Analiz Britanya’nın en büyük krizi; BREXİT



ID:49186
Yayınlanma:
08 Kas 19

Evet, Brexit hali hazırda Britanya devletinin en büyük krizine dönüşmüş bulunuyor.

Gerçi işin başında bu sürecin pek de zorlu ve sıkıntılı olacağı düşünülmüyordu, ancak şimdi öylesine iç ve dış karmaşıklıklarla karşılaşmış ki hatta Brexit’in uygulanması bir yana bu konu Britanya içinde ciddi ihtilaflara yol açtığı ve ayrıca Londra ile AB arasında da yeni bir sürtüşmeye ve ABD’nin resmen Britanya’nın içişlerine karışmasına sebebiyet verdiği anlaşılıyor.

Bu durum Britanya’nın eski istiklal partisi ve yeni radikal sağ Brexit partisi lideri ve hamileri tarafından Brexit’in üvey babası lakaplandırılan Nigel Farage’ın bir süre önce Britanya camiasında Brexit üzerine ciddi çatlakların oluştuğu ve vahim sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunmasına yol açtı.

Farage Britanya’nın AB’den çekilme konusunda Britanyalı politikacıların ve hatta vatandaşların arasında şiddetli anlaşmazlık yaşandığını belirterek, Britanya 17. yüzyılda iç savaştan sonra en büyük anlaşmazlık durumu ile karşı karşıya bulunduğunu vurguladı.

Aslında Farage’ın işaret ettiği şiddetli anlaşmazlık, iktidar parti olan muhafazakar parti ile başta işçi partisi ve liberal demokrat parti olmak üzere muhalefet partileri arasındaki anlaşmazlık ve yine Britanya vatandaşlarının Brexit hakkında ikiye bölünmüş olduğu durumlardır. Üstelik iktidar muhafazakar partiden de çok sayıda milletvekilleri Avam kamarasında yapılan son oylamalarda muhalefet milletvekillerinin saflarında yer aldı.

Britanya’da muhalefet partileri ve en başlarında işçi partisi Brexit konusunda yeniden referanduma gidilmesi veya Brexit’in esas itibarı ile iptalini istiyor. Bu istek ise Britanya Başbakanı Boris Johnson’u çileden çıkardığı anlaşılıyor.

Öte yandan Britanya’nın radikal sağ politikacısı Nigel Farage’ın Britanya toplumunda Brexit üzerine şiddetli ihtilaf oluştuğunu beyan etmesi de bu çatlağın ne denli derin ve uzlaşılmaz olduğunu gösteriyor.

 

Britanya’nın muhafazakar Başbakanı ve Brexit’in sıkı savunucusu Boris Johnson iktidarın başına geçtikten sonra kesinlikle Brexit yumağını çözebileceğini ve Britanya’yı söz verdiği gibi anlaşmalı veya anlaşmasız 31  Ekim 2019 tarihinde AB’den çıkaracağını zannediyordu. Ancak muhalefet partileri ve Avam kamarasının sert muhalefeti sonuçta Johnson’u sözünü verdiği 31 Ekim’de AB’den çekilme konusunda hüsrana uğrattı ve en son AB’den çekilmek için birlikten 31 Ocak 2020 tarihi olmak üzere üç aylık daha süre istemek zorunda kaldı ve daha da önemlisi Avam kamarasını 12 Aralık 2019’da erken seçime gidilmesi konusunda ikna etti, gerçi bu durum Johnson’un siyasi geleceği açısından büyük bir risk taşıdığı da gözlerden kaçmadı.

Britanya Başbakanı Johnson iktidarın başına geçtiği son bir kaç ay içinde isteklerini dayatmak için sürekli Avam kamarası ile çekişti ve bu uğurda hatta Avam kamarasını bir süreliğine tatile göndermek için kraliçe Elizabet’e bile çıktı. Ancak Avam kamarası adeta güreş yarışı gibi Johnson’un her tekniğine karşı bir teknik uyguladı ve sonuçta Britanya’nın sansasyol Başbakanı’nın 31 Ekim 2019’da Brexit’i uygulama sözünü yerine getirmek üzere tüm numaralarını etkisiz hale getirdi.

Britanya Başbakanı Johnson ülkesini 31 Ekim’de anlaşmalı veya anlaşmasız AB’den çıkarma sözü vermişti. Johnson hatta Britanya’nın AB’den çekilme süresini uzatmaya suda boğulup ölmeyi tercih ettiğini söyledi. Avam kamarasında Brexit’in uygulanma eğilimine karşı çıkan muhaliflere hitap eden Johnson, muhalifler Brexit’in sonuca ulaşmasını istemediklerini ve sürekli bu süreci ertelemeye çalıştıklarını, ancak bu durum ülke ekonomisine ve ailelerin iktisadi durumuna büyük zararlar vardığını söyledi.

Ancak tüm bu çabalara rağmen Britanya Başbakanı Johnson Brexit’i uygulamak için Avam kamarasının desteğini kazanamadı. Bu yüzden Johnson parlamentonun baskıları üzerine AB’den Brexit süresinin uzatılmasını istedi. Bunun üzerine Avrupa konseyi Başbakanı Donald Tusk bir açıklama yaparak AB Brexit’in 31 Ocak 2020 tarihinde uygulanmasını ve böylece süreyi üç ay daha uzatmayı kabul ettiğini belirtti. Johnson da Tusk’a yazdığı mektupta istemeyerek de olsa Brexit’in üç ay sonrasına ertelenmesini kabul ettiğini bildirdi.

Aslında Britanya Başbakanı Johnson AB yetkilileri Brexit’in üç ay ertelenmesini reddetmelerini umuyordu, fakat Avrupa konseyinin süreyi üç ay daha uzatması Johnson’un izlemeye çalıştığı yolu büsbütün değiştirdi. Johnson Avam kamarasına bir yasa tasarısı götürerek erken seçim talebinde bulundu.

Gerçekte Johnson ülkesini 31 Ekim’de AB’den çıkarma çabaları başarısız olduğu için AB’den süre istemek zorunda kaldı ve bir bakıma parlamento onu Brüksel’den bu talepte bulunmaya zorladı.

 

Britanya Başbakanı Johnson bu karmaşık durumdan kurtulmak için erken seçim önerisini gündeme getirdi. Bu öneri 28 Ekim’de Avam kamarasında yapılan oylamada reddedildi, fakat uzun süren müzakerelerin ardından Avam kamarası 29 Ekim’de erken seçime gidilmesini onayladı.

Aslında erken seçimle ilgili yasa tasarısı şimdiye dek Avam kamarasında bir kaç kez reddedilmişti, fakat Britanya Başbakanı Johnson’un seçimlere gidilmesi konusunda ısrarı ve bol bol istişareleri sonucu milletvekillerinin olumlu görüşünü kazandı ve yasa tasarısı tekrar oylamaya sunuldu ve böylece erken seçim kararı 20 olumsuz oya karşı 438 olumlu oyla onaylandı.

 

Şimdi ise Britanya tarihinin en önemli ve en kader belirleyici seçimi 12 Aralık 2019 tarihinde düzenlenmesi bekleniyor. Bu süreçte alınan karar Lordlar kamarasında onaylandıktan sonra Avam kamarası feshediliyor ve erken seçimlerin sonuçları yeni Avam kamarasını ve bunun da doğal sonucu olarak Brexit’in kaderini belirliyor.

Britanya Başbakanı Johnson kendince son çareyi erken seçime gitmekte buldu. Johnson erken seçimde muhafazakar partinin kesin zafer kazanmasını ve böylece Avam kamarasının yapısı kendisi ile eşgüdümlü hareket etmesi ve Brexit’i uygulayarak AB’den çekilmesini hayata geçirmesine yardımcı olmasını umuyor.

Muhalefeti Britanya hükümetinin erken seçim talebini bir kaç kez başarısızlıkla sonuçlandıran işçi partisi lideri Jeremy Corbyn ise şöyle dedi:

Biz AB’den anlaşmasız çekilme seçeneği ortadan kaldırıldığından emin olduktan sonra erken seçime gidilmesini kabul ettik.

Böylece Britanya’da 12 Aralık erken seçimleri Başbakan Johnson kesin zafer kazanma ve muhafazakar partinin çoğunlukta bulunduğu bir parlamento ile Brexit’i istediği şekilde onaylatarak uygulamayı umuyor, oysa aslında erken seçim Johnson ve partisi için büyük risk taşıyor. Zira Johnson bu seçimleri kazanamadığı takdirde halefe Teressa May gibi Brexit’in siyasi kumarını siyasi konumunu ve iktidarını kaybeden taraf olacak.

 

Bu maceranın öbür ucunda iktidar muhafazakar partiden sonra Britanya parlamentosunda en çok milletvekili olan işçi partisi ise hükümet ve iktidar partinin Brexit macerasında başarısızlığı ve toplumun da bu partinin Brexit tutumuna karşı çıkmasına bakarak erken seçimlerde parlamentoda birinci parti olmayı ve bunun da doğal sonucu olarak siyasi iktidarı ele geçirmeyi umuyor. İşçi partisi seçmenlerin daha fazla oylarını kazanmak için de şimdiden iktidarın başına geçtiği takdirde izleyeceği politikalardan biri Brexit’in kaderini yeniden referanduma giderek Britanya halkı bırakmak olacağını söylüyor.

Öte yandan Britanya’dan başka AB de Brexit hakkında kendine özel görüşleri ve çıkarları bulunuyor. AB’nin başkenti Brüksel başta gelecekte ikili ticari ve iktisadi ilişkiler ve özellikle iki İrlanda arasındaki sınır meselesi başta olmak üzere Londra ile AB arasındaki tüm ilişkilerin açıklığa kavuşmasını istiyor.

Britanya Başbakanı Johnson’un en başta sergilediği sert direnişe rağmen taraflar arasında yürütülen detaylı ve komplike müzakerelerde iki taraf Ekim 2019’un ortalarında Brexit üzerine yeni bir anlaşmaya vardı. Gerçi Avam kamarası bu anlaşmanın genel hatlarını onayladı, fakat detaylarını incelemek üzere zaman istedi, nitekim AB de bu yüzden Britanya’nın AB’den çekilme tarihini 31 Ocak 2020’ye kadar uzattı.

Gerçi AB Brexit’i uygulama süresini uzattı, ama bu mesele AB üyeleri arasında görüş ayrılığını tetikledi. Fransa gibi AB’nin bazı üyeleri Brexit’i uygulamak için Britanya’ya ancak iki hafta daha süre tanınmasını istediler. Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron Britanya’dan iki haftadan daha az bir sürede AB’den çekilmesini istedi. Ancak Almanya ve İrlanda gibi diğer bazı üye ülkeler Londra’ya üç ay daha süre tanınmasına sıcak bakıyordu, nitekim sonunda da Almanya ve ortaklarının görüşü ağır bastı.

Brexit krizinde bir başka önemli nokta, Brexit sonrası dönemde Britanya ile Amerika arasındaki ilişkilerin ufku ile ilgilidir, nitekim bu konu şimdi Londra Washington ilişkilerinde büyük bir soru işareti olarak duruyor.

ABD Başkanı Donald Trump son bir yılda Britanya’nın içişlerine yönelik müdahalelerini arttırmaya başladı ve Britanya Başbakanı Johnson’u doğrudan desteklemenin yanı sıra bir de Brexit hakkında Londra için ahkam kesmeye başladı.

ABD Başkanı Donald Trump en yeni müdahaleci açıklamasında da Britanya işçi partisi lideri Jeremy Corbyn’in gelecek seçimlerde Britanya Başbakanı seçilmesini çok kötü bir durum olarak yorumladı. Trump Britanya Başbakanı Johnson’u harikulade biri niteleyerek, Corbyn'in Britanya’yı çok kötü yollara sürükleyeceğini de iddia etti.

Amerika Başkanı Trump bundan önce de Britanya’nın AB’den çekilmesi başta olmak üzere bu ülkenin içişlerine karışmış ve birçok kez Johnson’u övmüştü. Trump hatta Johnson yönetiminin AB ile Brexit üzerine yeniden anlaşmasını da eleştirerek bu anlaşmanın bazı bölümleri Washington ile Londra arasındaki ticaretin yolunda engel teşkil ettiğini vurguladı.

Trump da Johnson gibi Brexit’in sıkı taraftarlarından biridir. Trump ayrıca Londra yönetimi Brüksel’in Britanya’nın AB’den çekilmesi için gözetlediği bedeli ödememesi gerektiğini savunuyor.

Britanya’da muhafazakar partinin ABD ile ilişkileri geliştirme eğilimine karşın işçi partisi bu konuya pek sıcak bakmıyor. İşçi partisi lideri Jeremy Corbyn bu konuda şöyle diyor: Biz Britanya’nın kamu hizmetlerini ne Donald Trump’a ne de bir başka Amerikalı yatırımcıya satarız.

Corbyn’in bu sözleri, Amerikalıların Britanya AB’dan çekildikten sonra bu ülkenin ekonomisini ve ticaretini ele geçirme umuduna işaret ediyor. İşçi partisi lideri bu durumu Britanya’nın içişlerine karışmak ve Washington’un sultacı eğilimini gösteren bir durum olarak yorumluyor. Corbyn, ABD Başkanı Trump Britanya seçimlerine müdahale ederek dostu Johnson’un yeniden seçilmesini istediğini belirterek, işçi partisinin iktidar olmasından asla memnun olmayacağını tahmin ettiğini vurguluyor. Trump, erken seçimde Johnson’un yeni seçilmesinden sonra tamamen kendi emrinde olacağını ve böylece onu AB’ya karşı kullanabileceğini ve bu birliği zayıflatmayı Johnson üzerinde gerçekleştirebileceğini düşünüyor.

Her halükarda Britanya AB’den anlaşmasız çıkacak olursa, iktisadi, siyasi ve güvenlik açılarından büyük sorunlarla karşı karşıya geleceği açıktır. Özellikle bu süreçte iki İrlanda sınırları ile ilgili durum belirsizliğini koruduğu takdirde Kuzey İrlanda’nın bir kez daha siyasi istikrarsızlığa sürükleneceği ve cumhuriyetçi Katoliklerle saltanat yanlısı Protestanların arasında 1998 anlaşması ile yatışan etnik şiddetin bir kez daha alevleneceği ifade ediliyor

İktisadi açıdan da anlaşmasız Brexit Britanya için vahim sonuçları olacaktır. Avrupa’nın en büyük ticari kurumu olan Business Europe en yeni raporunda anlaşmasız Brexit büyük bir facia olacağı konusunda uyarıda bulundu.

Her halükarda tüm bu gelişmelere rağmen Brexit ufku halâ muğlak görünüyor, nitekim erken seçim sonuçları da sadece bugünkü durumu değil Britanya’nın gelecek kuşaklarının da kaderini belirleyeceği anlaşılıyor.