Alıntı Yazılar “Kusur arıyorsan, tüm aynalar senin” / Mustafa Kurdaş



ID:52890
Yayınlanma:
20 Şub 20

"Sayın Cumhurbaşkanı, Temel Karamollaoğlu’nun ismini anmayı “israf” olarak yorumlamış. Oysa bu ülkenin en büyük israfı FETÖ ile birlikte geçirdiğiniz, “Cemaat ne istedi de vermedik” denilen iktidarınıza ait 10 yıldır."

FETÖ yine tartışmaların merkezinde. Bu kez, “siyasi ayak” aranıyor. FETÖ’nün siyasi ayağı kim? Güya “herkes” bu sorunun cevabını arıyor... Sadece siyaset ve medya dünyası değil, herkes! Kahvehanede de, pazarda da, nargile salonlarında, berberlerde ve taksicilerde de mevzu bu. Üç beş kişi bir araya gelince ya “futbolun şampiyonu” üzerine muhabbet dönüyor ya da FETÖ’nün siyasi ayağı üzerine politik sataşmalara giriliyor. Sosyal medya savaş alanı gibi. “Herkes” dilediğince savuruyor, dilediğince pala sallıyor…

***

Emekli de, işçi de, öğretmen de, pazarcı da FETÖ’nün siyasi ayağını köşe bucak arıyor.Bulurlar mı dersiniz.Aslında bulmuşa benziyor “herkes” suçluyu. Çünkü “herkes”in kendine göre FETÖ’nün siyasi ayağı var. Herkes FETÖ’nün siyasi ayağını arıyor da, bugüne kadar devletin FETÖ’nün siyasi ayağını aramamış olması garip? Bu ne iştir ki, herkes FETÖ’nün siyasi ayağını çok iyi biliyor da, devletimiz bilmiyor!?Herkese göre değişen bir denklem olabilir mi? Bulanık suda balık avlanan ülke Türkiye.Evet, burası Türkiye ve herkesin kendine göre FETÖ’cüsü var.

Bazı şeyler vardır ki, “herkes”e havale edilince, komisyona havale etmek gibidir: Ha yorgan örtmüşsün bir meselenin üzerine, ha sümen altı etmişsin, ha “herkese” havale etmişsin. Sonuç değişmez! Gerçekleri saklanmak için “herkese” müracaat edilir.

***

Baştan alalım konuyu isterseniz...

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bir televizyon programındaki açıklamalarıyla başladı bu kez tartışma. Ne demişti Başbuğ hatırlayalım:

“26 Haziran 2009’da askeri şahısların, askeri mahalde işlediği suçlarda dâhil özel yetkili mahkemelerde yargılanmasının önünü açan yasa teklifi getiriliyor. Bunu kim hazırladı? Tamamen FETÖ ile ilgili, bu araştırılsın.”

Genelkurmay eski Başkanı Başbuğ’un işte bu sözleriyle gündeme gelmişti “siyasi ayak” konusu.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partili milletvekillerine Başbuğ hakkında dava açılması talimatı vermesiyle de tartışma giderek büyüdü.Tartışma diyorum ama, aslında tartışma da değil yapılan.Keşke konuşabilsek, keşke gerçekten tartışabilsek.Konuşulan ve tartışılan üzerinde düşünme eylemi gerektiği için güzeldir; konuşmak ve tartışmak.Seviyeli ve saygınsa eğer tartışma, sonunda “herkes” de kazanır, “devlet” de kazanır.Ama niyet konuşmak ve tartışmak değil de, karşındakini dövmekse, haddini bildirmekse, susturmaksa maksat o zaman her tartışma kriz demektir. Genelkurmay Başkanı ne demiş, ne dememiş, diye bakmadan, araştıralım bunu FETÖ ile mücadelede bize faydası olur diye üzerinde düşünmeden söylenenlerin üzerine toprak atmaya kalkışmak bir “devlet” zafiyetidir. Devlet zafiyeti, refleksleri tikleştirir.Zaten uzun zamandır, “tikleşmiş” reflekslerle birlikte yaşar olduk.

Psikolojik harp tekniklerini aratmayan “algı yönetimi” stratejileri belirlendi.Kadrolu yorumcular hemen harekete geçti.Gerekli “polemik” cümleleri ekranlarda ve gazetelerin sütunlarında “kurşun” misali kullanılmaya başlandı.Maalesef, FETÖ’nün siyasi ayağını araması, bulması, meseleyi “herkes”in kanaatine bırakmaması gereken, devlet ve erkânı da “herkes”i tercih etti.Öyle ki çok kısa sürede ülkemizde polemikten sıradağlar oluşuverdi.Anlayacağınız, bu konuyu da konuşmak ve tartışmak yerine “krize” çevirmeyi başardık. FETÖ’ye en büyük destek budur. Yönlendirilmiş kitleler, politize edilmiş “herkes” değil, bu meseleyi “devlet” halletmeli.

***

Şimdi bugünün asıl konusuna gelelim...

Mevzuya dair yeni açıklamalar geldi dün. Mevzu dediğim yine FETÖ. Bu kez Erbakan Hocamıza dair ifadelerle güçlendirilmişti yeni açıklamalar. Bir “dayanak” olarak Hocamıza müracaat ediliyordu. Deniyordu ki, “Bu süreçleri iyi bilen birisiyim. FETÖ’nün bu ülkede anlaşamadığı, görüşemediği tek lider var; o da merhum Erbakan Hocamızdır. Erbakan Hocamızdan nefret ederdi.” ... Ve ekleniyordu: “Hiçbir zaman bir araya gelmemişlerdir…”

Hayır Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a ait değil bu sözler. Bizzat Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri. Ama evet, ilk açıklamayı Başbuğ bir televizyon programında şöyle dile getirmişti: “Bülent Ecevit de cemaate sempati ile bakıyordu, Tansu Çiller’in de kısmen bu olaya sempatik baktığını ve ilişkilerin olduğunu görüyoruz. Ancak Erbakan dönemine geldiğimiz zaman, Erbakan’ın cemaate mesafeli durduğunu görüyoruz.”

Cumhurbaşkanı’nın bu açıklaması ile İlker Başbuğ’un açıklaması neredeyse birebir aynı. Biz “ajans” haberinden Cumhurbaşkanı’nın yorumlarına devam edelim:

“Bu yapıyla en başından beri hem meşrebi hem itikadi sorunlarının bulunduğunu ifade eden Erdoğan, “Ama hükümetlerimiz döneminde ülkede bizim gibi düşünmeyen, hareket etmeyen herkes gibi bunlara da hukuk ve hakkaniyet sınırları içerisinde yaklaştık. Doğru, ben de görüştüm. Bunu kaçırmama gerek yok. Ama Erbakan Hocamın bunlarla ilişkisinin olmadığını ifade ettim. Liderler içerisinde zaten ilişkisi olmayan sadece o idi. Demirel’in, Ecevit’in, Erdal İnönü’nün görüşmüşlüğü vardır, şu andaki beyefendinin aynı şekilde, hepsinin bunlarla görüşmüşlüğü vardır. İrtibatları ileri derecededir.”

***

Sayın Cumhurbaşkanı yerden göğe kadar haklı. Özellikle “bu haklı olma durumu” şu soruları da kendiliğinden gündeme getiriyor.

  • “Bu süreçleri bilen birisiyim. FETÖ’nün bu ülkede anlaşamadığı, görüşemediği tek lider var; o da merhum Erbakan Hocamızdır” diyorsunuz. Erbakan Hocamızın anlaşamadıklarıyla siz nasıl anlaşabildiniz, neden anlaştınız? 10 yıl boyunca nasıl sabrettiniz?
  • “Erbakan Hocamızdan nefret ederdi” diyorsunuz. Erbakan Hocamızdan nefret eden biri nasıl olur da sizin iktidarınız döneminde belli bir dönem büyük hem de çok büyük iltifatlara ve imkânlara mazhar olur?
  • Erbakan Hocamızı ve bunları tanıyan ve çok iyi bilen bir siyasetçi olarak, başbakanlık da yapmış olan Erbakan Hocamızla neden hiç devlet işlerini müşavere eylemediniz de, hep bunlarla bu işler yapıldı.
  • Bu yapının hem meşrebi hem itikadi sorunlarının bulunduğunu biliyorsak, hem de en baştan beri biliyorsak; sizi onların kucağına iten güç neydi?
  • Erbakan Hocamızı bırakıp da bu meşrebi ve itikadı bozuk grupla neden yol almayı tercih ettiniz?
  • Mesafe konusunda, hiçbir araya gelmeme konusunda ismini saydığınız diğer liderleri örnek aldınız da, niçin iftiharla bahsettiğiniz Erbakan Hocamızı kendinize örnek almadınız?
  • Bunlara “herkes” gibi hukuk ve hakkaniyet sınırları içerisinde yaklaşmışsınız... Tabii ki, hukuk ve hakkaniyet ne olursa olsun, her şart ve zeminde çok önemli. Peki 50 yıllık Milli Görüş hareketine, Saadet Partisi’ne neden bu hakkaniyetli yaklaşımı esirgediniz, esirgiyorsunuz. Size sadece “iyi” ve “kötü”yü anlatma derdinde olan insanlar da, siyasi hareket de hakkaniyetli yaklaşımı hak etmiyor mu?

Cumhurbaşkanı’nın hedefinde Saadet Partisi ve Genel Başkanı Sayın Karamollaoğlu da vardı. Doğrusu günün polemiği de buydu:

“Hiçbir zaman bir araya da gelmemişlerdir ama şimdi Erbakan Hocamla beraber olduğunu iddia eden malum zat, ne yazık ki onun müritleriyle, onunla beraber dirsek temasında olanlarla beraber yürüyor. Onları herhalde ismen zikretmeme gerek var mı? İsraf olur.”

Ülkemizin en büyük açmazlarından birisi işte bu ve buna benzer açıklamalar. Kişilerin itibarıyla oynamak hele hele itibarları zedelenmek istenen kişi bir devlet adamıysa. Malum, bu yöntem Milli Görüşçü değil, başımıza açtıkları belalar yüzünden ders almamız gereken FETÖ’cü bir yöntemdir. Onlar sizin itibarınızla oynamaya kalkıştı, ama lütfen siz başkalarının itibarıyla oynamayın. Bu yaklaşımlar Sayın Karamollaoğlu’na zarar vermez. Sadece doğruları söyleyene ne zarar verebilir ki!?

Sayın Cumhurbaşkanı, Temel Karamollaoğlu’nun ismini anmayı “israf” olarak yorumlamış. Oysa bu ülkenin en büyük israfı FETÖ ile birlikte geçirdiğiniz, “Cemaat ne istedi de vermedik” denilen iktidarınıza ait 10 yıldır.

***

Hazreti Mevlânâ diyor ya hani, “Kusur arıyorsan tüm aynalar senin”.

Sağa sola bakmaya gerek yok, aynaya bakmak yeterlidir, gerçeklerle yüzleşmek için. Aynaya bakmak, ibret almaktır. Aynaya bakmak “herkes”i de “devleti” de kurtaracaktır.

Son cümle olsun: Herkes suyu bulandırmak istese de devlet, berrak suyun bekçiliğini yapmak zorundadır. Devlet, su bulandırmaz...Mustafa Kurdaş/Milligazete