Fikir ve Analiz Hegemonyanın sonu! CIA-FETÖ-MOSSAD ve diğerleri / Hüseyin Vodinalı



ID:51846
Yayınlanma:
24 Oca 20

Siyonist/Evanjelist papaz ve CIA başkanı eskisi Pompeo, mafya ağzıyla İran ve Irak’ı tehdit ederken, Trump, İngiltere’ye bile Neocon temsilci (Ulusal Güvenlik Konseyi Temsilcisi Richard Goldberg) gönderip İran konusunda çizgiden saparsanız sizi mahvederiz diye İngiliz kardeşlerine şantaj yapıyor.

MİT’çi Enver Altaylı’nın FETÖ ve CIA bağlantılarının ortaya konması çok önemli.

15 Temmuz 2016 NATO-FETÖ başarısız darbe girişiminin kodları orada saklı çünkü.

Aslında çok daha da öncesinin…

20’nci yüzyılın başından beri temel çelişme, emperyalizm ile ayağa kalkan mazlum milletler arasındadır.

Gerçek bir dahi ve önder olan Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi;

“En büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan, ne de filan milletler. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hakim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan emperyalizmdir.” 

Kapitalizm afeti bir dönem Avrupalı-İngiliz olarak ortaya çıkmıştı, yüz yıl içinde Siyonizm katalizörüyle Amerikan emperyalizmine dönüştü.

Soğuk Savaş zamanı düşman komünizm idi.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti büyük düşman idi.

RUZİ NAZAR, FETÖ VE ALTAYLI

Küresel sermayenin önünü kesen kim varsa o düşman ve komünist idi.

İşte 2. Dünya Savaşı sonrası, Avrupa ve Türkiye’yi şekillendiren sistem bunun üzerine inşa edildi.

Ruzi Nazar, 1917’de Özbekistan’ın Fergana Vadisi’nde doğdu.

2. Dünya Savaşı’nda Kızılordu’da bir teğmen iken, 1941 sonlarında Ukrayna cephesinde yaralı olarak Nazi ordusuna teslim oldu.

Hitler, o dönem SSCB’ye karşı Türk kökenlilerden birlikler kurma projesini başlatmıştı.

Naziler; Özbek, Tacik, Kırgız, Kazak, Kırım Tatarı, Azeri ve Ukrayna kökenli olanlarından kendi saflarında savaşacak ordu kurdu o dönem.

Bunlara Rus işgalinden kurtulunca kendi devletlerini kurma sözü verildi. Tabii ki asla tutulmayacak bir sözdü bu.

İşte Nazar da o birliklere katılıp, bu sefer Nazi üniformasıyla Sovyetler’e karşı savaşmaya başladı.

Ben de gazeteci olarak 96 yaşında bir Kırım Tatarı ile röporaj yapmıştım. O da aynı Nazar gibi önce Kızılordu ardından Nazi saflarında savaşa katılmış, en son kaçarak Türkiye’ye sığınmıştı. Bu arada İnönü hükümeti de Nazi işgali sırasında Kırım’a bir başbakan göndermişti. Bu da ilginç tarihi bir bilgi olsun.

Bu arada, Naziler sadece SSCB’deki Türki halklara değil, Balkanlar’da da Hırvat ve Boşnaklara da el atmıştı.

Dönemin İhvancı Kudüs Müftüsü Şerif Hüseyin, Hitler ile bire bir görüşecek kadar prestij sahibiydi.

Naziler, İhvancılara da yahudi düşmanlığı üzerinden yaklaşıyordu.

Bosna Hersek’te yaşayan genç Aliya İzzetbegoviç de İhvancı bir Müslüman Kardeşler üyesiydi.

Ve o da 2. Dünya Savaşı’nda Müslüman Nazi Hançer birliklerinde görev almıştı.

Konuya dönecek olursak.

Almanlar tarafından istihbaratçı öğretmen subay yapılan Nazi Ruzi, savaşın sonlarında bu kez Amerikalılara teslim olacaktı.

Nazi İstihbaratçı General Rudolph Gehlen gibi o da, 1947’de kurulan Amerikan merkezi haberalma teşkilatı CIA’ye katılıyor ve SSCB’yi iyi bilmesi nedeniyle hızla yükseliyordu.

Savaş sonrası Hitler’in çizmelerini artık ABD giyiyordu.

Nazilerin tüm teşkilatları ve bölgesel bağlantılarını da devren teslim aldı Sam Amca.

Eski Nazi, yeni Coni Nazar, 11 yıl da Türkiye’de görev yaptı.

Genel olarak Türk ve Müslümanlık üzerinden Sovyet ve Komünizm düşmanlığı aşılıyordu.

Propagandist olarak çalışmalarının yanısıra, adam devşirmekte de ustaydı.

1944 doğumlu Enver Altaylı da onlardan biriydi.

CIA yöneticisi Ruzi Nazar, Özbek hemşehrisi Enver Altaylı’yı MİT’e sokan isimdi.

1960 İhtilali sonrası yapılan yargılamalarda MİT’in nasıl CIA’ya teslim edildiği şok edici belge ve tanıklıklarıyla ortaya çıkacaktı.

Ama bir şey değişmeyecekti.

İşte Ruzi Nazar’ın adamı olan Kontrgerillacı MİT Başkanı General Fuat Doğu, önce 1964’te Erzurumlu anti komünist dinci bir genç olan Fetullah Gülen’i, ardından 1968’de de Altaylı’yı MİT saflarına “kazandıracaktı”. (Fuat Doğu emekliliği sonrası bir demecinde aynen şunları söyler: “Ben MİT Müsteşarı değil CIA Şube Müdürü idim. Bir CIA görevlisi gelse beni Sinop’a götür dese, onu götürmekle yükümlüydüm”)

Gülen “Komünizmle Mücadele Dernekleri” içinde hizmetler verirken, Altaylı da SSCB’ye “esir olan halkları” kurtarmanın peşindeydi.

CIA çatısı altında buluştukları yer, Orta ve Batı Asya ülkelerindeki FETÖ okulları oldu.

Amerikan mahkemelerine göre, FETÖ’nün dünya çapında 25-50 milyar doları ve 90 ülkede 2000’den fazla okulu bulunuyordu.

Doğal olarak bir başka buluşma noktaları da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ajan sokma işleriydi.

Esasen NATO kapsamında çalışan bu isimler, Türkiye’nin ABD oltasından kurtulmaması için görevliydi.

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle işler farklı yönlere doğru hızla evrildi.

‘TÜRKİYE TÜRKLERE BIRAKILAMAZ’

Komünizm tehlikesi kalkmıştı ama, asıl mesele jeopolitikti.

Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye karşı ileri karakol ülkesi olan Türkiye, artık Batı Asya’da pivot ülkeydi.

Irak, İran, Suriye, İsrail, Rusya, Kafkaslar ve Güneydoğu Avrupa’ya uzanan sınırları ile tam bir “gamechanger” (oyunun gidişatını değiştiren) ülke idi.

İşte tam da bu yüzden, “Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülke” idi.

Bu lafı söyleyen de ben değilim bu arada. 13 Ocak 2000’de Posta gazetesinde Mehmet Ali Birand aynen bu ifadeyi aktarmıştı. O tarihte Viyana’daki bir konferansta konuşan önemli bir ‘isim’ söylemişti bu cümleyi.

Papa ile görüşen, İslamiyeti bile değiştirip Siyonizm ve Evanjelizme uyduran Fetullah Gülen gibi, Enver Altaylı da bu şiarın uygulayıcılarındandı.

İşte bu sebepten dolayı, Atatürk’ün CHP’sine karşı, Amerikancı toprak ağalarının Demokrat ve Adalet Partileri, Türke Türkçülük yapan MHP ve yavruları, dört eğilimci ANAP icat edilmiş, Milli Görüş’ten apartılanlara İhvan, FETÖ, Liboş (YAE) ve Kürtçü aşısıyla AKP kurdurulmuştu.

İşte işini sağlama almak isteyen ABD, AKP ile de yetinmeyip demek ki CHP’ye de el atmış, Yeni Cehape diye başkalaştırmıştı.

İşte Enver Altaylı, Fetö, CIA ve siyaset dörtgenindeki içerik buydu.

‘Türkiye’nin Türklere bırakılmaması’ üzerine kurulu bir tezgahtı bu.

Ama içerik sözde milliyetçi ve dinci bir sürü sloganla dolduruluyordu.

27 Mayıs 1960’tan sanılanın aksine düzen aynı kaldı, Atlantik hala çok güçlüydü.

Ama ABD’nin gerileme döneminde bugün artık sanırım bu değişiyor.

Amerika, ne Irak’ta, ne Suriye’de,ne İran ve Afganistan’da istediklerini yapamadı, yapamıyor.

Venezuela ve Türkiye’de de hakeza.

İhvan-Fetö eliyle 2. İsrail olarak kurulacak Osmanlı Halifeliği ve PKK/Kürt Devleti artık yalan oldu.

Türkiye-Rusya ve İran’ın zoraki de olsa kurduğu Astana üçlüsü bugün bölgedeki emperyalist planları berhava etti.

Hele İran’ın Irak’taki Amerikan üslerini balistik füzelerle vurması tarihi bir milattır.

Amerikan İmparatorluğu artık topal ördektir.

Siyonist/Evanjelist papaz ve CIA başkanı eskisi Pompeo, mafya ağzıyla İran ve Irak’ı tehdit ederken, Trump, İngiltere’ye bile Neocon temsilci (Ulusal Güvenlik Konseyi Temsilcisi Richard Goldberg) gönderip İran konusunda çizgiden saparsanız sizi mahvederiz diye İngiliz kardeşlerine şantaj yapıyor.

Başbakanı CIA tarafından öldürülen İtalya Çin’in Kuşak ve Yol girişimine katılıyor.

CIA elindeki istihbaratı ile kendi başbakanı Merkel’i bile dinleyen Almanya, Avrasya’ya yaklaşıyor.

Ajanları deşifre oluyor, makyajlar gün be gün dökülüyor.

SİLKROAD RAPORUNDAN RAND RAPORUNA

O son RAND-Türkiye raporuna bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

243 sayfalık raporda 2023’te (diktatör ve ABD düşmanı) Erdoğan’ın yerine muhalefet seçeneği önerilirken, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a da çiçek gönderiliyor. Amiral Cihat Yaycı gibi emperyalist projelere çomak sokan komutanların harcanması öneriliyor.

Bu bana 2008 tarihli Silkroad Enstitüsü raporunu anımsattı nedense.

Amerikan Johns Hopkins Üniversitesi’ne bağlı enstitü tarafından hazırlanan, Svante Cornell ile Halil Magnus Karavelli imzalı o raporun 72. sayfasında, “CHP’de istifa etmeye ikna edilecek Deniz Baykal’la, yolsuzluklar konusunda kamuoyunun dikkatini çeken Kemal Kılıçdaroğlu yer değiştirecek. Yeni CHP, Kemalist değil, Avrupa tarzı bir sosyal demokrat parti olarak ortaya çıkacak” deniliyor.

Bu kehanet, raporun yazımından bir buçuk yıl sonra, 2010 yılında FETÖ operasyonuyla gerçek olmuştu.

Son RAND Raporu da tıpkı Silkroad’ınki gibi ‘temenni dolu’ çağrışımlar yapıyor.

Ama aradan geçen 12 senede temel fark, ABD’nin artık kendi iç kavgaları ve ekonomik çöküşüne kapılması oldu.

2008’de 2 önemli şey oldu.

Birincisi, doların küresel rezerv para olarak bitişini başlatan Amerikan yapısal küresel ekonomik krizi patlak verdi.

İkincisi de, NATO ve Pentagon’un, ajanları Saakaşvili eliyle çıkardığı savaşta Rus ordusunun Amerikancı Gürcistan hükümetini ezişini çaresizce seyretmesiydi.

Bugün ABD, Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan’a karşı, ancak fantazi ürünü Kanal İstanbul’u masaya sürüyor. ‘Muhalefeti’ iktidara getirip yeniden açılım süreci başlatmanın hayalini kuruyor.

Libya’da yarattığı yıkımın Rusya, İtalya, Almanya ve Türkiye tarafından bitirilmesini öylece izliyor.

Suriye’de de aynen öyle.

Ancak artık papaz pilav yemiyor dostlar.

Enseyi karartmayın.

Sokakta çaresiz gezen insanlara Atatürk’ün bugüne ışık tutan ve umut veren sözleriyle seslenerek bitirmeliyim yazıyı.

“Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı geçecektir.”

“Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve yok edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal hale mazhar olacaktır.”

İşte benim Avrasyacılık ve Kemalizm’den anladığım ve dünyada olmakta olan şey tam da budur.

Hüseyin Vodinalı