Analiz Küresel Terörün Bir Türlü El Çekmediği Irak’ta Kaos Yaratan Figürler



ID:49198
Yayınlanma:
09 Kas 19

Birinci Körfez savaşıyla birlikte Irak’a yerleşen batı emperyalizmi, bölgede küresel terörü tırmandırmaya devam ediyor. Suriye’de sürdürülen vekalet savaşı, Yemen’de Suud rejiminin sivilleri hedef alan terörizmi, Lübnan ve Irak’ta yakılan fitne ateşi küresel terörün ve onların işbirlikçilerinin çirkin ittifakının nasıl bir yıkım oluşturduğunu gözler önüne seriyor. Direniş Cephesinin küresel teröre karşı mücadelesi tam meyvesini verdiği bir dönemde yakılan fitne ateşi tüm bölgeyi hedef almış durumda. Özelikle Yemen, Lübnan ve Irak’ın seçilmesi tesadüf değildir. Yemen’de Halk Direniş Birlikleri (HUSİ), Lübnan’da Hizbullah ve Irak’ta Haşdi Şabi hareketinin hedef alınması ve gösterilerin odağına çekilmeye çalışılması oynanan oyunun ne kadar büyük ve yıkıcı olduğunu ortaya koyuyor. Batı emperyalizmin kuşatmasına karşı direnen Direniş Hareketleri, ne yazık ki içerden büyük ihanetlere maruz kalıyor. Irak’ta bunun örneklerini görüyoruz. Suud rejimi ve Körfez sermayesiyle desteklenen bazı isimlerin kışkırtmasıyla ülke tam bir kaosa sürüklenmiş durumda.

7SABAH/Fehmi Kızılkaya

IŞİD terör örgütünün Irak’ın büyük bir bölümünü işgal ettiği bir dönemde “Halk Seferberliği” başlatan ve ülkeyi terörden kurtaran Halk Direniş Hareketleri, batı emperyalizmi ve onların bölgedeki maşalarının hedefi haline geldi. Bazı figürlerin yönlendirdiği eylemler ülkeyi bir çıkmaza sürüklerken, göstericilerin arasına sızan batı destekli ajanlar Haşdi Şabi güçlerini ve güvenlik güçlerini vururken, bazı ajanlar ise binaların penceresinden halka ateş ederek ortamı daha da germeye çalışıyor. Eylemcileri yönlendiren birkaç figürü ele alalım ve Irak’taki durumu anlamak için birkaç ayrıntıyı çeşitli kaynaklardan yararlanarak sizlerle paylaşalım.

Geçtiğimiz hafta Kerbela’daki İran konsolosluğuna bir saldırı gerçekleştirildi. Nitekim bu saldırı birçok anlamda üzerinde durulması gereken bir saldırı oldu. Bu saldırı bir anlamda İran’a bir mesaj içeriyordu. Çünkü küresel terör ve onların bölgedeki işbirlikçileri Irak’taki direnişin baş aktörü, IŞİD’in yenilgisini sağlayan güç, ABD-İsrail ve Suud rejiminin bölgesel hedeflerinin önünde duran ülke ve İsrail varlığını tehdit ediyor… Bu yüzden Kerbela’da böyle bir eylemin yapılması birçok açıdan son derece önemliydi. Bu saldırı göstericilerin yapacağı basit bir saldırı olarak düşünmek doğru değildir. Bu saldırı “gösteri” kamuflajını kullanan küresel terörün tetikçileri tarafından gerçekleştirildiği gün gibi ortada.

SORHİYE HAREKETİ

Kerbela’daki İran Konsolosluğu'na saldıran yaklaşık 300 kişilik grubun Mahmud es-Sarhi taraftarları olduğu kesinleşti. Kente Kerbela’nın dışındaki Tuveyric bölgesinden girdiği bildirildi.

2014 yılında Irak Başbakanı Nuri el-Maliki karşıtı yayınlarıyla tanınan el-Arabiya televizyonu, “Kerbela’da Bir Şii Mercinin Taraftarlarıyla Maliki Güçleri Arasında Çatışma” başlıklı haberinde Sarhi’nin faaliyetlerinin 2006 yılından itibaren görünür hale geldiğini ve Sarhi taraftarlarının o zaman da Basra’daki İran konsolosluğuna saldırdığını yazmıştı.

25-30 bin silahlı adamı olduğu belirtilen Sarhi’nin taraftarları 2014 yılında da Irak güvenlik güçleriyle çatıştı.

Sarhi’nin Irak’ta velayet-i fakih esasına dayalı bir dini rejim kurmaya çalıştığını belirten el-Arabiya “Bağdat’a en büyük tehdit güneyden geliyor. Bu bölgedeki gruplar, Irak’a da İran’a da tehdit oluşturabilir” yorumunu yapmıştı.

Soyunun Peygamberin torunu Hz. Hasan’a dayandığını iddia eden Mahmud sarhi, 1964 yılında Irak’ın Kazımeyn kentinde doğdu. 1987’de Bağdat Üniversitesi Mühendislik Fakültesinden mezun oldu.

Saddam Hüseyin rejiminin devrildiği dönemde bir süre gizlenen Mahmud Sarhi, 2005’te Irak’ın Hille kentinde ortaya çıktı. Kısa süre içerisinde Amerikan güçleriyle mücadele ettiğini ve 3 Amerikan askerini öldürdüğünü iddia ederek Irak’ın birçok Şii kentinde bürolar açmaya başladı.

Sarhi’nin bu dönemde “İmam Mehdi”nin kendisini ziyarete geldiğine dair açıklaması, Iraklı Şii dini otoritelerin tepkisine neden oldu. Sarhi’nin Saddam döneminde Baas partisi istihbaratının görevlisi olduğu Saddam rejiminin devrilmesinden sonra da Suudi istihbaratından destek aldığı iddia edildi.

Knooz Medya’nın haberine göre ise Saddam yönetiminin egemen olduğu 1990’lı yıllarda Sarhi, evine uydu anteni taktığı için göz altına alınıp 300 dinar para cezasına çarptırılmıştı.
Halka kendisinin Seyyid Hasan el-Horasani olduğunu ve İmam Mehdi’yi tanıdığını söylemeye başladı.

Bir ara kendisini İmam Mehdi’nin naibi olarak tanıtan Mahmud Sarhi, daha sonra ise aslında kendisinin İmam Mehdi olduğunu; ancak bunu açığa vurmak istemediğini söyledi.

Dini merceiyete karşı örgüt

Irak dini merceiyetine karşı olan Sarhi, “İmam Mehdi’nin İdamları” adlı bir örgüt kurdu. İmam Mehdi’nin dini merceiyete karşı olduğunu iddia eden Sarhi, bu gruba da Ayetullah Sistani’yi öldürmekle görevlendirdi.
IŞİD’le savaşa karşı

Mahmud Sarhi, Ayetullah Sistani’nin 2014’te IŞİD saldırılarına karşı halkı seferberliğe çağıran fetvasına karşı çıktı. Sarhi o dönemde IŞİD’in Sünni olduğunu ve onlara karşı silah çekmenin haram olduğunu belirterek Ayetullah Sistani’nin fetvasının batıl olduğunu söyledi.

Sarhi, IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun kurulması sonrasında Mısır’ın el-Vatan gazetesine verdiği demecinde IŞİD’in somut bir gerçeklik olduğunu, geçici bir şey olmadığını, bu yüzden de onu yok etmek adına daha fazla kan dönülmemesi ve bu yüzden de bu “faydasız ve tehlikeli savaşa son verilmesi” gerektiğini söyledi.

Mahmud Sarhi taraftarları, 2006’da İran’ın Basra konsolosluğunu yaktı, 2016 yılında Yeşil Bölgeye saldırdı ve İran’ın Bağdat Büyükelçiliğini ateşe verdi. 2018’de ve 1 Ekim 2019’dan beri düzenlenen gösterilerde de Haşd Şabi bürolarına saldırdı ve buraları kundakladı.

Irak’ta yoksulluk, hizmet yetersizliği ve ekonomik sorunlar sebebiyle düzenlenen gösterilere sızan Sarhi taraftarlarının, son olarak bir Haşd Şabi komutanını ambulanstan çıkarılarak öldürülmesinin de sorumlusu olarak gösteriliyor.

YEMANİ HAREKETİ

Ahmed el-Hasani el-Yemani

Ensaru’l- Mehdi adlı örgütün lideri Ahmed el-Hasani, 12. İmam Mehdi’nin yardımcısı olduğunu iddia ediyor.

Ensaru’l- Mehdi adlı örgütün lideri Ahmed el-Hasani, Şii inancındaki 12. İmam Mehdi’nin yardımcısı olduğunu iddia ediyor. Kendisinin vaat edilen Yemani olduğunu iddia eden Ahmed el-Hasani, Basra’nın el-Cumhuriye mahallesinde doğdu. 1996 yılında Basra Üniversitesi Mühendislik Fakültesine başlayan Hasani’nin burada bir yıl öğrenim gördükten sonra ortadan kaybolduğu ve 2003 yılında Irak’ın işgal edilmesinden sonra vaat edilen Yemani olduğu iddiasıyla ortaya çıkarak Ensaru’l- Mehdi adlı örgütü kurduğu belirtiliyor.

Önceleri İmam Mehdi’nin dostlarından biri olduğunu söyleyen daha sonra da dünyayı Mehdi’nin zuhuruna hazırlamak için gönderilmiş Yemani olduğunu iddia eden Ahmed el-Hasani, Basra, Nasıriye ve Necef kentlerinde örgütlendi. Irak güvenlik güçleri liderliğini Hasani’nin yaptığı Ensaru’l- Mehdi örgütünün Necef ve Kerbela’daki hüseyniyelerine operasyonlar yapmış ve birçok örgüt mensubunu tutuklamıştı.

Irak güvenlik güçleri, örgütün Basra, Nasıriye ve Necef’teki bürolarına operasyon düzenlemiş ve 50’den fazla örgüt üyesini tutuklamıştı. Üyeleri arasında bazı öğretim görevlilerinin, doktorların ve mühendislerin de bulunduğu belirtilen Ensaru’l- Mehdi örgütü, ülkedeki büyük dini mercilerin temsilcilerine terörist saldırılar düzenlemekle suçlanıyor.

İran’ı, Irak’ı işgal etmekle suçlayan, Irak’taki önde gelen siyasi grupları ve dini mercileri de İran’ın kuklaları olarak nitelendiren Ahmed el-Hasani liderliğindeki Ensaru’l- Mehdi’nin, yasadışı Baas partisiyle irtibatlı olduğu öne sürülüyor.

İNGİLİZ ŞİİLERİ (Şirazî Ekolü)

Henüz Şirazî oluşumu meydana gelmeden günümüzden kırk yıl evvel benzer faaliyetleri Irak'ta yürütenler bulunmaktaydı ve bunlara İngiliz Mollaları denilmekteydi. Bu yapılanma İran İslam İnkılâbı'ndan evvel bulunmaktaysa da asıl faaliyetleri inkılâptan sonra ivme kazandı. Liselerde, üniversitelerde, havzalarda, kültür merkezlerinde faaliyet göstermektedirler.

Rehber Seyyid Ali Hamaneî bir konuşmasında bu meselenin ciddiyetini ortaya koymuş ve İmam Humeyni'nin (ks) vefatından evvel faaliyetlerin başladığına dikkat çekmişti. Bu güruhun faaliyetleri şehirlerde sürdürülmektedir. Elbette bunlar gözetim altındaydı. Ancak artık fikirlerini şehrin gizli dehlizlerinde değil açık bir şekilde ifade ve ilan etmektedirler. Bu nedenle bunların önünü almak da önceki kadar kolay olmamaktadır.

Şirazi Hareketi Kargaşa, Dogmacılığı ve Din-Siyaset Ayrılığını Savunmaktadır

Bu ideolojinin temelleri Mirza Rıza Şirazî dönemine kadar gitmektedir. Zira bu büyük âlimin torunlarından biri bu sapkınlık yoluna girişmiştir. İngiliz Şiîliği veya inhirafa uğramış Şiîliğin rehberi olan Seyyid Sadık Şirazî, Seyyid Muhammed Şirazî döneminde faaliyetlerine başlamıştı. Bu faaliyetlerin temelinde kargaşa, dogmacılık ve din ve siyasetin birbirinden ayrıştırılması teorilerine dayanmaktadır. Ayetullah Sistanî'nin Irak'taki Sünnilerin korunması gerektiğine dair yaptığı açıklama dolayısıyla onu kâfir ilan etme örneğinde görüldüğü gibi, bu yapılanmanın ilk hedefi Şîa ve Ehl-i Sünnet arasında ihtilaf çıkartmaktır.”

Şiiliği Tahrip İçin Yayın Yapan 17 “Şiî” Uydu Kanalı

Seyyid Müçteba Şirazî kötü ve fahiş bir dille İran İslam Cumhuriyeti mesullerini kötülemektedir. Bu dil elbette toplumda haşinliğin oluşturulması için gerekli zemini hazırlama amacıyla kullanılmaktadır. Bu bağlamda Aşura merasimlerinde kama vurmanın cevazına ilişkin fetvaları da hatırlanmalıdır. Bu fikirlerin dünyadaki Şiîlerin arasında yayılmasını istemektedirler. Bunun yanı sıra hak olarak sadece kendilerini görmekte ve diğerlerini (hem Ehl-i Sünnet ve hem de kendilerinin fikirlerini sahip olmayan Şiîleri) batıl taraf olarak tanıtmaktadırlar.

Bu fikirlerinin yayılması için uydu üzerinden 24 saat yayın yapan 17 kanalları bulunmaktadır. Bu kanallar vasıtasıyla kendi fitne içerikli fikirleri içeren yayınlar yapmaktadırlar. Programlarda Şiî-Sünnî arasında ihtilafların çıkarılmasının yanı sıra Şiîliğin de karalandığı görülmektedir. Mesela; Ehl-i Beyt ve Fedek adlı kanalları bir Sünnî genci takip ederse Emperyalizm ve Siyonizm'in Müslümanlar arasında ektiği nefret söyleminin propagandasına kanabilecektir. Tüm bu yapılanlar müstekbir güçlere hizmet etmektedir. Hizmet ettikleri bu emperyalist odaklardan dolayı kendilerine İngiliz Şiası denilmektedir. Oysa dedeleri olan Seyyid Şirazî'nin Tütün Fetvası olarak bilinen eylemiyle İngilizlerin İran'daki nüfuzu büyük ölçüde kırılmıştı.

Şirazî ailesindeki bu inhiraflar Ayetullah Seyyid Muhammed Şirazî ile başlamaktadır. Yalan bir şekilde Ayetullah Şahrudî ve Hoî'nin talebeliğini yaptığını ve içtihat makamında olduğunu öne sürmektedir. Oysa bu durum her iki taraftan da tekzip edilmiştir. Nitekim taklit mercii olmak için şu hususların yerine getirilmiş olması gerekmektedir: 1) Havza üstatlarından ders okunması ve onlardan icazetname alınması, 2) Bu şahsın seçkin ve parlak bir âlim olması, 3) seçkin talebeler yetiştirmesi. Seyyid Muhammed Şirazî'nin İslam İnkılâbı'ndan evvel İmam Humeyni (ks) ile iyi bir ilişkisi bulunmaktaydı. Ancak sonradan bu ilişkinin seyri değişti; zira İmam, onun taklit merciliğini onaylamamıştı. Bu şahıs, Ayetullah Hakim'in vefatından sonra da İran İslam İnkılabı karşıtı bir tutum sergiledi. Ayrıca hoş olmayan bazı tutumların yanı sıra ciddi eserler ortaya koyamadığı için babasının yayımlanmamış eserlerini kendi adıyla yayınladı.

Şirazîlerin İtikadî-Fıkhî Tutum ve Yaklaşımları

Şirazîlerin bu bağlamdaki düşünce, tutum ve yaklaşımları birkaç başlık altında değerlendirilebilir.
I) İmamet ve İmam-ı Zaman'ın (ac) hakkını gasp ettiği gerekçesiyle velayet-i fakihe düşmanlık sergilemek.
II) Fakihlerden müteşekkil bir şura yönetimini savunmak.
III) Ahbarî ekolün yayılmasını sağlamak ve felsefe ve irfanî ekole düşmanlık edip bu ekole sahip zatları tekfir etmek.
IV) Her ne kadar İmam Humeyni (ks) ve Rehber Seyyid Ali Hamaneî'nin açıklamaları bunun zıddı bir duruma işaret etse de Ehl-i Sünnet'i tekfir etmek.
Şirazîlerin siyasî tutumları da şu şekilde sınıflandırılabilir:
I) yabancı güçlere bağlanılması gerektiği hususunu gündemde tutmak.
II) İran İslam İnkılâbı'na açıkça muhalefet edip inkılâp hakkında gençlerin zihinlerini bulandırmak.
III) İmam Humeyni (ks) ve Rehber Seyyid Ali Hamaneî'nin şahsiyetlerini zedelemeye yönelik faaliyetlerde bulunak.
IV) İslam dünyasının merkezi konumdaki sorunu olan Filistin meselesinin gündemde tutulmasına muhalefet etmek.
V) Dünya müstekbirlerini, başta İngiltere olmak üzere, korumak.
Bu fikirlerini şu şekilde yaymaya çalışmaktadırlar:
I) II. Halifenin öldürüldüğü günde Zehra Bayramı tertip etmek
II) İslam düşüncesini yanlış tanıtmaktan başka bir şeye yaramayan kama vurma eyleminin müstehap olduğuna dair fetvalar vermek
III) Kadınların dikenler üzerinden yürütülmesi (Aşura sonra Ehl-i Beyt hanımlarının çöldeki meşakkatli yolculuklarının sembolize edilmesi)
IV) Vahdet haftası yerine Beraat haftasının ihdas edip canlı tutmak
V) Hz. Muhsin için on günlük yas merasimlerinin tertip etmek
VI) Hüseynî meclislerin tertip edilip avamdan insanları kandırmak
VII) İmam Hüseyin'in merasimlerini Muhammedî İslam'ın dışına taşımak VIII) Hüseynî ritüellerde saldırgan ve fahiş eylemler sergileme.

Sünnîler ve Şiîler Arasında Neden Fitne Davulu Çalınıyor?

Neden İsrail'i sevindirecek olan Sünnî ve Şiî düşmanlığı körüklenmeye çalışılıyor. Sadık Şirazî'nin uydu kanalları olan İmam Hüseyin 1-2-3, Baki, el-Envâr 1-2, Zehrâ, el-Mehdi, Hatice TV, Ebal Fazl Abbas, Teen Ch 4, Fedek ve başkaları, Şia ismini dünya kamuoyunda kötülemektedirler. Seyyid Sadık Şirazî'nin onayını almış olan ve Müçteba Şirazî'nin de damadı olan Yasir el-Habib, Fedek kanalını Londra'da yönetmektedir. Aynı şekilde Muhammed Hidayetî, İran İslam İnkılâbı düşmanlığı yapan Selam adlı kanalın idaresini Los Angeles'tan yürütmektedir. Bu kişi kanalda yaptığı programlarında Şehid Üstad Mutahharî hakkında çok çirkin ifadeler kullanmaktadır.
İngiliz Şiîliğinin Amerikan Sünniliğiyle Benzeşmesi
İngiliz Şiîliği ve Amerikan Sünniliği arasında pek çok benzerlikler bulunmaktadır. Bunlar kısaca şu şekilde sıralanabilir:
I) Filistin davasını savunanların karşısında yer alma
II) Kur'ân ve hadislerin zahirlerine göre görüş bildirme
III) İran İslam Cumhuriyeti aleyhine tutum sergileme
IV) İnkılabî, mukavim yapılanmaların karşısında yer alma
V) Şiî ve Sünnî ulemayı tekfir etme
VI) Avam müslümanlar arasında fitne ve fesat yayma.