Röportaj/Söyleşi "Yeni-Osmanlıcılık AKP'nin güçlü hissettiği ustalık dönemi anlatısıdır "



ID:49623
Yayınlanma:
23 Kas 19

Hem kendi iktidarını hem de bu iktidarın oturduğu toplumsal zemini milliyetçi söylemle tahkim eden Abdülhamit, Ertuğrul vs. gibi diziler, AKP’nin tarihsel olayların milliyetçi-muhafazakâr bakış açısıyla aktarımından öte anlamlar taşıyor. Tokdoğan, oluşturduğu analiz çerçevesinde AKP elitlerinin nasıl bir zihin dünyasına sahip olduğunu anlatırken onların muhafazakâr değerleri nasıl yağmaladığına da dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz günlerde 2019 Yunus Nadi Ödülü’ne layık görülen “Yeni Osmanlıcılık: Hınç, Nostalji, Narsizm” kitabının yazarı Nagehan Tokdoğan, Türkiye’de yapılmayan bir şeyi yaptı, siyasetle duyguların girift ilişkisini ele aldı. Kitap okunduğunda, gelecekte gerçekten böyle bir dönem yaşadık mı diye kendimize soracağımız bugünleri anlamamızı sağlayacak somut gerçekliklerin bir analiz çerçevesine oturtulduğu görülüyor. Kendisiyle rant-duygu meselesinde olduğu gibi birbirine zıt ya da birbirinin alternatifi gibi görülen bir takım olgu ve ilişkilerin aslında nasıl iç içe geçtiğini, siyasette yeni fay hatlarının oluşmasına ve kutuplaşmaya yol açan söylemleri, insanların kişisel hayatında son derece önemli bir yere sahip kutsal değerlerin iktidar tarafından nasıl araçsallaştırıldığını, Kemalistlerin haleti ruhiyesini, İslamcı entelektüellerin konumlarını konuştuk.

Nagehan Tokdoğan’ın kaleme aldığı Yeni-Osmanlıcılık Hınç, Nostalji, Narsizm İletişim Yayınları tarafından yayımlandı.

AKP ELİTLERİ, HINÇ VE İNTİKAM ARZULARININ BİZATİHİ TAŞICIYISI DURUMUNDA

AKP dönemini duygular üzerinden incelediğiniz kitabınız Yeni-Osmanlıcılık Hınç, Nostalji, Narsizmİletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Siz bu çalışmanızda duygulara kurucu bir rol mü biçiyorsunuz yoksa duyguların araçsallığı ve işlevselliğine mi vurgu yapmaktı amacınız?

Aslında her ikisi birden diyebiliriz. Duygu mobilizasyonu, AKP iktidarını karakterize eden temel bir siyasal iletişim aracı. AKP’nin siyasal elitleri 17 yıldır seçmen davranışını duyguları araçsal ve işlevsel kılarak belirlemeye çalışıyorlar. Diğer yandan AKP elitlerinin mobilize etmeye çalıştığı duyguları bu elitlerin aslında taşımadıklarını, kendi duygu dünyalarında barındırmadıklarını söyleyebilir miyiz? Ortada bir sahtekârlık mı var? Bu soruya yanıtım hayır olacak tabii. AKP elitleri ve başta Erdoğan, yıllardır toplumda mobilize ettikleri aşağılanma, öfke, intikam arzusu, hınç gibi duyguların bizatihi taşıyıcısı durumundalar. Bu anlamda duygular hem AKP’li elitler hem de AKP destekçileri açısından kurucu da elbette.

YENİ-OSMANLICILIK, AKP’NİN KENDİSİNİ RESMİ TARİH YAZIMINA GİRİŞECEK KADAR GÜÇLÜ HİSSETTİĞİ USTALIK DÖNEMİ ANLATISIDIR

AKP iktidarının yaklaşık ilk 7-8 yılında Yeni Osmanlıcılık söylemi kamuya dönük söylemlerinde neredeyse hiç yer almazken rakiplerini tasfiye ettiği ve yükselişe geçtiği dönemde bu söylemlerin oldukça yoğun bir şekilde yer almasını nasıl yorumluyorsunuz?

Yeni Osmanlıcılık son 10 yılda karşılaştığımız şekliyle özellikle siyasal elitler nezdinde bir hınç anlatısıdır. Nitekim AKP’nin Osmanlısı, tarihsel gerçeklerle pek de uyuşmayan, uyuşması da gerekmeyen, Osmanlı tarihinin seçici ve yer yer çarpıtılmış okumalarla bir tür asr-ı saadet olarak yorumlandığı bir kurgudan ibarettir. Ve elbette bu anlatının dolaşıma sokulmasının zamanlaması gayet manidar. Osmanlı geçmişi, AKP’nin ilk 7-8 yılında, yani Erdoğan’ın kendi tabiriyle “çıraklık” (2002-2007) ve “kalfalık” (2007-2011) dönemlerinde parlatılamazdı. Yeni Osmanlıcılık, iktidarın kendisini tam da yeni bir resmi tarih yazımına girişecek kadar muktedir hissettiği “ustalık” dönemi anlatısıdır. Bir tür zafer anlatısı da diyebiliriz buna. Duygular ekseninde konuşacak olursak Yeni Osmanlıcılık, İslami-muhafazakar siyasal elitlerin en az bir asırlık hıncının, kibirli bir şekilde dışavurum aracıdır. Bu yüzden öncelikle uygun koşulların oluşması, yani “ustalık” dönemi beklendi.

SİYASETTE RANT VE ÇIKAR, DUYGULARDAN YALITIK DEĞİL 

Her ne kadar siyaseti duygular üzerinden okumayı vaad etseniz de öte yandan rant ve çıkarın kitabınızın ana eksenini oluşturan duyguların tam ortasından geçen ve onu göbeğinden kesen bir olgu olduğunu ifade ediyorsunuz. Duygularla rantın bu ilginç buluşmasını bize biraz açabilir misiniz? Nasıl bir birliktelik bu?

Bunu başka yerlerde de çokça söyledim: Rant ve çıkar gibi kavramlar modern siyaset bilimi anlayışında duygulardan yalıtık, salt rasyonaliteyle alakalı kavramlarmış gibi ele alınıyor. Bunun doğal sonucu olarak da siyaseti duygular üzerinden okumaya çalışmak ya hiç akla gelmiyor ya da garipseniyor. Dolayısıyla siyasal analize öncelikle akıl-duygu karşıtlığını reddederek başlamak gerekiyor. Zira çıkar dediğimiz şey, esasen bir kişi ya da grubun haz, zenginlik, ün, statü ya da gücünü geliştirmek yönündeki arzusuna dayanıyor. Diğer yandan da halihazırda elde ettiklerini kaybetme korkusuna tabii.

FETİHÇİ SÖYLEM, YENİ BİR RUH HALİ VE YENİ SEMBOLLER DEMETİ YARATTI

AKP’nin Osmanlıcı söyleminin toplumda ilk kez bu kadar karşılık bulması, Ortadoğu’ya yönelik fetihçi söylemde bedenleştiği gibi, hegemonya ve güç arayışını doğrudan dış politika alanında hayata geçirmesinden kaynaklanıyor olabilir mi?

Bu anlatının toplumda bulduğu karşılık dış politik bağlamda Davutoğlu’yla birlikte ortaya çıkan fetihçi söylemin, içeride, toplumsal tabanda yeni bir ruh hali, yeni bir popüler kültür unsuru, yeni bir resmi tarih uğrağı, yeni bir semboller demeti olarak tezahür etmesiyle alakalıdır. Başka deyişle toplumda karşılık bulan Yeni Osmanlıcılık dış politikayla değil, daha ziyade içerideki bir ruhsal ihtiyaçla ilgiliydi. İçinde güç iştahı ve kibir barındıran yeni bir milli kimlik anlatısıydı. Bu anlatının dış politikayla eklemlenme noktaları sıradan insanın söyleminde ezberci ve tek tiptir: Batı düşmandır, İsrail haindir, Müslüman ülkeler kardeşimizdir gibi… Yahut içeride ters giden her şeyin sorumlusu dış mihraklardır gibi… Fetihçi söylemin cazibesinden şüphe duymuyorum ama insanlar dış politikadaki gelişmelerin içeride nasıl hikayeleştirildiğiyle ilgileniyorlar. Öyle olmasa AKP’nin dış politikada geldiği durumla içerideki zafer çığlıkları arasında bu denli geniş bir açı olmazdı sanırım.

AKP ELİTLERİ, İKTİDARDAN DÜŞMEMEK İÇİN KEMALİZM DAHİL HER ŞEYE CAN SİMİDİ GİBİ SARILABİLİR
 
AKP’nin siyasi söylemlerinin, kullanılan bazı kalıpların ihyası kadar Cumhuriyet eleştirisi içerdiğini de ifade ediyorsunuz. Peki son dönemlerde Kemalizm’e yeniden dönüş sayılabilecek söylemleri, bu bağlamda siyasal rant ve müttefikleriyle yeni bir dil temelindeki günübirlik siyasi çıkar dışında neyle açıklıyorsunuz?

Kitabın sonuç bölümünde, 2018 yılından baktığımızda gerek AKP’nin gerekse CHP’nin ezberlerinin bozulduğunu iddia etmiştim. O dönem Cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce’nin mitinglerinde Kuran-ı Kerim okutması, ardından Ekrem İmamoğlu’nun farklı bir CHP’li imajıyla çıkışı bu iddiamı kısmen doğruluyor. Lakin bugünden baktığımda ben AKP’li siyasal elitlerin hangi ezberinin ne kadar bozulduğu konusunda pek emin olamıyorum. Erdoğan’ın 10 Kasım konuşmasını düşünelim. Ben o konuşmada Atatürkçü bir tını görmüyorum. Bilakis, Osmanlı’nın kaybıyla yaşanan travmanın yine yeniden Cumhuriyetçi elitlere mal edildiği bir söyleme yaslanıyor Erdoğan. Ha, günübirlik siyasi çıkardan bahsedeceksek artık AKP elitleri için iktidardan düşmenin önüne geçecek her türlü can simidi makbul. Bunu yerel seçimler esnasında tüm çıplaklığıyla deneyimledik.

ASIL MESELE GÜÇ İSTENCİ, KÜLTÜREL MİRASA İHTİMAM GÖSTERMEK SADECE BİR DETAY
 
Eski eserlerin restore edilmesini görkemli geçmişin restorasyonu ve yeni milli kimlik arayışlarının bir kaldıracı olarak niteliyorsunuz. AKP bunu araçsallaştırmış olabilir ancak eski eserlerin restorasyonu, zaten yapılması gereken bir şey değil mi? Buradaki ince çizgiyi nasıl çizmeli? Daha çok üzerinde durulması gereken, zevksiz mimarinin, yanlış restorasyonun, Hasankeyf çarşısının yıkımında da görüldüğü gibi tarihi eser karşıtlığının eleştirilmesi gerekmiyor mu?

AKP görkemli geçmişi restore ederken daha çok bugüne ve geleceğe yönelen bir nostalji anlayışıyla hareket etti. Yitirilmiş olan evin tarih aşırı bir tarzda yeniden inşasına teşebbüs etti. Yeni Osmanlıcı nostaljinin temel gayesi, yeni bir resmi tarihin ve bununla ilişkili olarak yeni bir milli kimlik kurgusunun duygusal zeminini kurmak ve aynı zamanda Osmanlı nostaljisi adına yapılacak irili ufaklı sembolik ve reel hamleleri meşru bir zemine oturtmaktı. Yani aslında AKP’nin Yeni Osmanlıcı restorasyon söyleminin zemininde güç istenci ve intikamcılık yatıyor. Böyle güçlü bir motivasyonun yanında mimarinin estetiği, tarihi eserlerin aslına uygun restorasyonu, doğal ve kültürel mirasların korunması gibi konular önemsiz detaylar olarak kaldı, haliyle.

Yeni-Osmanlıcılık Hınç, Nostalji, Narsizm, Nagehan Tokdoğan, 286 syf., İletişim Yayınları, 2018.

İSLAMCILARIN DARBELERLE, TEHDİTLERLE BASKI ALTINDA OLDUĞU YILLARI HEP BİRLİKTE YAŞADIK
 
Cumhuriyet değerlerine meydan okumak ifadesi kitabınızda sıkça geçiyor. Cumhuriyet değerleri ifadesini biraz açabilir misiniz? Türkiye’de sadece İslamcılar değil, mevcut eşitsiz düzeni değiştirmeyi talep eden herkes Cumhuriyet değerlerine meydan okumakla suçlandı. Örneğin hukuk ve adalet temelli bir eleştiri daha sağlıklı değil mi sizce?

Cumhuriyet değerleri ifadesi cumhuriyet rejiminin inşasında Batıcı ve ilerici addedilen ilkeler, törenler, anıtlar, mimariler ve mekanları kapsayan bir dizi siyasal sembolü ifade ediyor. Aynı zamanda da çok çeşitli veçheleri olan belirli bir yaşam tarzını tabii. Her hegemonya mücadelesinde olduğu gibi AKP iktidarında da her şeyden önce bu semboller birer açık hedef haline getirildi. Onlara yönelik saldırılar ise üstünlük nişaneleri olarak sahiplenildi. Bu saldırılara karşı hukuk ve adalet temelli eleştiri ve mücadele, toplumun Cumhuriyetçi/Atatürkçü/Kemalist olmayan kesimleri tarafından bile yıllarca verildi ve hala veriliyor.

Yeni Osmanlıcılığın esasen intikamcı bir anlatı olduğundan bahsetmiştim. Bahsettiğim intikamcılık bizatihi İslamcı entelektüel ve elitler tarafından Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından geliştirilmiş, tarihsel gerçekliklerle de çoğu zaman örtüşen bir mağduriyet anlatısının sonucu olarak karşımıza çıkıyor. AKP’nin İslamcı gelenekten gelen siyasal elitleri bu anlatının içerisinde yetişmiş, ideolojik formasyonunu bu anlatıya yaslanarak oluşturmuş isimler. Tarihsel açıdan baktığımızda ortada eşitsiz bir düzen olduğu, İslamcıların uzun süre resmi ideolojinin dayatmaları ve darbelerle, parti kapatmalarla baskı altında tutulduğu bir gerçek. Bunu yıllarca konuştuk, bastırılanın geri dönüşüne şahit olduk, hukuk ve adalet temelli görüşleri ve uygulamaları demokrasiden yana savunduk. Bugünden baktığımızda size de üstünden yıllar geçmiş gibi gelmiyor mu? Mevcut eşitsiz düzeni değiştireyim derken en az onun kadar vahşi ve hatta ondan daha yıkıcı bir düzen yaratılmasının korkutucu bir sonucunu deneyimlemeye başladık malesef: İslami-muhafazakarların hıncı, tam da hedefteki bedenlere de bulaşmış görünüyor.

AKP’nin yüzeysel ve içi boş tepkiselliği bir yana, bu dönemde yaşananları Kemalizm’in, bir dönem Türk müziğinin yasaklanmasında da görüldüğü üzre, kısmen Batıcı anlayışa bir tepki olarak görebilir miyiz? 

Kemalizm ya da Kemalist elitler bir zamanlar pek çok anti-demokratik uygulamaya imza attılar, evet. Kemalist zihniyetin yol açtığı baskıcı politikaların bedelinin AKP tarafından toplumun Kemalist olan-olmayan tüm kesimlerine fazlasıyla ödetildiğini düşünüyorum. Eskinin mazlumlarının bugünkü zalimlik potansiyeli karşısında hepimizin nutku tutuluyor. Batıcı anlayışa tepki konusunda ise ben AKP elitlerinin “omurgalı” bir tavır içinde olduklarını hiç sanmıyorum. Milli görüş geleneği bu konuda daha netti, biliyorsunuz. AKP ise iktidara geldiği 2002’den beri Batı ile haset ve husumetle karakterize olan ama aynı zamanda her fırsatta “Batı’dan daha Batıcı” olduğunu ispata girişen bir tutum sergiliyor. Batıcı neoliberal politikaları belki Batı’dan daha fazla benimseyip uyguluyor. Başka deyişle AKP’li elitlerin ve destekçilerinin Batı karşıtı köşeli söylemleriyle reel düzlemdeki tutumları arasında hep bir açı oldu ve olmaya da devam ediyor.

RÖVANŞİSTLER DAİMA BİR İNTİKAM KÜLTÜRÜ OLUŞTURURLAR

AKP rövanşizmiyle Kemalist rövanşist anlayış arasında benzerlikler olduğunu düşünüyor musunuz?

Her rövanşizm birbirinin aşağı yukarı bir kopyasıdır. Zira rövanşizmi ortaya çıkaran koşullar acziyet ve iktidarsızlık deneyimleridir. Özne acziyetten kurtulup güçlendiğinde intikam arzusunun yöneleceği yer, onu aciz kıldığını, aşağıladığını, kutsallarına saldırdığını düşündüğü kesimlerdir. Rövanşizm, içinde her daim doyumsuz bir hazzı barındırır. O yüzden de tatmin edilmesi zordur. Rövanşistler daima saldıracak meşru nesneler ararlar; ahlakın kodlarından, dinden, doktrinlerden, yasal cezalandırma prosedürleri ve ekonomik yaptırımlardan yardım alır ve bir intikam kültürü oluştururlar. Hem eylem hem de zihniyet bağlamında, yalnızca intikama odaklanırlar. İntikam eyleminin meşrulaştırılması ise geçmişte çekilen acıların mütemadiyen hatırlatılması ve alınan intikamın kutsanmasıyla gerçekleştirilir. Rövanşistler aldıkları intikamdan gurur duyarlar, hedeflerindeki kişi ya da grupların da bunu görmesini isterler.

KEMALİSTLER AKP’NİN YOĞUN SALDIRISI ALTINDA ÇOCUKSULAŞTILAR

Son olarak Türkiye’de Kemalistlerin şu anki ruh halini sormak isterim. Kendilerini nasıl hissediyorlar sizce?

AKP’nin son 10 yılda uyguladığı rövanşist politikalar yalnızca Kemalistlere yönelmedi, AKP’ye muhalif olan tüm toplum kesimlerine yöneldi ve bugün adeta içe patlayan bir öfke yarattı. Bu öfkenin ifade edilme olanaklarının özellikle Gezi sürecinin ardından yoğunluğu giderek artan otoriteryen politikalarla ortadan kaldırılması ise, AKP karşıtlarında içten içe işleyen bir acziyet duygusu ve nefret yarattı. Ben eğer bu duygular sağaltılamazsa, yani toplumun muhalif mensuplarına öfkelerini ifade alanları açılmazsa daha sıkıntılı süreçler yaşayacağımızı düşünüyorum. Uzun zamandır ilk kez bu kadar “kötümser” olduğumu söyleyebilirim.

Spesifik olarak Kemalistlerin ruh halini hakkında konuşacak olursak yalnızca son birkaç yıldaki gözlemlerime dayanan şu çıkarımı yapabilirim: Kemalistler, AKP’nin yoğun saldırısı altında bir tür çocuksulaşma eğilimindeler. Çocuksulaşmadan kastım, öznelikten geri çekilmeyle sonuçlanan bir bastırılmışlık ve edilgenlik hali aslında. Bu duygu durumunun nelere gebe olduğunu AKP iktidarının son 10 yılında bizzat deneyimledik. Ve bence artık toplumun, özneleri değişse de semptomları benzer olan böylesi bir duygu iklimini kaldıracak gücü kalmadı.

NAGEHAN TOKDOĞAN KİMDİR?

1984 Ankara doğumlu. Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduktan sonra, aynı üniversitenin İletişim Fakültesi’nde yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Akademik ilgi alanları arasında duygular sosyolojisi, milliyetçilik ve toplumsal cinsiyet, erkeklik çalışmaları, insan hakları ve etnografi bulunuyor. Bu alanlarda yazdığı makaleler muhtelif dergi ve kitaplarda yayımlandı. Aynı zamanda çevirmen. Feminist. Barış imzacısı. Bağımsız araştırmacı-akademisyen.

Röportaj:İslam Özkan/DuvaR