Alıntı Yazılar Mursi’ye yas tutup Süleymani’ye sevinenler / Miyase İlknur



ID:51363
Yayınlanma:
11 Oca 20

"Akdeniz, İsrail, AB ve iki süper güç tarafından paylaşılırken biz hâlâ Mursi’ye ağıt yakmakla meşguldük."

Eski yıllarda, yani dış politikamıza onlarca yılın deneyimi ve sorumluluğu ile “monşerler”in yön verdiği dönemlerde Ortadoğu’da olup bitenlerden bu denli endişe duymaz, deyim yerindeyse olan biteni ekranlardan çekirdek çitleyerek izlerdi halkımız. Çünkü bilirdi ki, iktidarda hangi siyasi parti olursa olsun, ülkemizi her türlü riskten, beladan uzak tutacak diplomasi geleneğimiz akşamdan sabaha değişmezdi. Bizim çıkarlarımıza yönelik bir müdahale olmadığı sürece, bölgemizdeki çatışmalara, tepişmelere, burnumuzu sokmazdık.

Şimdi öyle mi?

Dış politikamız bırakın yılı, ayı, günü, saatlik değişiyor. Bu politikayı kayıtsız şartsız destekleyen yandaş medyanın tavrı da bundan azade değil. Bir gün ABD’nin en hızlı muhalifi olan medyamız, ertesi gün ABD’nin yanında saf tutuyor. Bazen da kendi aralarında ayrışıyorlar. Bunun son örneğini de ABD’nin hava saldırısı sonucu ölen İranlı General Kasım Süleymani ile ilgili tartışmalarda gördük. Düne kadar hükümetin dış politikasına azıcık itiraz edene “Yoksa siz emperyalist ABD’nin safında mı yer alıyorsunuz?” diye çıkışan medyamızın kalemşorları şimdi “mezhepçi Süleymani” öldürüldüğü için neredeyse zil takıp oynayacak. Neymiş, General Kasım Süleymani katilin biriymiş ve mezhepçi bir politika izleyen İran’ın bölgede hâkim olması için alan temizliği yapıyormuş. Yahu o temizliği daha önce Saddam’ı ve yandaşı Sünnileri tepeleyen ABD yapmamış mıydı?

İran’ın Ortadoğu politikası mezhepçi de bizim Irak, Suriye ve Mısır politikamız mezhepler üstü mü?

Kuzey Irak Kürt Devleti’ni hemen kabul edip Irak’ın Şii ağırlıklı hükümetine tavır almamızın altında yatan neydi?

IŞİD, Musul ve Telafer’deki Türkmenleri yerinden yurdundan edip, direnenleri katlederken gıkımız çıktı mı? Umrumuzda bile olmadı. Çünkü o Türkmenler, Alevi ya da Şiiydi. Sınırımıza kadar geldikleri halde içeri almadık. Ama Irak’ın hakkında tutuklama kararı bulunan Irak İslam Partisi’nin lideri ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi’ye kollarımızı açtık. Hem de Irak hükümeti ile kapışmayı göze alarak. Çünkü mezhebi ve meşrebi hükümetimizin politikalarına uygundu.

Suriye’de “Kardeşim Esad”ı bir günde “Katil Esed” yapmamızın arka planında ne vardı? Suriye İhvanını destelemek. Bir an önce Esad devrilsin ve radikal Sünni gruplar iktidara gelsin diye sınırlarımızın kevgire çevrilmesine gözümüzü kapattık. Her milleten maceraperest silahlı caniler ve içimizdeki El Kaide artıkları, canları istediği zaman sınırımızı geçip canları istediği zaman döndüler. Yaralandıklarında hastanelerimizde bedelsiz tedavilerini yaptırdık.

Ülkemizin Akdeniz’deki çıkarlarını bile düşünmeden İhvancı Muhammed Mursi yüzünden Mısır’la köprüleri atmadık mı?

Akdeniz, İsrail, AB ve iki süper güç tarafından paylaşılırken biz hâlâ Mursi’ye ağıt yakmakla meşguldük.

Akıllı bir devlet ve toplum başkalarının kahramanlarına “ne oh olsun” der ne de ağıt yakar. Ülkesinin çıkarları ve uluslararası hukuk ve teammülün gerektirdiği gibi davranır. Biz dış politikayı bir süreden beri sokakta yaptığımız için tepkilerimiz de bu sokak jargonuna göre şekilleniyor.

Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı Demirel’in tam da bu konuda Fransa Devlet Başkanı General De Gaulle ile ilgili anısı anımsamakta yarar var.

“De Gaulle 1967’de ülkemizi ziyaret ederken Başbakandım, kendisine sordum, ‘Dış politikayı nasıl yapıyorsunuz’ diye. Bana, ‘büyük devletler dış politikalarını sokakta yapmazlar’ dedi. Çok şey ifade eden bir cümledir bu. Bunu hep hatırladım. Ülkelerin ebedi dostlukları da olamaz, ebedi düşmanlıkları da.. Ben halkını doğru yönlendiren ve halkının uzun vadeli menfaatlarını koruyan kişiye lider derim. Cesareti akıl yönetmelidir. Aklın tarifi, yaptığınız işin doğru olmasıdır. Politika ve diplomasi bir denge, uyum ve yarar elde etme meselesidir. Bana cesur desinler diye kahramanlığa soyunamazsınız.”

Sonuç olarak emperyal amaçlar güden ülkeler, paylaşım mücadelesi verdiği coğrafyanın dini, etnik, hatta aşiret asabiyetlerinin kaşımak üzerinden politikalarını şekillendirebilir. Onun karşısına dikilen ülkeler de benzer amaçla politikalar belirleyebilirler. Asıl mesele, ister Şii, ister Sünni, ister Protestan, ister Katolik, ister Ortodoks olsun, emperyalist güçler dururken ona karşı direnç gösteren ülkelere husumet beslemenin bize ne kazandıracağıdır.Miyase İlknur/Cumhuriyet