Zor Günler!



ID:51406
Yayınlanma:
12 Oca 20

Biz Müslümanız. Masum insanın ölümünü savunmayız ve hakkını eda ederiz. O uçaktakiler masumdu ve öldürüldüler, biz öldük aslında. Ancak bir durun. Bir fırsat verin. Cephelerde can verenlerin, mevzilerde takati tükenenlerin, yetimlerin hakkı bu kadar mıydı, onların tüm fedakarlıkları bir buhar olup uçtu gitti mi?!

Hacı Kasım gibi bir sembolünü kaybetti Direniş.

O, 40 yaşındaki İnkılaba kırk yıl askerlik yaptı. Devrimci gibi yaşadı ve bir Devrimci gibi öldü. Ne içtiği ayrandan zehirlenerek, ne tatil yaptığı bir villada. Cephe'de öldü.

Düşmanın ateşinde öldü. Önderliğin cümleleriyle yazayım: "Bir ömür uğrunda mücadele ettiği, kavuşmak için gayret sarfettiği şehadete kavuştu. Amacına ulaştı." 

Bu süreçte, yaşanan her türlü saldırıya karşı ayaklarında titreme, yüreğinde korku, sözünde cayma 'ya dair en ufak bir belirti olmaksızın kazandı ünvanını: Önderliğin Malik-i Eşteri...

Onun gidişi Direnişin birinci 40 yılının son günleri...

Neler yaşanmadı ki bu süreçte. Devrim'den kaçanlar oldu.

Pılını pırtını toplayıp düşmanın safına geçenler, içeride kalıp ihanet edenler, metal yorgunluğa kapılıp kenara çekilenler...

Her biri bir başlık ve Direniş tarihinin gerçekliği. 

Direniş kolay bir şey yapmıyor. Dünya kapitalizminin Başkenti Washington'da toplanan Küresel sermayenin işine (sömürüsüne) çomak sokuyor. Bu kolay bir şey mi?! İtiraz kültürü geliştiriyor. Bedeli olmuyor mu?! Direnişin 40 yılda yaşadığı baskılar, savaşlar, ambargolar bizim için bir söylem, onlar için pratik hayatın gerçekliği.

İran, Hastahanelerinde ilaç bulamayacak durumlar yaşadı. Hastahane, kimyasal silahla vurulmuş insanlarla dolu ve ilaç yok! Almanya'sında Amerika'sına kadar herkes ambargo uyguluyor. Sağ eliyle antlaşma kağıdını, sol eliyle ilacı tutuyor.

Muhsin Refikdust hâlâ yaşıyor ve ünvanı "Inkılabın Tedarikçisi" diye geçer. Hatıralarını okuyun, derim.

Bir de şunu; Türkiye'ye sapladıkları pençelerini kim söküp atabildi?! Fetullah Gülen orada ve siz ona "müttefik" diyorsunuz.

Arkadan dolanmıyorum. Kulağımı tersten göstermiyorum. İnkılap güzellemesi yapmıyorum. Hele düşen uçağın doğurduğu moral bozukluğunu kendimce atlatmaya hiç çalışmıyorum. Bu ayıptır! 

Devrimci, Direnişçi, Dirayetli bir duruşun; hayatın her haline dair olduğunu hatırlatmaya çalışıyorum sadece. Biz İnkılabın sadece başarılarının, müjdelerinin mi sempatizanıyız? Biz hep galip gelmesi gereken bir takımın mı taraftarıyız? Nedir bu mahalledeki hâl? Örneğin, Direniş Suriye'de yenilseydi ne olacaktı, dağılacak mıydınız? 33 gün savaşının galibiyeti yenilgi olsaydı duruşunuz farklı bir yöne mi kayacaktı?!

Kerbelâ'da, zahiren kaybedenlerin yanındayız, yoksa bu yönünü bilmeden mi tarafız?! Bu günler, o günlerin karşılığı olmazsa tarih nedir?!

Biz Müslümanız. Masum insanın ölümünü savunmayız ve hakkını eda ederiz. O uçaktakiler masumdu ve öldürüldüler, biz öldük aslında. Ancak bir durun. Bir fırsat verin. Cephelerde can verenlerin, mevzilerde takati tükenenlerin, yetimlerin hakkı bu kadar mıydı, onların tüm fedakarlıkları bir buhar olup uçtu gitti mi?! 

Ekonomik / Teknolojik üstünlükleri olan nice ülkelerde buna dair örneklikler olmuyor mu, hayatın gerçekliğinde böyle haller hep sizin yaptığınız türden mi karşılık buluyor?

Kanıma öyle dokunuyor ki! O uçağın kendi füzesiyle vurulduğunu üç gün sonra açıkladı İnkılap. Tarihinin en acı sayfalarını yaşıyor önderlik ve kadro. Ekonomik baskı. Dış Savaş şartları. Toplumsal ayrılıkçılık faaliyetleri... O gece en uzun geceydi onlar için. İşin nereye varacağı bilinmeyen, tüm unsurlarla alarmda ve kalkıştan hemen sonra geri dönen bir uçağın algılanmasındaki sorun... 

32 yıldır İnkılabın uçağını vurup ses çıkarmayan düşmanı var beri tarafta ve ben eminim bir çok insan öyle bir meseleden dahi bîhaberdi. Hata olabilir. ihanet olabilir. Eksiklik olabilir. 

Biz ilkelerin ihlaline yanarız. Biz, bizi Direnişe meylettiren manifestonun vurulmasıyla yıkılırız.

Yoksa, eksiklik ve hataları fütursuz bir dille karşılayıp, zaafa dönüştürmek de nereden çıktı?! 

Ayıptır!