Savaş istemiyoruz, hele komşu savaşı, asla!



ID:52858
Yayınlanma:
20 Şub 20

Suriye savaşını planlayan emperyalist odaklar, sonucu sadece bu ülkeyi parçalamakla sınırlı tutmamışlardı. Türkiye, İran, Mısır'ı da kapsayacak ve o meşhur "böl-parçala-yönet" denklemini gerçekleştirecek kompleks bir plan üzereydiler. Yaklaşık 70 yıl olarak ömür biçilen Batı Asya yeraltı kaynakları, ancak bu şekilde daha rahat çalınabilir ve stratejik rahatlığın sağlanması için de İsrail büyütülebilinirdi. Türkiye'de yapılmak istenen 15 Temmuz Darbesini Direniş Önderleri bu açıdan okudu. Türkiye'yle dayanışma iradesi gösterdiler. Oyun gerçekten büyüktü ve hâlâ el çekmiş değil Amerika...

Suriye'ye savaşı taşıma stratejisini yaklaşık dokuz yıldır nice farklı zeminlerde tartıştık! Durduğumuz yerden meselelere yüklediğimiz anlamlar, yeri geldi muhatabı ikna etti.

Yeri geldi inada sürükledi. Uzun sürdü bu iş. Nice insanlar öldü.

Ölüm, Suriye'de çağdaş vahşetin son durağı oldu adeta. Suriye, yüzyıllarca kapanmayacak yaralar alan bir kanamaya düçar şimdi. Zihinsel travmalar, sağlıklı bir nesil yetişmesine uzunca bir süre engel teşkil edecek. 

Doğrudur, yenilmedi ancak çok kan kaybetti. Kanını yeniledi de diyebiliriz buna. Çünkü o cephedeki Suriye'yi tanımlama şöyle:

"Suriye... Direnişi Destekleyen Ülke'den, Direniş Ülkesi'ne..."

Çok kan aktı bu savaşta. Yakıcı oldu. 

İstemediğimiz bir savaştı Suriye savaşı. Esasen biz hiçbir savaşı istemedik. Doğamızda, öğretimizde yoktu bu. Kendimizi Ali(as)'ye nispet eden bir gelenekten geliyoruz ya.

Ve Kerbela, hayat felsefemizin önemli bir yerinde durmasına rağmen, biz savaş karşıtıyız. Tezat gibi gelebilir ancak hakikat bu. Öğretimizin en temel kuralı... 

Anımsayın, İmam Huseyn(as), Kerbela vahşetinin yaşanacağı sabaha gebe o akşamın karanlığında, muhatap ordu yetkililerine savaşı durdurmak adına diplomasi uyguluyor, başarısız olunca bu sefer kendi etrafındaki insanlara sahadan ayrılma hakkı sunuyordu.

Saldırının değil, savunmanın savaşını yapma adına yapıyordu bunu. Ait olduğumuz kültürün tek bir tane saldırı savaşı yoktur. Tüm savaşlar savunma amaçlıdır. 

Bununla birlikte dayatılan savaştan kaçmanın imkansızlaştığı andan itibaren de kahramanlık / kararlılık, en zirve yerine oturuyor önderlerimiz şahsında. Savaşlarımızın ikinci yüzü'de bu!

Suriye savaşını planlayan emperyalist odaklar, sonucu sadece bu ülkeyi parçalamakla sınırlı tutmamışlardı.

Türkiye, İran, Mısır'ı da kapsayacak ve o meşhur "böl-parçala-yönet" denklemini gerçekleştirecek kompleks bir plan üzereydiler.

Yaklaşık 70 yıl olarak ömür biçilen Batı Asya yeraltı kaynakları, ancak bu şekilde daha rahat çalınabilir ve stratejik rahatlığın sağlanması için de İsrail büyütülebilinirdi.

Türkiye'de yapılmak istenen 15 Temmuz Darbesini Direniş Önderleri bu açıdan okudu. Türkiye'yle dayanışma iradesi gösterdiler.

Oyun gerçekten büyüktü ve hâlâ el çekmiş değil Amerika...

Suriye savaşı başladığında Müslüman ülkeler farklı konumlandılar. Cepheler ayrıldı. Toplumlar ayrıldı. Okumalar arasında taban tabana zıt anlayışlar gelişti. 

Enteresan ama savaşın doğasına aykırı olmayan "geçişkenlikler" de yaşandı daha sonra. Savaşanların, sulh için görüşmeleri başladı. Direniş, hiçbir görüşmeyi reddetmedi bu güne değin.

Dünyanın değişik başkentlerinde Suriye Devlet yetkilileri, kendileriyle savaşan muhalif unsurlarla hep görüştü. İki tarafın müttefikleri rol aldı.

Astana görüşmeleri hâlâ sürüyor. BM temsilcisi Beşar Caferi, Suriye'nin şimdiye değin İsrail hariç herkesle görüşebilineceğinin somut örneği.

Saha- Masa denklemi, tüm savaş metodolojilerinin seçenekleri içindedir. Saha kadar değerlidir masa. Hatta bazen sahayı geride bırakacak denli önemli... Satranç buradan doğmuştur. Şah- Mat ilişkisidir bu!

Konuşmaktır. Anlatmaktır. Dinlemektir.

En son gelinen yer İdlip olmuştur Suriye'de. Umarız ülkemiz açısından, bölge ve komşumuz açısından İdlip, masa maharetiyle ele alınır. Savaş istemiyoruz çünkü. Hele komşu savaşı, asla!