Alıntı Yazılar Demek ki, "Memlekette harp var"mış, faturası da halka çıkmaktaymış! / İhsan Çaralan



ID:53140
Yayınlanma:
27 Şub 20

"Kapitalist toplumda krizlerle savaşlar arasında çok girift ilişkilerin olduğu tartışılmazdır. Çünkü savaşlar son tahlilde, büyük kapitalist (emperyalist ülkeler) ülkelerin krizin yükünü “düşman ülkelere” ve dünyanın geri kalanına yıkmak için giriştikleri büyük bir yakıp yıkma eylemidir. Böylece onlar yeni yatırım alanları ve pazar alanları ele geçirerek, savaş masraflarından daha fazla bir kazanım elde ederler. Ama Türkiye gibi ülkeler, savaşın yükünü “düşman” ilan ettikleri ülkelere yıkamayacakları için, dönüp kendi işçi sınıflarının, emekçilerinin sırtına yıkarlar."

AKP’nin Aydın- İncirliova İlçe Teşkilatı, İncirliova Belediye Kültür Merkezinde bir tarım çalıştayı düzenliyor.

Çalıştaya AKP Aydın Milletvekili ve TBMM Tarım Komisyonu Üyesi Rıza Posacı, AKP Aydın Milletvekili Metin Yavuz da katılıyor.

Ziraat odası yöneticileri ve muhtarların katıldığı çalıştayda, çiftçiler mazot, ilaç, tohum, gübre, elektrik...gibi girdi fiyatlarının olağanüstü artışından, ürettikleri ürünü değerinde satamadıklarından, kredilerin yüksek faizinden ve hükümetin vadettiği desteği vermemesinden...yakınıyorlar.

Orada çiftçilerin dertlerini dinleyip, hükümete aktarmak için bulunduğu söylenen iki milletvekilinden TBMM Tarım Komisyonu üyesi de olan Rıza Posacı, çalıştayın hükümetin tarım politikasının eleştirisine dönüşmesi karşısında kürsüye çıkıyor; “Bana göre öyle çok abartılacak bir durum yok. Ama oda başkanı arkadaşlarımız biraz heyecanlanmış herhalde. Memlekette harp var, ortalık yer yerinden oynuyor. Size el insaf diyorum. Az sabırlı olun. Ben de çiftçiyim. 3-5 gün geç kalma için feveran etmeyin” diyerek çiftçileri azarlıyor!

‘HARP’LE ÇİFTÇİLERİN İSTEĞİ ÇATIŞIYORMUŞ!

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İdlib’deki çatışmalardan söz ederken, “İdlib’de savaş var diyebilirim” itirafından sonra AKP milletvekilinin “Memlekette harp var” ifadesi, bir hafta içinde iktidar cephesinden gelen ikinci “savaş” itirafıdır!

Erdoğan’ın “savaş var” sözleri, günlerdir siyaset gündeminde tartışılıyor. Bugün burada sorunu, Aydın’daki tarım çalıştayında, “Tarıma yönelik desteğin verilmemesi yanıyla gündeme gelen Posacı’nın “Memlekette harp var” gerekçesi üstünden ele alacağız.

Bu, “Memlekette harp var” gerekçesi, egemen sınıfların kendi çıkarları uğruna yarattıkları savaşların, askeri operasyonların faturasını halkın sırtına yıkmak, yeni “savaş zenginleri” yaratmak, eski zenginleri “savaş rantı”yla daha da zengin etmelerinin arkasındaki en değişmeyen gerekçe olmuştur! Bizim ülkemizde de son yıllarda, özellikle de komşu ülkelere yönelik askeri müdahaleleri, iç politikada halkı yedeklemek, muhalefetin zayıflıklarına oynayarak sindirmek, her tür baskı ve şiddetin gerekçesi olarak göstermek için kullanıldığını biliyoruz.

Ancak “Memlekette harp var” gerekçesi, sadece hükümete yönelik tepkileri bölmek, sindirmek için kullanılmıyor, savaşın ekonomik yükünün halka yıkılması, zamların, vergilerin, işten çıkarmaların, işsizliğin, yoksulluğun, açlığın...mazur görülmesinin gerekçesi olarak da kullanılıyor.

SAVAŞIN YÜKÜ HALKIN SIRTINA!

Şimdi de Aydın’da AKP Milletvekili Posacı; tarım girdi fiyatlarının olağanüstü artması ve çiftçiye vadedilen desteğin neden verilmediğini soran çiftçinin karşısına çıkıp, “Memlekette harp var!” diyerek, çiftçileri sindirmek istemektedir.

Elbette ki Posacı, çiftçilere verilen desteğin verilmemesi, zamların, vergilerin gerekçesi olarak “Memlekette harp var. El insaf” derken, haklı olmasa da, aynı zamanda; “Ey çiftçiler, eğer vergilerden zamlardan, size verilmeyen desteğin neden verilmediğini soruyorsanız. Bunun yanıtı memlekette harp olmasıdır” demiş olurken bir gerçeği ifade etmektedir.

Çünkü insanlık tarihi açık bir biçimde göstermektedir ki, haksız savaşlar, egemen sınıf için savaş rantı, yeni zenginliklerin kaynağı olurken işçiler, emekçiler, geniş halk yığınları için;

Cephede çocuklarının ölmesi, ruhsal ve fiziki olarak onulmaz biçiminde yaralanması,

Cephe gerisindeki halkın, savaşın giderlerini karşılamak üzere yeni vergiler, zamlar, cezalar...ile elinde avucunda ne varsa alınması,

Savaşa karşı, barış diyenlerin, ilerici demokrat güçlerin, aydınların demokratların cezaevlerine atılması, şiddetin yönetim tarzı olarak yaygınlaştırılmasının dayanağı olarak kullanılmaktadır.

‘KRİZİN YÜKÜNE HAYIR’ DEMEKLE ‘SAVAŞA HAYIR’ DEMEK ÖRTÜŞMEKTEDİR

Kapitalist toplumda krizlerle savaşlar arasında çok girift ilişkilerin olduğu tartışılmazdır. Çünkü savaşlar son tahlilde, büyük kapitalist (emperyalist ülkeler) ülkelerin krizin yükünü “düşman ülkelere” ve dünyanın geri kalanına yıkmak için giriştikleri büyük bir yakıp yıkma eylemidir. Böylece onlar yeni yatırım alanları ve pazar alanları ele geçirerek, savaş masraflarından daha fazla bir kazanım elde ederler.

Ama Türkiye gibi ülkeler, savaşın yükünü “düşman” ilan ettikleri ülkelere yıkamayacakları için, dönüp kendi işçi sınıflarının, emekçilerinin sırtına yıkarlar. Bugün ülkemizde de yıllardır, çeşitli adlar altında sürdürülen savaşla ekonomik krizin sıkı bir ilişkisi vardır.

Bir yandan hükümet, krizin yükünü halkın sırtına yıkmak için “Memlekette savaş var” gerekçesine sarılırken, öte yanda da savaş harcamaları, halkın sırtına yüklenerek halkın yükü daha da ağırlaştırılırken, kriz ve savaş en zenginler için zenginliklerine zenginlik katmanın fırsatını yaratan gelişmeler olarak değerlendirilmektedir.

Son yıllarda halkın sırtındaki yükün her gün artması, krizin yüküne savaş masraflarının da eklenmesi, kriz ve savaş arasındaki ilişkinin iç içe geçmesi, halkın sırtındaki yükü olağanüstü artırırken, iktidarın arkasındaki egemen sınıf kliği için ülkeyi bir rant ve kâr cennetine dönüştürmüştür.

Dolayısıyla gelişmeler, halkın; “Krizin yüküne hayır” demesiyle, “Savaşa hayır” demesi arasındaki mesafeyi iyice yakınlaştırmış, bazı konularda da örtüştürmüştür.

AKP’li Posacı’nın çiftçilerin istekleri karşısında “Memlekette savaş var. Size el insaf diyorum” çıkışması, kriz-savaş ilişkisinin ne kadar iç içe geçtiğini açıkça göstermektedir.

Sendikalar, emek örgütleri, işçi sınıfının ileri kesimleri, mücadeleci sendikacılar ve ülkemizin barış ve demokrasi güçleri, mücadeleyi gerçekler üstünde sürdürmek istiyorlarsa, bu gerçeği dikkate almak zorundadır.

İhsan Çaralan/Evrensel