Alıntı Yazılar Erdoğan’ın Suriye lügati / Fehim Taştekin



ID:49333
Yayınlanma:
13 Kas 19

"Farklı verilere göre Tel Abyad’da Arap oranı yüzde 60-65, Kürt oranı yüzde 25-30, Türkmen oranı yüzde 10-15. Kentte az sayıda da Ermeni yaşıyor. Erdoğan Menbic, Tel Abyad ve Rasulayn’ı tamamen Arap bölgesi olarak görürken kafasındaki haritayla da sınır boyunca bir “Arap Kemeri” düşlüyor. Erdoğan her beyanatının başına “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız” sözünü yerleştirse de “Tel Abyad-Rasulayn bizim için adeta kazanılmış hak gibidir” demeyi çelişki olarak görmüyor."

Suriye krizinin başından beri sınırların silah, mühimmat ve militan geçişine açılması gibi sayısız anormalliği normalleştiren politikalara paralel olarak “Erdoğan’ın Suriye Lügati” diyebileceğimiz yeni bir fanteziler manzumesi oluştu. Bu lügatte Suriye’nin kayıpları, mülteciler, harcamalar, bölge halklarının nüfusu, kentlerin yapısı gibi konularda öne sürülen iddialar ve rakamlar birbirinin rekorunu kırıyor.

Son zamanlarda işgal ve nüfuz alanlarına bölünmüş Suriye haritası üzerinden konuşmayı tercih eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şaşırtıcı verilerinden biri de İdlib ile ilgili. TRT’deki söyleşisinde Astana sürecinin İdlib’in kan gölüne dönmesini önlediğini savunurken “İdlib devasa bir alan. Oraya da en uygun olan Araplardır. Kürtlerin yaşam tarzları buraya uygun değildir” ifadelerini kullandı. Sunucunun “Ne açıdan?” sorusuna “Buralar çöl bölgeleri” yanıtını verdi.

İdlib çöl değil, aksine batı tarafı ormanlar, orta tarafları ekilebilir topraklar ve doğusu kuraklık alanlarla kaplı. Topoğrafya açısından İdlib, Türkiye tarafında verimli arazileriyle bildiğimiz Hatay’ın, Suriye içinde ise ormanlarla kaplı Lazkiye’nin, güneyde ise Hama kırsalının devamı. İdlib zeytin, elma, incir, nar, ceviz, fıstık ve badem ağaçları; üzüm bahçeleri; buğday, arpa, mısır, pamuk, ayçiçeği, patates, mercimek ve nohut tarlaları; soğan, sarımsak, domates, marul, maydanoz gibi sebzelerin yetiştirildiği bostanlarıyla bilinir. Dağlık ve kurak bölgelerine rağmen İdlib bir tarım bölgesidir. 

Suriye Tarım Bakanlığı’nın verilerine göre İdlib’de ekilebilir alanların yüzde 28’inde buğday, yüzde 17’sinde arpa, yüzde 5’inde mercimek, yüzde 3.6’sında çörek otu, yüzde 2.6’sında nohut ve yüzde 2.4’ünde patates yetiştiriliyor. Ürün veren ağaçlar arasında zeytin ağacının payı yüzde 32.7. İdlib’in ekilebilir topraklarının yüzde 17’si sulanabilir arazilerden oluşuyor.

Erdoğan’ın İdlib’in nüfusuna dair rakamı da eşsiz. Erdoğan İdlib’i “4 milyonun yaşadığı bir şehir” diye anlatıyor. BM’nin terör örgütleri listesinde yer alan Heyet Tahrir El Şam’ın (HTŞ) yüzde 90’ını kontrol ettiği İdlib’e yönelik operasyonlar başladığında bir caydırıcı faktör olarak kentte 3 milyona yakın insanın yaşadığı, Türkiye’ye en az 1 milyon göç olacağı tezi işleniyor. Bu, Erdoğan mesnetsiz 3 milyon rakamının üzerine 1 milyon daha ilave ediyor. Ateş çemberinde olan İdlib’de gerçekte ne kadar insanın yaşadığı spekülatif bir konu. 2011 öncesi İdlib vilayetinin toplam nüfusu 1 milyon 464 bindi. Çatışmalar bunca büyük oranda göç verirken 2016’dan itibaren Suriye’nin diğer bölgelerinde uzlaşmayı reddeden grupların taşınmasıyla göç almış oldu.

Erdoğan kuzey şeridinde nüfus yapısını Kürtler aleyhine bozacak şekilde sığınmacıların nerelere döndürülmesi gerektiği konusunda müdahale planlarını ortaya koyarken de demografik realiteyle çatışıyor. Örneğin sıklıkla tekrarladığı sözlerden birisi, "Menbic bir Arap şehridir, nüfusunun yüzde 90'ı Arap’tır.” 

Farklı verilere göre Menbic’in yüzde 70-75'i Arap, yüzde 15'i Kürt. Kalan nüfus Türkmen, Çerkes ve Ermeni. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılış sürecinde Menbic’de sadece 1864 Büyük Kafkas Sürgünü’nden sonra buralara yerleştirilmiş olan Çerkesler vardı. 

Erdoğan, Kobani ile ilgili de şaşırtıcı bilgiler kullanıyor. 10 Ekim’de Kürtlere karşı savaş yürüttüğü eleştirilerini reddederken Kürtlere nasıl kucak açtıklarını şu sözlerle aktardı: “Şu anda sadece Kobani'den bizim ülkemize gelen 300 bin Kürt hâlâ bizim ülkemizde misafir olarak yaşamakta." 

Bu ifadeyi 15 Ekim’de aynen tekrarladı. 24 Ekim’deki açıklamasında ise rakama 50 bin kişi daha ilave etti: “Bir de Ayn El Arab'dan (Kobani) 350 bin kişi Obama zamanından beri Türkiye'dedir.” 

Kobani kent merkezinin nüfusu tahminen 40-44 bin civarında. Köy ve nahiyeleriyle birlikte bu rakam 81 bini buluyor. Kobanili yetkililere göre 2014’te İslam Devleti’nin (İD) saldırılarından kaçarak Türkiye’ye geçen Kürtlerin ezici çoğunluğu geri döndü. 2014’te İD, Kobani’ye girdiğinde bölgeden Türkiye’ye 150-200 bin insanın sığındığına dair rakamlar veriliyordu. Ancak demografik veriler ortada ve bu bilginin neye dayandığı meçhul. 

Erdoğan, Barış Pınarı Harekâtı’nın kontrol ettiği yerler Tel Abyad (Girê Sipî) ve Resulayn (Serekaniye) ile sınırlı kalınca “Tel Rıfat ve Kobani'nin de kontrolümüze girmesi lazım. Buraya Suriyeli kardeşlerimiz gelecek" dedi. 19’ncu yüzyıl kapanırken topu topu üç tane çiftlik evinin bulunduğu, 1915 sonrası Ermenilerin geldiği, ardından Kürtlerin yerleşmeye başladığı Kobani, Kürt karakterini son 100 yıl içinde kazandı. Ve şimdi kentin yüzde 90'ı Kürt. Geri kalanını Araplar, Türkmenler ve sembolik sayıda Ermenilerden oluşuyor. Kobani, İD’le savaşta yıkılan Rakka’dan da göç aldı. 2018’de Afrin’de Zeytin Dalı Harekâtı’ndan kaçan Kürtlerin de bir kısmı Kobani’ye geldi.

Erdoğan, 2015’te Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG), İD’in elinden kurtardığı Tel Abyad için de demografi bilgisini çok fena konuşturmuştu. YPG’nin kontrolü ele almasını sorgularken “Peki, orası kime ait? Yüzde 95'i Arap ve Türkmen, yüzde 5 Kürt” demişti. 

Farklı verilere göre Tel Abyad’da Arap oranı yüzde 60-65, Kürt oranı yüzde 25-30, Türkmen oranı yüzde 10-15. Kentte az sayıda da Ermeni yaşıyor. Erdoğan Menbic, Tel Abyad ve Rasulayn’ı tamamen Arap bölgesi olarak görürken kafasındaki haritayla da sınır boyunca bir “Arap Kemeri” düşlüyor. Erdoğan her beyanatının başına “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız” sözünü yerleştirse de “Tel Abyad-Rasulayn bizim için adeta kazanılmış hak gibidir” demeyi çelişki olarak görmüyor.

Erdoğan’ın Suriye yönetimine karşı silahlı grupları destekleyen siyasetini savunurken savaşta ölenlerle ilgili hep abartılı ve çarpıtılmış rakamlar kullanageldi. Epey zamandır Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı 1 milyon insanın ölümünden sorumlu tutuyor. 10 Ekim’de sarf ettiği cümle aynen şöyleydi: “1 milyona yakın insanı Esed Suriye'de öldürdü.”

Muhaliflerin kurduğu Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verilerine göre 15 Mart 2011 ilâ 15 Mart 2019 arasında savaşta 371 bin 222 kişi öldü. (Hapishanelerde ölenler ve kayıplar bu rakama dahil değil.) 

Ölenlerin 112 bin 623’ü sivil. Sivil kayıpların 77 bininden hükümet güçleri ve Rusya, kalanlarından muhalif gruplar, İD ve diğer cihatçı örgütler, ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Türkiye sorumlu. 

Suriye ordusundan 65 bin 187 asker ölürken, ordu ile aynı safta savaşan Ulusal Savunma Güçleri 50 bin 484, Hizbullah 1677, İran’ın getirdiği milis güçler 8 bin 109 kayıp verdi. 

Özgür Suriye Ordusu’na bağlı gruplar, diğer İslamcı örgütler ve SDG’nin kayıpları ise toplam 64 bin 477. Muhalefete katılmış askerlerden ölenlerin sayısı 2 bin 621.

İD, Nusra Cephesi ve diğer radikal İslamcı örgütlerin saflarında ölen yabancıların sayısı ise 65 bin 726. Ayrıca kimliği tespit edilemeyen 318 kişi var. 

Hangi tarafın ne kadar sivil öldürdüğü bir kenara Türkiye ve müttefiklerinin desteklediği örgütlerle savaşan hükümet güçlerinin toplam kaybı 125 bin 457. Bu rakam toplam kayıpların yüzde 33.7’sine tekabül ediyor.

Erdoğan’ın sığınmacılarla ilgili rakamları da çelişkili. Türkiye’deki sığınmacı sayısını bazen 3.6 milyon bazen de 4 milyon olarak veriyor. 14 Şubat’ta Soçi’de “Türkiye'de misafir edilen 4 milyon Suriyeli mülteci evlerine dönmek için gün sayıyor” diye konuşmuştu.

İçişleri Bakanlığı’nın Eylül 2019’daki verilerine göre geçici koruma altında kayıtlı Suriyeli sayısı 3 milyon 667 bin. Ülkesine geri dönenlerin sayısı 360 bin. 

Ancak sığınmacı dosyasıyla ilgilenenlerin vurguladığı bir şey var: Tutarlı, kontrol edilebilir ve güncellenen bir kayıt sistemi yok. 

Bir kez kayıt olduktan sonra Türkiye’yi terk etmiş olanların listeden düşürülmediği anlaşılıyor. Söz gelimi Almanya 800 bin kadar sığınmacıyı kabul etti. Bu rakam kayıtlardan düşürüldü mü? Farklı şehirlerde değişik isimlerle çift kayıt vakaları çok. Alman Entegrasyon ve Mülteci Araştırmaları Merkezi'nin (DeZIM) araştırmasına göre Türkiye’deki sığınmacılarla ilgili gerçekçi rakam 2 milyon 700 bin ile 3 milyon arasında.

Erdoğan AB’yi köşeye sıkıştırmak için sürekli olarak sığınmacılara 40 milyar dolar harcadıklarını söylüyor. Al-Monitor’dan Mustafa Sönmez’in hesaplamasına göre 2013-2019 arasındaki toplam harcama 24 milyar dolar civarında. Ortada izah edilemeyen 16 milyar dolar eksik söz konusu.

Bunlar, Erdoğan’ın dikiş tutmayan Suriye politikasına yama yapmak için kullandığı ve sürekli kendi içinde de çelişen rakamlardan birkaçı. Bu örnekler çoğaltılabilir. Türkiye’de teyit geleneği yok. Hele güçlü bir lider rakam veriyorsa kimse sorgulayamıyor. Bütün çelişkilerine rağmen Erdoğan’ın rakamları kendi tabanında insanların zihin haritalarını şekillendirebiliyor.Fehim Taştekin/Al-Monitor