Röportaj/Söyleşi Seyyid Sinan Boztepe: Cemevleri bir senaryo, Dergah ise bir realitedir



ID:49163
Yayınlanma:
08 Kas 19

Asırlar boyu gündemin odağında Alevilerin inanç ve yaşam tarzları hep tartışma konusu olmuştur. Alevilik İslam dışı, İslam’ın bir parçası mı? Aleviler namaz kılar, oruç tutarlar mı? Cemevi ile ilgili bitmek bilmeyen tartışmaların bir algı operasyonu mu? Yurt dışında Alevilere yönelik planları neyi amaçlıyor? FETÖ terör örgütü neden Alevileri hedef aldı? 15 Temmuz darbe girişimi ve birçok konuyu son günlerde bazı kesimler tarafından hedef alınan Seyyid Sinan Boztepe ile konuştuk.

Türkiye gündemi birçok açıdan sürekli değişse de, asırlardır Alevilik hep gündemde kalan son derece önemli bir konudur. Alevilik hep konuşuldu, tartışıldı, ancak Aleviler bir türlü kendini tanıtamadı, daha doğrusu Alevi olmayanların Aleviliği konuşmaktan bir türlü sıra Alevilerin konuşmasına gelmedi. Sizinle bu anlamda bazı konuları konuşacağız, ama önce sizi tanıyalım; Seyyid Sinan Boztepe kimdir? 

Seyyid Sinan Boztepe: Kimdir sorusuna şöyle bir giriş yapalım bizde. Memleket olarak Malatyalıyım. Soy olarak Seyyidliğimiz İmam Musa-i Kazım’dan (a.s) gelmektedir. Yani 7. İmamın evladıyız. Tekirdağ Çerkezköy’de Ehlibeyt derneğinin başkanlığını ve aynı zamanda o derneğe bağlı dergâhında Alevi Dedeliği görevini yapmaktayız. Bu dergâhımız Trakya’da yaklaşık 10 yıllık bir maziye sahip. Bu 10 yıllık süre zarfında Trakya’da bayağı bir iş yaptık diyebiliriz.

7Sabah.com.tr: İnsanlar genelde büyük Şehirlere gidip İş dünyasına atılırken, Siz tam tersini yapıp Tekirdağ Çerkezköy bölgesine geldiniz. Ve belli bir süre sonra da bir bina inşa ettiniz. Bu yapım aşamasında hangi şartlarla karşılaştınız ve bu günlere nasıl geldiniz?

Bu binamızı 2010 yılının Ekim ayında temelini attık. Harcamaların tamamı halk tarafından karşılandı. Malumunuz bizler Diyanete bağlı değiliz, bu sebepten herhangi bir devlet kuruluşlarından yardım almadan binamızı tamamladık. Önceden de belirttiğim gibi yapımın tamami cemaatimizin katkılarıyla bu oldu. Tabi İstanbul değil de niye burası? Buraya gelmeden yaklaşık 4 sene önce İstanbul’daydım ve bulunduğumuz bölge İstanbul’a 1 saatlik mesafedeydi. Trakya’daki kardeşlerimizin daveti üzerine ben buraya geldim ve yine arkadaşlarımızla omuz omuza bugüne kadar hizmetlerimizi sürdürüyoruz.

Sorularıma Dergâh ile başladım, çünkü sürekli gündemde olan bir dergâh. Bu çalışmaları burada yaparken ne gibi yöntemle başladınız? Neden Cemevi değil de, Dergâh?

Bölgemizde çok önemli bir Alevi nüfuzu mevcuttur. İlk önce hali hazırdaki Alevi Kurumlarına dernek ile ilgili temaslarımız oldu. Derneğimizi kurduk ve hemen devamında Dergahımız ile ilgili çalışmalara başladık. Alevi yaşantısında, Alevi tarihinde ve Alevi inancında Cemevi diye bir şey yoktur. Bu yapı 90’lı yıllara kadar ismen dahi duyulmamıştır. Hiç bir Alevi köyünde 90’lı yıllara kadar Cemevi diye bir yapı bulunmamıştır. Gerek Selçuklu döneminde, gerek Osmanlı döneminde Alevilerin kendilerine ait dergahları ve tekkeleri vardı. Dönemin cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demire ve o dönem başbakan Sayın Mesut Yılmaz tarından Cemevi gündeme getirildi. Konuyla ilgili belgeler devletin arşivinde belgeler mevcuttur. Hükümet, Cemevlerinin yapılması için 1998 yılı bütçesinde 12 ayrı Alevi Kurumuna ödenek ayırmıştır. Cemevlerinin bir anda yapılması tabiri caizse Süleyman Demirel’in önderliğinde ve başbakan Mesut Yılmaz’ın bir adımı olarak tarihteki yerini almıştır. İlginç olan bu yapılanmanın temelinde İslam yer almamıştır. Oysa Selçuklular ve Osmanlılar döneminde yapılan Alevi dergâhları ve tekkeleri tamamıyla islamidir, gayri islami değildir. Yani bu dergâh ve tekkelerin mescidi ve mihrabı vardır. Yani, Aleviler namazsız değildir. 90'lı yıllarda yapılan Cemevlerinde maalesef İslami hassasiyetler bir kenara bırakılmıştır. Ve 90’lı yıllarda şehirleşme ile birlikte Cemevleri ile tanışan Aleviler, (ben de Alevi köyünde doğmuş büyümüş biriyim ) gözlerini Cemevlerinde açmaya başladılar ve kendilerine sunulan Aleviliği özümsemeye başladılar. Zaten bir kopuş yaşamıştılar. Özellikle Osmanlıda 2. Mahmut döneminde dergâhları ellerinden alınmıştı. Boşlukta kalan bu halk; Kendilerine sunulan Cemevi modeli ile yeni bir Aleviliğe adım atmış oldular. Ama aklı başında hiçbir insan mescidsiz bir Alevilik de olabilir diyemez. O yüzden bizde aslımıza ve inancımıza uygun olanını yaptık, dergâhımızı inşa ettik. Trakya’da yapmış olduğumuz bina aynı zamanda Türkiye için bir ilk niteliğinde oldu. Çünkü, Biz bu binaya mescid de koyduk ve Alevileri namaza davet ettik. Ama Nasıl bir namaza davet ettik? Kendi mezheplerine göre bir namaza ki; Alevilerin hepsinin mezhebi olarak Caferidir. Cafer-i Fıkhına uygun bir ibadethane, Cafer-i fıkhına uygun  bir abdest, Cafer-i Fıkhına göre bir namaza davet ettik. 

1998 yılında Devletin Aleviler ile ilgili yapmış olduğu çalışmaları nasıl değerlendiriliyorsunuz, yada biz bunu nasıl anlamalıyız?

90'lı yıllarda Devletin atmış olduğu bu adımın Fethullah Gülen’den habersiz atıldığına ben inanmıyorum. Gülen cemaatinin projesi devletin de tarafı ve desteği ile mazlum ve masum Alevilere sunulmuştur. Bunun aksini iddia edebilecek bir kardeşimiz var ise, uyursun 98 bütçesinden büyük meblağda ayrılan para niçin bir anda Alevilere teslim edildiğinin sorusunun cevabını bize versin. Ve en sonunda zaten Fetullah Gülen cemaati hareketinin Cemevlerinin dışında olmadığını yakın tarihte, yani 17-25 Aralık’tan hemen önce Ankara Tuzluçayır ‘da Camii Cemevi projesi ile de görmüş olduk. Buda onun ispatıdır.  Fetullah Gülen Hareketi Cemevlerinin icat edilmesi ve yapımında dışında değil! Tam merkezindeydi.

Yani buradan şunu anlayabiliriz. Fethullah Gülen’in toplumun nezdinde dindar bir cemaat olgusuyla hareket eden, “dinler arası diyalog” projesiyle tüm insanların kardeş olduğunu, yani batıya “ılımlı İslam” çabası sürdürürken, içerde de batının desteklediği ve kendi projesi dahilinde Aleviler üzerinde de girişimleri olmuştur. Özelikle Alevileri ele almıştır. Bunun bir “Sünnileştirme” projesidirdiyebilir miyiz?

Şöyle de diyebiliriz; bu proje ile Alevilerin diğer islam ülkelerindeki kendi mezhepdaşlarıyla, yani kendileri gibi 12 imamcı olan devletlerle ve insanlarla tanışmasının önüne büyük bir set çekilmiş oldu. Siz Anadolu’ya ait bir unsursunuz. Sizin dünyadaki diğer Ceferilerle asla bir benzerliğiniz yok demeye getirildi.

Alevi toplumunun dergâh kavramı değil de, Cemevi kavramını kabul etmesindeki etkenler nelerdir?

Şehirlere geldiklerinde Aleviler zaten memleketlerinde dergâh kavramını kaybetmişlerdi. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde ellerinde sadece Hacı Bektaş dergâhı kalmıştı. Oda 1924’de çıkarılan tekke ve zaviyeler kanunu ile en son kalan dergâhları da Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlanmış oldu. Ve Dergâh kültürü de bitirilmiş oldu. Halbuki Cemevi bir icattır. Dergâh ise, realitedir. 

Siz bu söylem ve girişimle bir anlamda bütün dengeleri bozdunuz. Haliyle birçok kesimin hedefine yerleştiniz? 

Özellikle bu süreçte görmüş olduk ki hedef seçilenlerin en başta şahsım ve Tekirdağ Çerkezköy’deki dergah gelmektedir. Ve bizimle birlikte, yazılarımda da isim isim verdiğim Çorum’daki İmam Ali camisindeki canlarımızdır. Erzincan’daki Seyyid Sefer Akkuş dostumuzdur. İsim olarak bunlar telafuz edilmeye başlandı ve hedef gösteriliyor. İllaki bu yazımızı dostlarımız okuyordur ve üzerimize gelenler de  takip edecektir!. Biz Ehlibeyt Dergâhlarının sayısını arttıracağız. Yani, görüşümüzü genele daha fazla yayacağız. Kendileri istese de istemese de. Bu olacak, bu mücadele nereye varır bunu da Allah bilir. Zaten biz kendimizi Allah’a adamışız.

Alevi toplumunun inandığı bazı şeyler var ve bunları da yıkmak bir anda kolay değildir Özellikle bazı isimler gündeme getiriliyor ve Alevi toplum tarafından tartışma yaratılıyor. En çok da söylemleriyle dikkat çeken isimler var. Siz bu yöntemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Metot üzerinde durmak lazım. Nasıl bir metot ile derdimizi anlatmalıyız? Yumuşak bir metot ile olmalı.Yoksa bir anda herşey söylenmeli mi? Ben şu görüşten yanayım; Alevilerden gerçekler saklanmasın. Çünkü Zaman çabuk geçiyor. Dediğim gibi 1998 yıllarında yapılmaya başlanan bir Cemevi süreci ile maalesef Cemevlerinin bir kısmında cenaze namazı tamamen kaldırılmış durumda. Alevilere Hıristiyan muamelesi yapılıyor. Gerçekleri Alevilere söyleyelim. Tatlı bir şekilde Alevilere anlatılsın. İnanmak inanmamak kişiye kalmalı. 

Ehibeyt (a.s) değerlerine yaklaşımlarınız ve kutsal mekânlara düzenlemiş olduğunuz ziyaretler hususunda itirazlar oldu mu? 


Çok büyük itirazlar geliyor. Hatta bunları köşe yazılarına taşıyanlar bile oldu. Ama; ne hikmetse bunu ilk  dile getirenler yine dinsiz gruplanlardır. Alevilerin Kerbela’da ne işi var dediler? Biz de diyoruz ki, Aleviler Kerbela’ya gitmeyecek de Vatikan’a mı gidecek. Sizin derdiniz ne? Aleviler Erbaine gitmesinler yılda bir kere Hindistan’a gidip Öküzlere bağlılığını mı dile getirsinler? Erbaindeki insanların toplanmsından kim rahatsızlık duyar ki? Bu sorunun muhatabı tabi ki Emperyalistlerdir ve onların hedeflerini benimsemiş çevrelerdir. Biz Aleviler Müslümanız ve İslam’ın merkezi olan Ehlibeyt’e tabiyiz. Dolayısıyla bu yolda yürümeye devam edeceğiz…

Devam Edecek…