Fikir ve Analiz Halep’le Stalingrad arasında ve İsrail'in endişeleri / Ahmed ed Dürzi



ID:53134
Yayınlanma:
27 Şub 20

"Bugün, direniş ekseninin kendileriyle yüzleşmek için askeri hazırlıklarını tamamladığını ve karşı karşıya gelmeyi önleyen şeyin ortadan kalkmaya başladığını kavradıkları için, İsraillilerin endişeleri giderek artıyor. Bunu iki şeyle özetlemek mümkün: İlki, savaş için stratejik bir ortamın olmaması, diğeri de Suriye ve müttefikleriyle girilecek bir çatışmada İsrail’in sırtını açık bırakacak olan İdlib’deki silahlı militan grupların varlığı. Zira İsrail Hava Kuvvetleri, bu grupların orta bölgeye girmeleri ve Şam’a ulaşmalarını sağlayacak koridoru güvenceye almak için müdahale edecektir."

Bu uzun soluklu savaş, sonuçları bakımından Stalingrad Savaşı’na benziyor. Çünkü özellikle Halep’in Yeni Osmanlıcılık hayalinin baş tacı olduğu göz önüne alındığında bu durumun, Türklerin projesi üzerinde kesinlikle yansımaları olacak, Türkiye’nin moral ve beklentilerine büyük bir darbe vuracak, Suriye ordusunun ve müttefiklerinin silahlı militan gruplara yapacağı operasyonları kolaylaştırarak bu grupları sınıra doğru itmesini sağlayacak.

Halep, benzeri olmayan bir stratejik öneme sahip bir şehir. Her şeyden önce, tarihteki en eski yerleşim yeri. Yaşı 12 bin yıldan fazla olan Halep, dünyanın en önemli jeopolitik konumuna sahip kentidir. Ona muadil olabilecek tek şehir İstanbul’dur. Halep, dünya uygarlıklarının ve ticaret yollarının kesişme noktasıdır.
 
Halep’in rolü, 1488 yılında Ümit Burnu’nun keşfinden ve 1859 yılında Süveyş Kanalı’nın açılmasından sonra oldukça azaldı. Nitekim, bu iki önemli gelişmeden sonra denizlere hâkim olan güçler, uygarlıklar ve devletlerin hareketinin tarihsel rotasına, 5 bin yıldan fazla hakim olan eski dünyanın kalbindeki kara devletleri üzerinde egemenlik kurdu. Ayrıca 19’uncu ve 20’nci yüzyıllarda Batılı siyasetlerin de etkisiyle bölge, özellikle İngilizler tarafından bütünüyle parçalandı.
 
Tüm bunlara rağmen Halep, stratejik önemini korudu ve yaşanan büyük uluslararası dönüşümlerin ardından rolünü tekrar kazanmaya başladı. Asya’nın karasal uygarlıkları olan Rusya, Çin ve İran gibi ülkeler, uluslararası arenaya geri döndü. Buna, tren yolunun kullanılmaya başlanmasıyla birlikte daha az maliyetli ve daha hızlı olan yeni karasal nakliye yolları eşlik etti. Bu gelişmeler, Halep’i, Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki temel stratejik nokta olması itibarıyla, yeniden ön plana çıkarmaya başladı.
 
GERİ TEPEN PLANLAR
 
ABD, İsrail ve Türkiye konuyu fark etti ve işgal edip Türkiye’ye ilhak edilmesi durumunda, Halep’i Şam’ı devirmenin anahtarı olarak gördü. Böylece sadece Suriye’ye değil, aynı zamanda Kuzey Afrika da dahil Türkiye’nin tüm Arap coğrafyasına hakim olmasını sağlayan kapıların tamamı açılacaktı. Ardından İran’a ambargo uygulayarak onu içsel çöküşe itmek, ardından işbirliği modeliyle İran, Irak ve Suriye üzerinden Avrupa’ya doğru ilerleyen Çin projesini çökertmek gündeme gelecekti. Ardından Rusya’nın önderlik ettiği Avrasya projesi yok edilecekti.
 
Bütün bunlar, Amerika Birleşik Devletleri’ne küresel hegemonyayı tekelinde tutmak ve kendisini tehdit eden herhangi bir rakip olmadan tek kutuplu bir güç olarak kalmak için daha fazla süre tanıyor.
 
Her tür çelişkili projelere açılan bir kapıya dönüşen Halep Savaşı’nın önemi buradan kaynaklanıyor: Temel ekseni, varoluşsal mücadelelerinin şiddetini ortaya koymak. Şam, bu çatışmada Amerikan ittifakı ve onun Türkiye, Katar ve İsrail uzantılarına karşı, İran ve Rusya ile askeri, siyasi ve ekonomik olarak, Çin’leyse siyasi bir eksende ittifak yaparak kendini savunmayı seçti.
 
Bu uzun soluklu savaş, sonuçları bakımından Stalingrad Savaşı’na benziyor. Çünkü özellikle Halep’in Yeni Osmanlıcılık hayalinin baş tacı olduğu göz önüne alındığında bu durumun, Türklerin projesi üzerinde kesinlikle yansımaları olacak, Türkiye’nin moral ve beklentilerine büyük bir darbe vuracak, Suriye ordusunun ve müttefiklerinin silahlı militan gruplara yapacağı operasyonları kolaylaştırarak bu grupları sınıra doğru itmesini sağlayacak. Bütün bunlarsa Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve siyasi yönetimi üzerinde büyük baskı yaratacak ve Amerikalıların Türkleri, Rusya-İran-Suriye ittifakı karşısında kaderiyle baş başa bırakıp yardımdan aciz kalmasının ardından, çıkmazdan bir çıkış yolu aramasına yol açacak.
 
TÜRKİYE VE MÜTTEFİKLERİNİN ÇIKMAZA GİREN ROTASI
 
Bütün bu gelişmelerin sonucu olarak Türkiye, kendisinin Suriye ağacından inmesine yardım etmeleri için yeniden Moskova-Tahran eksenine dönecek. Bu, kendisine oldukça pahalıya patlayan bir bedel karşılığında olacak. Bu bedel ise, emri vakiye teslim olmak, Türkiye’nin işgal ettiği toprakların tamamını Rusya ve İran’a açmak, silahlı militan gruplardan kurtulmak, Şam’ın meşruiyetini tanıyan bir noktadan onunla bir yeniden anlaşmaya varmak olacaktır.
 
Aynı zamanda bu savaşın yıllar içinde gözlemleyeceğimiz ABD-Rusya ve İran-ABD ilişkileri üzerinde de etkileri olacak. Zira Amerika’nın bölgeden geri çekilmesi, en önemli stratejik savaşı kaybettikten sonra hızlanacak.
 
Bu, Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerde ilk aşamada ortaya çıkacak, ABD ve Türkiye arasındaki ilişkide izler bırakacak, iki taraf arasındaki çelişkiler ve çıkarlar nedeniyle aralarındaki çatlağın genişlemesine yol açacak ve diğer işgal ettiği topraklardan çekilmesi dışında başka bir çare bulamayacak. Ayrıca daha önceki aşamaların tamamında Suriye’de sınırlı bir savaş olasılığına bahis oynayan, silahlı gruplara hava desteği sağlayan, muhalif silahlı grupların orta bölgeyi kontrol etmesi için güvenli bir koridor sağlamaya ve Şam’ı düşürmek için kartları yeniden karıştırmaya izin veren Siyonist varlığın statüsü üzerindeki doğrudan etkiye de dikkat çekmek gerekiyor.
 
RÜZGÂR TERSİNE DÖNÜYOR
 
Bugün, direniş ekseninin kendileriyle yüzleşmek için askeri hazırlıklarını tamamladığını ve karşı karşıya gelmeyi önleyen şeyin ortadan kalkmaya başladığını kavradıkları için, İsraillilerin endişeleri giderek artıyor. Bunu iki şeyle özetlemek mümkün: İlki, savaş için stratejik bir ortamın olmaması, diğeri de Suriye ve müttefikleriyle girilecek bir çatışmada İsrail’in sırtını açık bırakacak olan İdlib’deki silahlı militan grupların varlığı. Zira İsrail Hava Kuvvetleri, bu grupların orta bölgeye girmeleri ve Şam’a ulaşmalarını sağlayacak koridoru güvenceye almak için müdahale edecektir.
 
Şimdi, engelleyici iki şey, onların durumlarını değiştirebilir: Savaşın stratejik ortamı, Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli iki İranlı ve Iraklı şahsiyet olan Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis’i suikastla öldürmesinin ardından uygun hale gelmiş durumda. Güney Lübnan’da iki İsrail askerinin esir alınmasıyla eş zamanlı olarak 2006’da patlak veren Temmuz Savaşı, İdlib’i özgürleştirme savaşı, bütün silahlı militan gruplardan kurtulmanın verdiği rahatlıkla herhangi bir saldırının sırtını sağlama alma, Türkiye’yi ve NATO’yu askeri dengelerden çıkarmak, el Anbar ve Erbil’deki iki askeri üssünün füzelerle vurulmasından sonra ABD’nin bölgesel gelişmelerden uzak durması ve Irak direnişinin ABD’yi Irak’tan çıkarmak için harekete geçmeye başlaması…
 
Halep’in kurtuluşu sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Savaş, yükselen Asya güçlerinin kazançlarını daha fazla sağlamlaştırmaya, gelecekte Suriye devletinin işgal edilmiş toprakları üzerindeki tüm egemenliği yeniden elde etmesine, temel direği eski dünya olan yeni uluslararası ve bölgesel sistemde konuşlanmak için gerekli olan yeni bir perspektifin inşasına doğru itecektir.
Ahmed ed Dürzi/Al Mayadeen