Düşünce ve Analiz Amerikan jokerleri / Alptekin Dursunoğlu



ID:50308
Yayınlanma:
13 Ara 19

Irak’ta ve Lübnan’da yaşanmakta olan şey bu ülkelerdeki yozlaşmış düzenleri kuran veya koruyan uluslararası güçlerin, bu yozlaşmış düzenlerin parçası olan yereldeki jokerleri aracılığıyla halkın taleplerini istismar etmek ve halk öfkesini başka bir tarafa yönlendirmekten ibaret.

“Amerikan jokerleri”, Iraklıların ekim ayından beri süren gösterilerde şiddet eylemlerine başvuran kişilere verdikleri isim.

Gişe rekorları kıran Joker filmi, ünlü oyuncu Joaquin Phoenix tarafından canlandırılan Arthur Fleck karakteri ve Iraklı tasarımcı Ahmed Şevki’nin bu karakteri Photoshop marifetiyle Bağdat’taki gösterilere eklemesi[1] bu isimlendirmenin kaynağı oldu.

Bir başka deyişle Joker filminin gösterime girmesi ile Irak’taki gösteriler arasında eş zamanlılık, Arthur Fleck ile Iraklı protestocular arasındaki karakter benzerliği, Ahmed Şevki’nin tasarım mahareti ve sosyal medyanın gücü Irak’ın siyasal kültürüne ‘Amerikan jokerleri’ adlı çok açıklayıcı bir kavram armağan etti.

Irak’ta Erbain yürüyüşleri sebebiyle ara verilen ve Lübnan’daki protestolarla birlikte Ekim ayında yeniden başlayan gösterilerde yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, devletin hizmet yetersizlikleri, siyasal yozlaşma, gelir adaletsizliği protesto ediliyor.

Ancak bu protesto gösterilerinde şu an benzerlerine sadece Lübnan’da rastlayabildiğimiz gelişmeler yaşanıyor.

Göstericilere kim karşı?

Örneğin zaten kategorik olarak muhalefetin bulunmadığı Irak’ta hiçbir siyasi grup, gösterilere karşı çıkmıyor. 

Gösteriler sebebiyle istifa eden Başbakan Adil Abdulmehdi istifasından sonra dahi “protestocuların baskısı olmasa ülkede birçok şeyin değişmesinin kolay olmayacağını”[2] belirterek gösterileri savunuyor.

Meclisteki en büyük grup olan Sairun ittifakının lideri sıfatıyla Adil Abdulmehdi’nin başbakan seçilmesinde belirleyici olan Mukteda Sadr, özel aracıyla bizatihi gidip göstericilere destek veriyor.

Abdulmehdi’nin başbakanlığına en başından beri karşı çıkan eski başbakanlar Haydar İbadi ve İyad Allavi ile eski Meclis Başkanı Usame Nuceyfi, göstericilerin taleplerini desteklerken kendi bakanlarını değil ama başbakanı istifaya çağırıyor.   

Ülkenin en büyük dini otoritesi Ayetullah Sistani, “güvenlik güçlerini ve yetkilileri “barışçı gösterilerin şiddete dönüşeceği gerekçesine sığınarak şiddete başvurmayın” diye uyarıyor ve “reform yapmanın bir zaruret olduğunu”[3] vurgulayarak göstericileri onaylıyor.

Binaları yakılan ve komutanları öldürülen Haşd Şabi“Barışçı göstericilerin taleplerini destekliyoruz ve siyasete karışmıyoruz”[4] diye açıklama yapıyor ve göstericilerin taleplerinin IŞİD’le mücadele kadar değerli olduğunu söylüyor.   

Amerika, Suudi Arabistan ve İsrail ile Iraklı bazı siyasiler tarafından Irak’taki yozlaşmış düzenin sorumlusu olarak gösterilen ve konsoloslukları ateşe verilen İran da Irak halkının taleplerinin haklı olduğunu belirtmekle birlikte ülkedeki yasal çerçevenin korunması gerektiğini vurguluyor. 

Bu çerçevede İran Devrim Lideri Ayetullah Hamenei şu ana kadar gösterilerle ilgili yaptığı tek açıklamada “Düşmanlar Lübnan ve Irak’ta yasal çerçeveyi darmadağın etmek ve bu ülkelerde boşluk yaratmak istiyorlar. Bu ülkelerdeki halkın haklı talepleri ancak kanuni çerçevede gerçekleştirilebilir[5] diyor.

Peki ‘herkesin desteklediği’ bu gösterilerde son iki ay içerisinde neden 400’den fazla kişi öldü ve binlerce kişi de yaralandı?

Göstericiler ve jokerler  

Bu sorunun cevabı, ‘joker’in “her kartın yerine kullanılabilen kart” şeklindeki sözlük anlamında veya “her yerde ve her iş için kullanılmaya uygun kimse” şeklindeki mecaz anlamında saklı.

Bir başka ifadeyle Iraklıların ‘Amerikan jokerleri’ adını verdiği kişiler ile Joker filmindeki Arthur Fleck karakterinin benzerliği, sadece dökülen kanın ve yağmalanan ekonominin sorumlusunu değil, Irak’a 2003’te armağan edilen bu yozlaşmış düzenin mimarını da ifşa ediyor.

Arthur Fleck’i ‘joker’ yapan özellikleri şunlar:

- Arthur, hayatta yapayalnızdır. 

- Yaşamını taktığı iki maske ile geçirir. Gündüzleri, geçimini sağlamak için palyaço maskesi, geceleri ise asla üzerinden silip atamayacağı bir maske takar. 

- İçindeki acıyı gizlemeye çalışır; ancak maruz kaldığı zorbalıklar, onun gitgide topluma aykırı bir adam haline gelmesine neden olur. 

- Yavaş yavaş psikolojik olarak tehlikeli bir hal alır, bir süre sonra kendisini Gotham Şehri'nde suç ve kaosun içinde bulur. 

- Zamanla kendi kimliğinden uzaklaşıp Joker karakterine bürünür.[6]

Peki Irak’taki Amerikan jokerleri neler yapıyorlar?

-Kabinesindeki bakanları atama veya azletme gücü dahi olmayan başbakanı, ülkedeki ekonomik ve siyasi yozlaşmadan sorumlu tutuyorlar.

- Hükümeti yolsuzlukla ve yetersizlikle suçlayıp başbakanı istifaya çağırıyor; ama kendi grubuna mensup bakanları kabinede tutmaya devam ediyorlar. 

- Parlamentodaki en büyük grubun lideri sıfatıyla seçilmesini sağladıkları başbakanı mecliste siyasi mekanizmalarla değiştirebilecek güce sahipler; ama meydanlarda ‘devrim’ ateşi yakıyorlar ve kanla tehdit ediyorlar.[7]Çünkü yaşamlarını taktıkları iki maskeyle geçiriyorlar.

- Halk tarafından seçilerek değil, Amerika tarafından 2005’te doğrudan atanmış veya 2014’te rol verilmiş başbakan sıfatıyla yahut eski meclis başkanı kimliğiyle ABD elçisiyle görüştükten sonra başbakanı gensoruyla düşürmeye çalışıyorlar ve geçici hükümet kurmaya talip oluyorlar.[8] Çünkü hayatta yapayalnızlar. 

- Necefli bir Şii milletvekili kimliğiyle İran Devrim Liderinin Iraklı göstericilere ateş açın diye fetva verdiğini başbakanın da bu fetvayla Irak halkını katlettiğini iddia ediyorlar.[9] Çünkü git gide kendi toplumlarına aykırı hale geliyorlar.

IŞİD’in militan depolarından biri olan Selahaddin ilinin Sünni bir milletvekili olarak, Haşd Şabi liderlerini General Kasım Süleymani’nin emriyle göstericilere ateş açmakla suçlayıp hedef gösteriyorlar.[10]  Çünkü artık psikolojik olarak tehlikeli bir hal alıyorlar.

- ‘Şii dini merci[11] maskesiyle veya Paul Bremer tarafından Necef’e vali olarak atanmış Şii bir milletvekili[12] sıfatıyla İran konsolosluklarını, Haşd Şabi binalarını ve Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Bakır el-Hekim’in kabrini ateşe veriyorlar. Çünkü kendilerini Irak kentlerinde suç ve kaosun içinde buluyorlar ve zamanla Iraklılık kimliğinden uzaklaşıp Joker karakterine bürünüyorlar.

Müşterinin algı düzeyine göre tezgah 

Irak’taki gösterilerde Başbakan Adil Abdulmehdi’nin yolsuzlukla suçlanarak istifasının istenmesi, Haşd Şabi binalarına ve liderlerine saldırı düzenlenmesi ve İran konsolosluklarının yakılması, Türkiye’deki resmi basında “Irak halkının İran ve Haşd Şabi’ye öfkesi” olarak yansıtıldı.[13]

Muhalif basın ise bunu “İran’a kızgınlığın Iraklılar açısından objektif nedenleri” diye okuyup Irak ve Lübnan’ın İran tarafından karıştırıldığını savunan Amerikan resmi görüşünü[14] tekrar etti. 

Hatta “İran’da 2009’da Yeşil Hareket ‘komplo’ denilerek nasıl bastırıldıysa Iraklıların da aynısını yapmasını öğütleyen İran dini lideri Ayetullah Ali Hameney’in çağrısı öfkenin daha fazla parlamasına yol açtı” [15] şeklindeki Amerika’nın, Suudilerin ve İsrail’in bile hayal gücünü aşan bir fanteziyle bu resmi görüşe katkı sundu. 

Halbuki yazıda “İran’a kızgınlığın Iraklılar açısından objektif nedenleri” diye anlatılanlar aslında Washington, Riyad ve İsrail rejiminin öfkesinin objektif nedenleriydi ve başta İsrail[16] olmak üzere her üçü de bunu zaten gizlemiyordu.

Ancak barışçı göstericilerin arasına karışarak Irak sokaklarını ateşe veren Amerikan jokeri sayısının yüzlerle, buna karşın 6 Aralık’ta merceiyete, Haşd Şabi’ye ve barışçıl gösterilere destek için Bağdat sokaklarına çıkanların ise on binlerle ifade edilmesi, Amerikan resmi görüşünü doğrulamıyor.

Öte yandan ABD ve İsrail’in Irak’ta kolayca ve göze sokarcasına komplo tezgahlayabildiğini, bunları jokerleri aracılığıyla kolayca uygulayabildiğini ve özensiz propaganda yöntemleriyle gerçekleri çarpıtabildiğini ve bütün bunlara bölgeden bolca müşteri bulabildiğini gösteriyor. 

Örneğin Irak’ta son iki ayda yaşananları anlamak için bu yıl içerisinde göstere göstere yapılan şeyleri hatırlayalım:  

- Ocak ayında Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İsrail’in Haşd Şabi’ye saldırması halinde buna karışmayacaklarını belirterek Irak’ı İsrail ile tehdit etti.[17]   

- Pompeo’nun tehdidinden birkaç ay sonra Irak’taki Haşd Şabi mevzilerine insansız uçaklarla saldırılar yapılmaya başlandı. Amerikan basını İsrail’in Irak’ı 4 kez vurduğunu duyurdu.[18]

- Saldırıların kaynağıyla ilgili bir araştırma komisyonu kuran Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi, Haşd Şabi saldırılarının arkasında İsrail’in olduğunu açıkladı.[19] Böylece hem Pompeo’nun Irak’a yaptığı tehdit hem de Amerikan basınının haberi resmi olarak teyit edilmiş oldu. 

- Ekim ayından beri süren gösterilere sızan Amerikan jokerleri ise Haşd Şabi binalarını ateşe vererek ve liderlerini öldürerek Amerika ve İsrail’in yarım bıraktığı işi devam ettirdi.

Ancak bütün bunlar, “Irak halkının İran nüfuzuna olan öfkesi” olarak yansıtılabildi ve bu sığ propaganda her çevreden müşteri buldu.  

Bu kadar özensiz ambalajlanmış bu kadar kalitesiz kurguya bölgede bu kadar çok müşteri çıkması, Amerika ve müttefiklerinin rahatlığının ve özgüveninin sebebini açıklıyor.

Lübnan’daki jokerler

Bu yüzden de Irak ve Lübnan’da mimarı oldukları yozlaşmış sistemlere halkın gösterdiği haklı talepleri kolayca manipüle edebiliyorlar. Çünkü Lübnan’da da Irak’takileri neredeyse aynen tekrar eden jokerlere sahipler. 

Tıpkı Irak’taki gibi Lübnan’da da kategorik olarak muhalefet bulunmuyor; her grup hükümette yer alıyor. 

Hükümetler Irak’ta olduğu gibi Lübnan’da da tüm grupların uzlaşmasıyla kurulduğu için yeni bir hükümetin kurulması aylar sürüyor. Hizbullah ve müttefikleri bu gerekçeyle yönetim boşluğu oluşmaması için hükümetin istifasına karşı çıkıp halkın taleplerinin siyaset mekanizmaları içinde karşılanmasını öneriyor.

Hizbullah ve müttefiklerinin dışındaki siyasi gruplar ise “devrim” diye niteledikleri gösterilere destek veriyor. Bu çerçevede Saad Hariri başbakanlıktan istifa etti, Semir Caca bakanlarını kabineden çekti.

Saad Hariri ve müttefikleri tüm siyasileri yolsuzlukla suçlayan göstericilerin taleplerini destekleme adına teknokrat hükümeti kurulmasını istiyor.

Mevcut siyasi gruplardan ve Lübnan’ın siyasi yapısını şekillendiren taifelerden bağımsız bir teknokrat varmış algısı yaratan ve kulağa hoş gelen bu talep aslında bir önceki seçimlerde parlamento çoğunluğunu kazanan Hizbullah ve müttefiklerini kabine dışı bırakmanın formülü. 

İşte bu formülü dayatabilmek için gösterilerin sürmesi gerekiyor. Dolayısıyla da halkın yozlaşmış sisteme, bu sistemin tüm unsurlarına yönelik tepkisi, aslında bu sistemin muhafızlarının siyasi hedefleri doğrultusunda manipüle ediliyor.

İsimleri yolsuzlukla özdeşleşmiş jokerler gösterileri destekleyerek halktan yana ‘devrimci’ olurken, tüm mali kaynakları İran tarafından temin edilen, bunu yıllar önce Genel Sekreteri aracılığıyla resmi olarak açıklayan ve hakkında herhangi bir mali şaibe iddiası dahi olmayan Hizbullah, gösterilere son verilmesini ve çözümün siyasi mekanizmalar içerisinde bulunmasını savunduğu için ‘statükocu’ oluyor.

Irak’ta Adil Abdulmehdi’nin istifasını “devrimin ilk meyvesi; ama son meyvesi olmayacak” diye kutlayan Mukteda Sadr, yıllardır istediği teknokrat hükümetini bu kez kurmayı başarabilecek mi göreceğiz. 

Ancak “başbakan adayının referandumla belirlenmesi için gösterilerin yapıldığı meydanlara seçim sandıkları dağıtılmasını önererek”[20] teknokrat hükümetten muradının Lübnan’daki jokerlerden farklı olmadığını açığa vurdu.

Irak’taki jokerler, hükümeti düşürmek için gösterilerin oluşturduğu dalgaya binmeye çalışıyordu; Lübnan’dakiler ise bunu Hizbullahsız bir hükümet kurabilmek için yapıyorlar.  

En kullanışlı joker kavram: İran’ın nüfuzu

Dolayısıyla hem Irak’ta hem de Lübnan’da yaşanmakta olan şey bu ülkelerdeki yozlaşmış düzenleri kuran veya koruyan uluslararası güçlerin, bu yozlaşmış düzenlerin parçası olan yereldeki jokerleri aracılığıyla halkın taleplerini istismar etmek ve halk öfkesini başka bir tarafa yönlendirmekten ibaret.

Bu noktada İran nüfuzu kavramı, en kullanışlı joker; çünkü bu kavram her yerde, her şekilde hatta zıt durumlarda bile rahatlıkla kullanılabiliyor. 

Zira, Amerika’nın, Suudi Arabistan’ın ve İsrail’in İran kamuoyunu muhatap alırken Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Filistin’le ilgili olarak sürekli dile getirdikleri en temel iddia şöyle:  

 “İran hükümeti, sizin paranızı, Suriye'de, Yemen'de ve Ortadoğu'daki gereksiz savaşlarda heba etmek yerine, İran'ın sorunlarını çözmek için harcamaya başlasaydı neler olurdu, hayal edebiliyor musunuz? Tüm bu sorunların çözümü İran halkının elinde.”[21]

Ancak aynı çevreler, Arap kamuoyuna İran’la ilgili mesaj verirken İran’ın petrol parasını kendi halkı için değil, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ya da Filistin için harcadığını söylemiyor; “Haydar İbadi hükümetinin üst düzey bir yetkilisine” “İran’ın Irak’ın petrolünü çaldığını”[22] söyletiyor.

Hatta BBC Farsça servisinin “60 Dakika” programına konuk olan İsrailli bir uzman, Irak’taki gösterilerle ilgili resmi görüşü tekrar ederken Tahran’ın halkı için harcaması gereken parayı başka ülkelerde harcadığını ve Basra petrolünü yağmaladığını aynı cümleye sığdırmayı başarıyor!

Dolayısıyla “İran kendi halkının parasını başka ülkelerde mi harcıyor; yoksa başka ülkelerin servetlerini mi yağmalıyor?” şeklindeki soruya cevap vermek de Tahran’a düşüyor.  

Alptekin Dursunoğlu/YDH

 

[12] YDH, 2 Aralık 2019. Irak’ta büyük kışkırtma

[15] Gazete Duvar, Fehim Taştekin, 22 Kasım 2019. Irak silbaştan: Kürtler sıfırlanır mı?   

[17] Sabah, 21 Ocak 2019. Irak’ı İsrail ile tehdit etti

[18] Hürriyet, 24 Ağustos 2019. NYT iddia etti: İsrail Irak’ı 4 kez vurdu

[21] Cumhuriyet, 28 Haziran 2018. Netanyahu'dan İran halkına tuhaf teklif