikisi de El Kaide, mesele de liderlik çekişmesi'

Dursunoğlu, bugün de İdlib'i kontrolünde tutan Nusra Cephesi'nin, yani en son ismiyle Heyet-i Tahrin Şam lideri olan Ebu Muhammed Colani'nin aslında Bağdadi'nin komutanı olduğunu anımsatan Dursunoğlu, Colani'nin Suriye'ye de Bağdadi tarafından gönderildiğini ve burada Nusra'yı kurduğunu vurguladı. Dursunoğlu, 2014'ten sonra karşımıza çıkan IŞİD-Nusra mücadelesinde iki yapı arasında aslında ideolojik hiçbir fark bulunmadığını, meselenin sadece liderlik kapışmasından kaynaklandığını şöyle anlattı:

"İşte bu fırsat içerisinde şu an İdlib’i kontrol altında tutan ‘Heyet-i Tahrir Şam’ adlı örgütün lideri Ebu Muhammed Colani’yi, Ebu Bekir Suriye krizinin başlarında kendi temsilcisi ve komutanı olarak Suriye’ye göndermişt. Muhammed Colani, Suriye’ye geldikten sonra ‘Nusra Cephesi’ adı altında örgütlenmeye başladı. ‘Nusra Cephesi’, ‘el-Kaide’nin’ Suriye kolu olarak ün yaptı ve en nitelikli eylemler de bu örgüte aitti. 2013 yılına gelindiğinde Bağdadi bir ses kaydı yayınladı. Bundan sonra ‘Nusra’ ve ‘Irak İslam Devleti’ diye ayrı örgütler olmadığını, bunların birleştiğini ve Nusra Lideri Colani’nin de kendisine biat ettiğini açıkladı. Ancak bu biat ve birleşmeye Colani karşı çıktı. Olay Eymen Zevahiri’ye intikal etti. Zevahiri ise böylesi bir birleşmeyi kendisinden habersiz olduğu için reddetti. Colani’nin Suriye’den, Bağdadi’nin ise Irak’tan sorumlu olduğunu belirtti ve ikisinin de üstünde lider pozisyonunda konuştu. Bu durum Ebubekir Bağdadi’yi rahatsız ettiği için 2013’ten sonra IŞİD ile Nusra ayrıldı. IŞİD ile Nusra arasında ideolojik hiçbir farklılık yok, sonuçta ikisi de el-Kaide’nin birer kolu. Colani zaten Bağdadi’nin komutanı olarak Suriye’ye gönderdiği bir isim. İkisi arasındaki temel sorun sadece Eymen Zevahiri’nin otoritesinin kabul edilip edilmemesiyle ilgili. Ebubekir Bağdadi kendisini bir otorite kabul ettiği için Usame Bin Ladin’den sonra Zevahiri’ye biat etmiyor. Bundan dolayı da Zevahiri’nin emrini kendisi açısından bağlayıcı görmüyor. Colani ise Eymen Zevahiri’nin kontrolünde devam ediyor. Yani ayrılık bir anlamda kişisel liderlik çerçevesinde gelişiyor.”

'Bağdadi'nin komutanı Colani'nin liderlik ettiği Nusra'nın terör örgütü ilan edilmesine bugün SMO adıyla sunulan ılımlılar itiraz etmişti'

Dursunoğlu, dünyada ılımlı muhalif olarak sunulan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), yeni adıyla 'Suriye Milli Ordusu' (SMO) da dahil bölgedeki tüm grupların radikal gruplar olduğunun altını çizdi. Nusra Cephesi ABD tarafından 2012'de terör örgütü olarak ilan edildiğinde şiddetle karşı çıkanın 'ılımlı' diye sunulan Suriye Ulusal Konseyi üyeleri olduğunu anımsatan Dursunoğlu, bu cihatçıların 'devrim parçası' oldukları söylemlerinin eksik olmadığını vurguladı. Dursunoğlu, "O tarihte Bağdadi'nin komutanı olarak Suriye'de bulunan Colani'nin örgütüdür" diye ekledi:

“2014 yılına kadar yani IŞİD’in Musul ve Tıkrit’i düşürdüğü, hilafet ettiği ve Kürdistan bölgesine saldırdığı döneme kadar Suriye’de IŞİD veya Nusra gibi örgütlerin terörist olduğu şiddetle reddediliyordu. Özgür Suriye Ordusu tabelası altında bir Suriyeli muhaliflerden söz ediliyordu. Suriyeli muhaliflerin de ‘ılımlı’ oldukları şiddetin aslında Suriye ordusundan kaynaklandığı vurgulanıyordu. Bu, sadece askeri örgütler açısından değil en ‘ılımlı’ diye kabul edilen Suriye Ulusal Konseyi için de geçerlidir. Suriye Ulusal Konseyi, Suriye muhalefetinin ilk siyasal örgütüdür. Bu yapının o dönemki lideri George Sabra ve Suriye Ulusal Konseyi’nin diğer üyeleri, Amerika Aralık 2012’de Nusra’yı terör örgütü ilan ettiği zaman şiddetle tepki gösterdiler. Nusra devrimin bir parçasıdır dediler. O tarihte Nusra dediğimiz şey Ebubekir Bağdadi’nin komutanı olarak Suriye’de bulunan Colani’nin örgütüdür."

'SMO komutanı Selim İdris, Nusra'nın kahramanlıklarını anlatıyordu'

Dursunoğlu, bugün SMO olarak sunulan yapının komutanı Selim İdris'in o dönemlerde Nusra'nın IŞİD'in 'terör örgütü' olarak sunulmasına tahammül bile edemediğini belirtirken, aynı şekilde IŞİD 2014'de Musul ve Tıkrit'i ele geçirdiğinde nasıl 'özürcü' izahatlara kalkışıldığını anımsattı. Dursunoğlu, ÖSO diye anılan Ahrar'dan Nurettin Zengi'ye uzanan grupların hepsinin aynı ideolojik çerçeveleri bulunduğunu anlatan Dursunoğlu, örneğin ‘ılımlı’ diye nitelenen Ahraru’ş- Şam adlı örgütün kurucusu olan Ebu Halid es-Suri'nin de Usame bin Ladin ve Eymen Zevahiri’nin yakın dostu ve elçisi olduğunun altını çizdi:

"Ardından 2012’nin Aralık ayında Amerika, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın yani adına ‘Dostlar Grubu’ denilen devletlerin istihbarat servisleri, Antalya’da bir otelde Özgür Suriye Ordusu Genelkurmayı’nı kurdu. Örgütün başkanlığına da Selim İdris tayin edildi. O zamanki Özgür Suriye Ordusu Genelkurmayının başkanı olan Selim İdris’in adını, şu an ‘Suriye Milli Ordusu’nun komutanı olarak duyuyoruz. Selim İdris o dönemde Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait Sky News Arabic televizyonuna demeç verdi. Nusra’nın nasıl kahramanca savaştığını, ön cephelerde yer aldığını, nasıl Suriye devrimine katkı verdiğini ve nasıl yardımlar yaptığını anlattı. O dönemlerde hiç kimse Nusra’nın IŞİD’in terör örgütü olarak anılmasına tahammül bile edemiyordu, en ılımlısından en radikaline hatta devlet başkanlarına varıncaya kadar… Hepimiz 2014’te Musul ve Tıkrit düştüğü zaman dönemin başbakanının bu düşüşü ve IŞİD’in ortaya çıkışını hangi gerekçelerle izah etmeye çalıştığını çok iyi hatırlıyoruz. IŞİD’i bir ‘Sünni öfke birikmesi’yle izah ediyor ve bütün suçu Irak Başbakanı Maliki’ye yüklüyordu. Bu sonucu Maliki’nin yarattığını anlatmaya çalışıyordu. Yani IŞİD veya Nusra gibi terör örgütleri en başından beri birlikteydi. Özgür Suriye Ordusu denilen çatı içerisinde yer alan Ahraru’ş- Şam’ından, Nurettin Zengi’sine ve adı sayılmayacak yüzlerce örgütün tamamı aynı ideolojik çerçeveye sahipti. Mesela ‘ılımlı’ diye nitelenen Ahraru’ş- Şam adlı örgütün kurucusu olan Ebu Halid es-Suri, Usame bin Ladin’in ve Eymen Zevahiri’nin yakın dostu ve elçisidir.”

'Suriye'de ılımlı diye sunduklarına karşı şimdi en büyük savaşı verdiklerini söylüyorlar'
Dursunoğlu, uluslararası toplumun yıllarca Suriye'de ılımlı diye sundukları bütün bu gruplara karşı şimdi en büyük savaşı kendilerinin verdiğini öne sürebilmelerindeki ikiyüzlülüğe dikkat çekti. Zaman içerisinde politika değişikliğine gidilse dahi başkentlerde üretilen politikaların sahaya aynı netlikte yansıyamayacağının altını çizen Dursunoğlu, kontrol edildiği söylenen grupların aslında IŞİD ve El Kaide ile dini dayanışma sergilediklerini, ABD'nin ise terörle savaştık söyleminin yalan olduğunu vurguladı:

“Suriye’deki terör örgütlerini, el-Kaide bağlantılı örgütlere adeta bir sivil toplum kuruluşu veya ‘ılımlı muhalefet’ muamelesi yapan ‘uluslararası toplum’ bugün IŞİD’e karşı en büyük savaşı kendisinin verdiğini söylüyor. Bunun hiçbir gerçekliği yok; ama bir an için doğru olduğunu varsayalım, ortada şöyle bir gerçeklik var. Siz geçmiştekine göre politikanızı değiştirmiş olabilirsiniz. Siz, 2012, 2013, 2014 ve 2015’e kadar Suriye’deki bütün silahlı gruplara sonsuz destek sağladığınız şimdi bundan vazgeçmiş olabilirsiniz. Peki, saha sizin gibi hemen politika değişikliğine gitti mi? Yani düne kadar sahada birlikte olan silahlı gruplar bir, güç meselesinden dolayı yani korkudan veya yaratılan dehşet dengesinden dolayı IŞİD’e veya Nusra’ya biat ediyor veya onunla işbirliği yapmak zorunda kalıyor. İki, gönüllü olarak zaten aynı ideolojiye inandıkları için bunu yapıyorlar. Yani sizin başkentlerde ürettiğiniz politikalar sahaya aynı netlikte ulaşmıyor. Sahada yıllarca birlikte olmuş aynı ideolojiye inanmış, aynı cephelerde savaşmış bu insanları işbirliği yapmaktan alıkoymuyor ki… Hatta bunların yardımlaşması bir anlamda dini dayanışma olarak da algılanıyor ve bu şekilde izah ediliyor. Dolayısıyla IŞİD ile ÖSO’nun veya Nusra’nın şu an İdlib’de belli yerlerde çatışıyor olması yahut Amerika’nın IŞİD’e karşı savaşıyor olması bunların teröre karşı oldukları iddiasını ispat etmiyor. Bunlar terörle savaştık diyorlar; hayır savaşmadılar, tam aksine bu örgütleri desteklediler."

'Bağdadi, IŞİD ile kanlı bıçaklı grubun liderinin evinde ne arar?'

Dursunoğlu bütün bu terör örgütlerinin yakın işbirliği yaptığını da anımsatırken, ABD'nin sadece 'ılımlı' diye nitelediği örgütlere verdiğini söylediği TOW füzelerinin daha sonra HTŞ'nin elinde görüldüğünü belirtti. Zaten ılımlı-radikal diye ayrıştırılan grupların daha 2015'te Fetih Ordusu ismiyle birleştirilmesine atıf yapan Dursunoğlu, İdlib'in de hep birlikte ABD kaynaklı bu silahlarla ele geçirildiğini anımsattı. Nusra Cephesi’nden değerlerinden saptığı gerekçesiyle ayrılmış olan ve kendilerine 'asıl Suriye El Kaidesi' diye anan ‘Hurraseddin’ isimli grubu örnek gösteren Dursunoğlu,  Ebubekir Bağdadi'nin -eğer gerçekse- Türkiye sınırının dibinde bu grubun misafiriyken öldürüldüğünü belirtti:

"Sahada çok ciddi bir işbirliği vardı. Bu işbirliği geçmişte oldu, bugün de devam ediyor, muhtemelen gelecekte de edecek. Çok somut bir örnek söyleyeyim. Amerika, sadece ılımlı diye nitelediği örgütlere TOW füzeleri gibi çok önemli sofistike silahları veriyordu. Mesela Hareketi Hazm diye bir grup vardı İhvan bağlantılı, onlara ‘ılımlı’ denilerek bu silahlar veriliyordu. Daha sonra TOW füzelerini Heyet-i Tahrir Şam’ın elinde gördük ve İdlib ele geçirildiği zaman bu füzeler peynir ekmek gibi kullanıldı. İdlib’i ele geçiren kimlerdi? Bugün Heyet Tahrir Şam’ın veya ÖSO ılımlı, radikal diye ayrıştırılıyor; iyi ama 2015 yılında bunların hepsi ‘Fetih Ordusu’ adı altında koalisyondular ve İdlib’i hep birlikte ele geçirdiler. Bunlar silahları da savaşçıları da geçişli bir ilişki çerçevesinde kullanıyorlar. Aynı ilişkiler sahada yine devam ediyor. Nusra Cephesi’ni el-Kaide değerlerinden saptığı için ondan ayrılan ‘Hurraseddin’ diye bir grup var. Bunlar kendilerine asıl Suriye el-Kaide’si diyor. Ebubekir Bağdadi şu an Türkiye sınırına 5-6 km mesafede ‘Hurraseddin’ adlı grubun misafiriyken öldürüldü; tabi eğer Amerika, Bağdadi’yi gerçekten öldürdüyse... Hurraseddin ile IŞİD güya öteden beri birbiriyle kanlı bıçaklılar. El-Kaide ile IŞİD 2013’ten beri birçok yere birbirinin kanını döktü. Buna rağmen bugün biz Bağdadi’nin Hurraseddin’in misafiri olarak öldürüldüğüne tanık oluyoruz. Bu nasıl bir ilişki biçimi?”

'Clinton'ın belki de ömründe tek doğru sözü, bunları aslında biz yarattık'

Dursunoğlu, ABD’nin el-Kaide başta olmak üzere Ortadoğu’daki tüm terör örgütlerinin oluşumunda büyük rolü olduğu görüşünde. Dursunoğlu, bu durumun ABD’nin tarzından kaynaklandığını belirtirken, "Adeta bir mikrobu bünyeye sokuyor, o mikrop gelişiyor. Gelişmesi hastayı komaya sokacak şekilde ilerlemesi için elinden gelen her şeyi yapıyor. Sonra da aşıyı ben yaptım, hastayı ben kurtardım diye, bir de kurtarıcı rolüyle sahaya iniyor" ifadelerini kullandı. Dursunoğlu'na göre Hillary Clinton'ın ömründe belki de tek doğru sözü Afganistan'a atfen, 'bunları aslında biz yarattık':

"Hillary Clinton’ın belki de ömrü boyunca yaptığı tek doğru konuşma, Sovyet işgali sırasında Afganistan’daki el-Kaide’ye yardım ettiklerini hatırlatarak “bunları aslında biz yarattık” dediği konuşmasıdır. Afganistan’da el-Kaide’den başlamak üzere Irak’ta, ‘Irak İslam Devleti’, sonra ‘Irak-Şam İslam Devleti’, sonra da ÖSO ve diğerleri. Bütün bunların hepsinde Amerika’nın çok bariz şekilde üretici, yaratıcı sorumluluğu var. Bütün tarihsel çıplaklığıyla ortada olan bir şey. Amerika’nın tarzı bu, yani adeta bir mikrobu bünyeye sokuyor, o mikrop gelişiyor. Gelişmesi hastayı komaya sokacak şekilde ilerlemesi için elinden gelen her şeyi yapıyor. Sonra da aşıyı ben yaptım, hastayı ben kurtardım diye, bir de kurtarıcı rolüyle sahaya iniyor. Amerika’nın şu an yaptığı şey tıpatıp bu. Afganistan’dan sonra Irak’ı işgal etmesi, Irak’ta Saddam ordusunu tamamen tasfiye ederek bir anlamda Saddam ordusunu adeta IŞİD’e gönüllü asker yapması, böyle bir zemini yaratması Amerika’nın IŞİD için en elverişli, en müsait zeminini yaratmasıydı."

'Diğer tarafta ABD'yi feryat figan Suriye'yi işgale çağıran bölge ülkeleri var'

Ebubekir Bağdadi ve IŞİD'in üst düzey dokuz komutanının hepsinin Irak işgali sırasında Buka hapishanesinde ABD gözetiminde bulunduğunu anımsatan Dursunoğlu, bu kişilerin dört sene sonra serbest kalıp 170 bin ABD gücünün bulunduğu Irak'ta 'Irak İslam Devleti' adlı yapıyı kurduklarını belirtirken, "Şu bir tesadüf olabilir mi" sorusunu sordu. Dursunoğlu, diğer yandan da ABD'yi Irak gibi Suriye'yi işgal etmesi için sürekli zorlayıp feryat figan eden bölge ülkelerinin rollerine de vurgu yaparken, "Böylesi çağrıların yapıldığı bir bölgede, bölge ülkelerine ABD belki de çok az bile yapıyor" değerlendirmesinde bulundu:

"Öte taraftan şu bir tesadüf olabilir mi?: Bağdadi ve IŞİD’in üst düzey dokuz komutanının hepsi Basra’daki ‘Buka’ cezaevinde Amerika’nın elinde 4 sene hapis yatıyor. ‘Buka’ cezaevi çok donanımlı bir cezaevidir, Ebu Gureyb’dekilerin bile oraya nakledildiği, daha aşırı, daha üst düzey terörist muamelesi görenlerin hapsedildiği bu cezaevinde 4 yıl yattıktan sonra serbest kalıyorlar. Bunlar  170 bin Amerikan askerinin işgalindeki Irak’ta ‘Irak İslam Devleti’ni kuruyorlar. Peşinden de Suriye olayını gerçekleştiriyorlar. Irak ve Suriye’de Lübnan’ın birkaç katı büyüklüğünde toprak sahibi oluyorlar. Bütün bunlar Amerika’nın bu işlerdeki, terördeki, bölgedeki istikrarsızlıktaki asli ve üretici yaratıcı rolü olduğunu ispat ediyor. Ancak aynı Amerika adeta kurtarıcıymış gibi geliyor.

Suriye’ye müdahale için adeta feryat figan eden yalvaran bölge ülkeleri var. Yani Amerika ile “Suriye’ye neden müdahale etmiyorsun, Irak’a yaptığın gibi, Libya’nın altını üstüne getirdiğin gibi Suriye’yi niye altını üstüne getirmiyorsun” diye kavga ediyorlar. Suriye’ye müdahale için önce yalvaran sonra da bunu yapmadığı için Amerika ile kavga eden bölge ülkeleri var; Suudi Arabistan, Türkiye, Katar bu ülkelerden birkaçı. Sanki Amerika’nın bölgede müdahale edip de abat olduğu bir yer varmış da Suriye bundan eksik kalmış gibi bir havayla müdahale isteniyor. Böylesi çağrıların yapıldığı bir bölgede, bölge ülkelerine Amerika bence çok az bile yapıyor. Bu bölge, Amerika’nın yaptığı kötülüklerden bence çok daha fazlasını hakkediyor. Çünkü bölge ülkeleri bunu kendileri istiyorlar. Amerika da istediğinizi buyurun diyor.”

Ceyda Karan/Suputnik