Alıntı Yazılar AKP, yerel yönetimleri ‘tek adam’a bağlama yasası hazırlıyor / İhsan Çaralan



ID:49856
Yayınlanma:
30 Kas 19

AKP’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, önceki gün, hazırladıkları “yerel yönetim reformu” tasarısının ocak ayında Meclise getirileceğini açıkladı.

AKP propagandası, “yerel yönetim reformu”yla, yerel yönetimlerin devasa sorunlarının çözüleceğini, hatta yakın zamana kadar da yerel yönetimlerin merkezi yönetim karşısında güçlendirilerek demokrasinin gelişmesinin başlıca dayanağı yapılacağını... propaganda edegeldi. Ama, tek parti tek adam yönetimin inşasının gündeme gelmesiyle birlikte AKP propagandası yerel yönetimlerle demokratikleşme arasındaki bağdan söz etmez oldu. Hele de 31 Mart seçiminin, arkasından 23 Haziran İstanbul seçiminden beri ise, söylemde demokratikleşme ile yerel yönetim arasındaki ilişkiyi hiç dile getirmezken, tersine yerel yönetimlerin kayyum ve ekonomik-siyasi kuşatmayla fiilen yasaları çiğneyerek yetkilerinin ve yetki alanlarının sınırlandırılması, girişimlerine tanık olduk, daha da olacağımız anlaşılıyor.

BAKANLIK YEREL YÖNETİMLERİN BAĞLI OLDUĞU ‘ÜST KURUM’MUŞ!

Nitekim Özhaseki’nin bu konudaki açıklaması da çok ilginç olduğu kadar AKP’nin yerel yönetimler konusunda geldiği çizgiyi ifade etmesi bakımından da karşı karşıya olunan sorunu ortaya koyar mahiyetedir.

Özhaseki, çıkarılmak istenen yasanın belediyenin yetkilerini sınırlandırılacağına dair eleştirilere yanıt verirken; “Ben ömrü belediyecilikte geçmiş bir insanım. Belediyelerden görevleri alıp merkezde toplama işine prensip olarak karşıyım. Planlama yetkisi prensip olarak Belediye Meclislerinde olur. O şehrin insanları, kendi şehirleri ile ilgili imarda ne düşünüyorlarsa bunu gerçekleştirmek isterler, bu da onların en tabii hakkıdır. Ama bu layüsel değildir, bir yere hesap verilemez anlamına asla gelmez. Peki kanuna, hukuka uygunluğunu kim denetleyecek? O da bir üst kurum olarak bakanlık olur” dedi.

Bu olduğu gibi aktardığımız bir paragrafta Özhaseki’nin;

1- “Ben” diye başlayarak, bu konuda kendisinin “otorite” olduğunu,

2- “Belediyelerden görevleri alıp merkezde toplama işine prensip olarak karşıyım” diyerek sorun esasında herkes gibi düşündüğünü söyleyip inandırıcılık kazanmayı amaçladığını,

3- Gerçeği söyledikten sonra “ama” diyerek, sanki önemsiz bir ayrıntıymış gibi gösterirken gerçekte sorunun esasına geldiğini sakladığını,

4- “Ama bu layüsel (Sorumsuz, sorumlu tutulamaz) değildir, bir yere hesap verilemez anlamına asla gelmez” dedikten sonra, asıl amacını; “Peki kanuna, hukuka uygunluğunu kim denetleyecek? O da bir üst kurum olarak bakanlık olur!” diyerek itiraf ettiğini görüyoruz.      

KENAN EVREN’İN RUHU ÖZHASEKİ’DE YAŞIYOR

Özhaseki’nin bunu bir paragraflık açıklamasıyla, sadece içerik değil, açıklamadaki fikir zinciri olarak da otokratik bir rejimin sözcüsü (Bu tarz akıl yürütmenin bizdeki en önemli örneği Kenan Evren’dir) olarak konuştuğu görülmektedir.

Seçilmişlerin yönettiği belediyeleri kim denetleyecek sorusuna verdiği yanıt, artık sözün bittiği yerdir.

Çünkü Özhaseki, Cumhurbaşkanı tarafından atanmış bakanların ve atanmış bürokratların yönettiği bakanlığı, “Seçilmiş kişilerin yönettiği belediyelerin bağlı olduğu bir üst makam” olarak göstermekte, belediyelerin denetiminin de bakanlık tarafından yapılacağını öne sürmektedir. 

Oysa az çok demokrasiden söz edilen her yerde, “Seçilen bir kişiyi ancak seçenler görevden alabilir” ilkesi geçerlidir. Aks halde “seçme-seçilme hakkı”ndan söz edilemez.

Özhaseki ve AKP’nin, Cumhurbaşkanlığı ile danışmalı olarak hazırladığı anlaşılan “yerel yönetimler yasa taslağı”nda seçilenlerin atanmış memurlar tarafından denetlenmesi, gayet doğal, kamuoyu karşısında savunulabilir bir şeymiş gibi sunulması Özhaseki ve partisinin demokrasi anlayışını oluğu gibi, tek parti tek adam rejimin inşasında yerel yönetimlerin sokulacağı mecranın nasıl olacağının işaretlerini de vermektedir.

DEMOKRASİ MÜCADELESİ OLMAZSA BUGÜNLER DE ARANIR

Özhaseki’nin yerel yönetimler ve “Tapu Yasası”yla (*) ilgili söyledikleri, söylediklerinin arkasındaki zihniyet dikkate alındığında, bugün yerel yönetimler sorunu, sadece muhalif belediyelere kayyum atanması ya da ekonomik-siyasi kuşatmayla çalıştırılamaz hale getirilmesiyle sınırlı değildir. Tersine Erdoğan yönetimi; yerel yönetimleri yapılacak yasal düzenlemelerle, tamamen işlevsiz hale getirerek onların kullandığı “yetkileri” ve “yerel rantı” tek adam yönetimine bağlamak için harekete geçmiştir.

Bu yüzden de;

İktidarın baskısı karşısında daha demokratik yerel yönetimler istediklerini söyleyen muhalif belediye başkanları ve yönetimleri, muhalefetlerini bugünkü, “İktidar bize kamu bankalarının kredi vermesini engelliyor”, “Belediye meclisleri kaynak sağlamamıza izin vermiyor”, “Dışarıdan kredi bulmak zorunda kaldık”...diyen yakınma çizgisinde kalırsa,

Türkiye’nin ilerici demokrat güçleri, yerel yönetimlerin demokratikleşmesi mücadelesini Türkiye’nin demokratikleşmesinin bir parçası olarak görmezse, gelişmeleri doğru ele almazlarsa yarın bugünleri de arayacaklarını söylemek bir kehanet olmaz.

Çünkü perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

(*) Özhaseki, İmar Yasası’yla ilgili değişikliğin, yerel yönetimler değil Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanan tapu kanun değişikliği teklifi içinde Meclise sunulacağını söyledi. Böylece imar konusunun da belediyelerin yetki alanının dışına çıkarılacağının işaretini vermiş oldu.İhsan Çaralan/Evrensel