Düşünce ve Analiz Londra Raporu: Hizbullah İran'ın vekili değil ortağıdır



ID:49228
Yayınlanma:
10 Kas 19

İran, Ortadoğu’daki güç dengesini kendi lehine çevirdi. İran, Suudi Arabistan karşısında Ortadoğu'daki stratejik etkisini güçlendirme çatışmasında, üstünlük sağlamayı başardı. İran, yaptırımlara maruz kalmasına rağmen, düşmanlarının harcadığından çok daha düşük bir maliyetle stratejik bir ayrıcalık yaşadığı bölgede konumunu güçlendirebildi. Burada İran Devrim Muhafızlarının dış operasyon kanadı olan Kudüs Gücü asıl unsurdur.

Londra'da yer alan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından yayınlanan bir araştırmaya göre, İran, Suudi Arabistan karşısında Ortadoğu'daki stratejik etkisini güçlendirme çatışmasında, üstünlük sağlamayı başardı.

Bu durum karşısında İran'ın bölgedeki düşmanları, başta İngiltere olmak üzere Batı ülkelerinden silah satın almak için milyarlarca dolarlar harcadı. İran, yaptırımlara maruz kalmasına rağmen, düşmanlarının harcadığından çok daha düşük bir maliyetle stratejik bir ayrıcalık yaşadığı bölgede konumunu güçlendirebildi.

Suriye, Lübnan, Irak ve Yemen'de önemli bir nüfuza sahip olan İran, Londra'daki Stratejik Araştırmalar Enstitüsüne göre, bu etkisini bölgedeki diğer noktalarda genişletmeye devam edecektir.

“Dengeleri alt üst etti”

İran'ın Ortadoğu bölgesinde bir müttefikler ağı kurduğu doğrudur. Bu ağa genellikle “Vekalet milisleri” deniyor. Bu yeni bir şey değildir.

Lübnan'daki Hizbullah'tan başlayacak olursak, 1979 yılında Ayetullah İmam Humeyni'nin Tahran'a dönüşünden bu yana, İran İslam Cumhuriyeti'nin devrimci ideolojiyi yaygınlaştırmaya ve etkisini sınırlar ötesi genişletmeye çalıştığı bilinmektedir.

Ne var ki, Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından “İran'ın Ortadoğu'daki etki ağları” başlığıyla hazırlanan 217 sayfalık raporda, İran'ın bölgedeki operasyonlarının boyutu ve ulaşabildikleri ile ilgili daha önce görülmemiş ayrıntılar dikkat çekti.

Raporda bu konu ile ilgili “İslam Cumhuriyeti Ortadoğu'da etkili olan güç dengelerini kendi lehine çevirdi” ifadeleri kullanıldı. Rapor hazırlayanlar İran'ın bu noktaya üçüncü tarafların aracılığıyla geldiği yorumunda bulundu.

Burada İran Devrim Muhafızlarının dış operasyon kanadı olan Kudüs Gücü asıl unsurdur. Araştırmaya göre, 2003 yılında Irak'ta Saddam Hüseyin rejiminin ABD tarafından devrilmesinden sonra, Kudüs Gücü Ortadoğu'da operasyonlarını yoğunlaştırdı. Bu sebeple Tahran'ın müttefiki olan aktif grupları eğitti, finanse etti ve silahlandırdı.

Kudüs Gücü ayrıca İran için geleneksel silahlar alanında düşmanlarının üstünlüğünü telafi etmeyi sağlayacak küçük birimlere, İHA saldırılarına ve siber saldırılara dayanmak gibi geleneksel olmayan ve gayrı nizami savaş biçimi geliştirdi.

Geçtiğimiz Nisan ayında ABD Başkanı Donald Trump, Devrim Muhafızları ve beraberinde Kudüs Gücü'nü “yabancı terör örgütü” olarak kabul etti. Bu hamleyle ABD ilk defa başka bir ülkenin bir parçası olan güçleri “terör” örgütü olarak gördü.

Buna karşın İran, Trump'ın kararı üzerine Basra Körfezi'ndeki ABD Ordusu güçlerini “terörist varlık” olarak gördüğünü açıkladı.

2001 ve 2006 yılları arasında İngiltere Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten ve İran'a birden fazla ziyarette bulunan Jack Straw, General Süleymani'nin üstlendiği rolün, herhangi bir askeri liderin ötesine geçtiğini düşünüyor. Straw konu hakkında şunları söyledi: “Kasım Süleymani, kendisini destekleyen müttefikleri aracılığıyla bölgenin dış politikasını yönetiyor.”

Stratejik Araştırmalar Enstitüsünün raporu, Londra'daki İran Büyükelçiliği Sözcüsünün BBC'ye verdiği röportaja da yer verdi: “Eğer bu rapor İran'ın bölgedeki rolüne saygı duyulması gerektiği anlamına geliyorsa, bu hoş karşılanacak bir işarettir.” Büyükelçi açıklamasına şu sözleri ekledi: “İran'ı görmezden gelme politikası başarısız oldu. İran direndi ve Amerika'nın ekonomi terörünün verdiği zararı kontrol altına almayı başardı. İranlılar güçlü bir millettir ve diğer birçok ülke ile ilişkileri vardır. İran, bölgesel işbirliği için birçok girişimde bulunmuştur.”

“Hizbullah” İran'ın vekili değil ortağıdır

Rapor, İran'ın Suriye ve Irak'taki ikmal yolları hakkındaki ayrıntılı belge sunarak, Hizbullah'ın Lübnanlı bir Şii hareketi olduğu ve aynı zamanda hem siyasi parti hem de silahlı milis olduğunu öne sürdü: “Hizbullah, İranlı ortakları arasında emsalsiz bir konuma ulaştı.”

Hizbullah çatışmalarda kilit rol oynadı. Suriye'de Beşar Esad'a bağlı güçlerin yanında savaştı, Iraklı Şii gruplara yardım etti.

Raporda Hizbullah, “İran için, vekil olmaktan daha ziyade güvenilir küçük bir ortak ve silah kardeşi” olarak tanımlansa da, bu grubun Arap milisler ve İran ile ilişkili siyasi partilerin merkezi ekseni haline geldiği dile getirildi.

Irak ve Suriye'deki yerini derinleştiriyor

Rapora göre, Amerika'nın Irak işgali ve Saddam rejiminin devrilmesi, Ortadoğu'yu tamamen değiştirdi ve İran'a bu durumu kendi lehine çevirebilmek için büyük bir fırsat sundu. Körfez ülkeleri, bu olaydan önce Sünnilerin yönettiği Irak'ı, İran'ın genişlemesi ile savaşan bir kale olarak görüyorlardı.

Bu kalenin düşmesi ile birlikte, İran baskın bir güç olabilmek için, çoğunluğu Şiilerden oluşan Irak ile dini ve kültürel ilişkileri kullanmayı başardı. Haşdi Şabi güçlerini eğiterek silahlandıran İran, IŞİD'in mağlup olmasına yardımcı oldu. İngiliz politikacı Jack Straw bu konu hakkında İran'ın Irak'ta başa çıkabileceğinden çok daha fazlasına sahip olduğu görüşünü öne sürmektedir.

Suriye'ye gelirsek, hala İran ile müttefik olduğu bilinen Suriye'de, İranlı güçler Hizbullah ve Rus hava güçleri ile birlikte Beşar Esad'ın liderlik koltuğunda kalmasına ve dümenin silahlı örgütlere çevirmesine yardım eden en etkin rolü üstlendi.

Raporda, İran'ın bugün gelişen Suriye hükumetindeki konumunu ve resmi olmayan güvenlik yapısını sağlamlaştırırken, İsrail'e yönelik tehdidi de güçlendirdiği kaydedildi.

İran, ABD'yi bölgeden çıkarmak istiyor, Suudi Arabistan ise buna karşı çıkıyor

Söz konusu rapora göre, İran, ABD güçlerinin bölgeden çıkması ve baskın askeri güç olarak onun yerini almak istiyor. Ancak Suudi Arabistan, Bahreyn ve Emirlikler, buna asla izin vermeye niyetli değildir.

2011 yılında Arap Baharı devrimleri baş gösterdiğinde, İran'ın Bahreyn'deki huzursuz durumdan ve çoğunluğu Şiilerden oluşan halkın maruz kaldığı adaletsizlikten faydalandığını iddia eden rapor olay hakkında şu satırlara yer verdi:

“İran'ın Bahreyn ve Suudi Arabistan'da muhalif gruplara destek vermesi, temelde hükümete baskı uygulamak, zor durumda bırakmak ve ABD ile ilişkilerinin bedelini ödetmeyi hedefliyordu.”

Bu grupların oluşturduğu güvenlik tehdidinin başa çıkılabilecek bir durum olduğuna işaret eden raporda, buna karşın geçtiğimiz Eylül ayında İnsansız hava araçları ve füzelerle Suudi petrol tesislerine düzenlenen saldırıların, Körfez ülkelerinin bu tür saldırılara karşı hazır ve korunaklı olmadığını gösterdiği vurgulandı.

Suudi Arabistan, ABD'den pahalı füze savunma sistemleri satın aldı. Gel gelelim ki bu sistemler, petrol üretiminin yarısını geçici olarak durduran bu basit teknolojik saldırıları dahi durduramadı. Fakat İran bu saldırılara karışmayı reddetti.

Yemen savaşı Suudi Arabistan'a milyarlarca dolara mal oldu

Yemen, 2014 yılının sonlarında savaşa doğru kaydığında, İran'ın adı bu savaşa ciddi anlamda karışmamıştı. Ancak 2015 yılı Mart ayında Suudi Arabistan'ın Husileri kontrolü altındaki bölgeden kovmayı amaçlayan müdahalesinden sonra, İran Yemenlilere desteğini tırmandırdı. Yemen savaşı Suudileri alıkoyarak milyarlarca doları bu savaş için harcamalarına sebep oldu. Diğer yandan Yemen sınırından 200'den fazla füze ve İHA'ların fırlatılmasına neden oldu.

Suudilerin uğradığı zarara göz atacak olursak, Yemen savaşında Riyad yönetimindeki koalisyonun hava saldırıları sebebiyle meydana gelen yıkım karşısında güç kaybettiğini görüyoruz. Kuşkusuz bu can yakıcı savaşın kazananı yoktur. Suudiler ve müttefiki BAE, Yemen'deki asıl başarılarının, İran'ın, arka bahçelerinde kendine yer edinmesini engellemek olduğunu düşünüyor.

İran itiraf edilmesi gereken bir güçtür

Trump'ın Beyaz Saray'da kaldığı müddetçe İran'ın yolunu değiştirme ihtimali olmadığının vurgulandığı raporda, İran'ın üçüncü tarafların yetenek alanını genişletmek için fırsatları değerlendirmeye devam edeceği öne sürüldü.

Tahran, Trump'ın yeni bir nükleer anlaşmaya varmak üzere müzakere masasında oturmak zorunda bırakmak için geçen yıl dayattığı şiddetli yaptırımların etkisi altında yaşarken, diğer yandan sert rekabetini sürdürmeye devam edecektir.

Jeopolitik araştırma merkezi rapora şöyle devam etti: “İran'ın Amerika'nın yaptırımları genişletmesine meydan okuması olasılığı yüksektir. Önümüzdeki altı hafta İran'a, Suudi Arabistan ile ABD'nin Ortadoğu'daki diğer müttefiklerine saldırmak için fırsatlar sunabilir.”

İran'ın müttefik ağının coğrafyada yoğun bir şekilde yayılması, belki de operasyona girebilmek için büyük bir fırsat verebilir. Ancak eğer istemezse İran bunu yapmayı reddedebilir.

Sonuç olarak, İran'ın bugün 40 yıllık çalışması, müttefik ağını finanse etmesi ve silahlandırmasının ardından, göründüğünden çok daha güçlü bir duruma geldiğini söyleyebiliriz. Yaptırımların etkisinin şiddetli olduğu, İranlıların bununla mücadele ettiği ve ekonomik olarak zor durumda olduğu doğrudur. Ancak Devrim Muhafızları'na bağlı olan Kudüs Gücü, en az maliyetle en büyük etkiyi kazanmayı sağlayan bir müttefikler sistemi kurdu.

İran, Londra'daki Stratejik Araştırmalar Enstitüsünün raporunda nitelediği gibi bu müttefik ağı sayesinde, itiraf edilmesi gereken bir stratejik güç haline geldi.