Röportaj/Söyleşi Emekli Diplomat Özülker: 21. Yüzyıl'da Savaşmak Aptalcadır



ID:53301
Yayınlanma:
02 Mar 20

"İslam’ın altıncı şartı haddini bilmektir"

Türkiye, geçen hafta İdlib bataklığında 34 evladını kaybetti. Rejimin geri çekilmesi için verilen süre de sona erdi; TSK, dünden itibaren SİHA’larla vurmaya başladı. Gözler 5 Mart’ta yapılacak Erdoğan-Putin görüşmesine çevrildi. “Çıkabilecek en önemli karar ateşkestir” diyen Emekli Büyükelçi Uluç Özülker'e göre elimizdeki en büyük koz Montrö’yle boğazları kapatmak. Ancak bunu söylediğiniz an Rusya’yla savaştasınız demektir.

- Ne değişti de bir ay içinde her şey tepetaklak oldu ve onlarca gencimizi şehit verdik?
 
Görünen köy kılavuz istemez. Bizim politik tercihlerimiz Türkiye’nin nereye doğru gidebileceği konusunda ipuçları veriyordu. Aynı zamanda Rusya’nın zaman içinde gelişen tutumuna baktığımız zaman orada da sıkıntılarla karşılaşmamanın mümkün olmadığını görüyorduk. Her iki tarafın da bu günleri hazırladığını karşılıklı olarak düşünmemiz gerekiyor.
 
- Böyle bir son bekleniyor muydu?
 
Beklenmeliydi. Netice itibariyle burada ortaya koyduğumuz tutum adeta bir ültimatom gibiydi. “29 Şubat sonuna kadar Soçi mutabakatı kapsamında gözlem noktalarının öteki tarafına geçmediğiniz takdirde ben burada çok ciddi harekât başlatacağım” dedik. Rusya’nın hem hava hem siyasi olarak mutlak desteğinde hareket eden bir rejim var. Bu kapsam içinde de özellikle M5 otoyolunu ele geçirmek suretiyle Halep-Şam bağlantısını garantiye almak için uğraşıyor. Aynı zamanda Rusların Lazkiye tarafında iki üssü var ve M4 otoyoluyla da kendilerini güvencede hissetmek ihtiyacı içindeler. Buraları ele geçirmek için taarruza geçilebileceği konusu belki tam bilinmeyen şeydi. Yani Türkiye’nin bu sert tutumu karşısında acaba uzlaşıyı mı tercih eder yoksa geri adım atma konusunda kararsızlığını aşar mı; bunlar bilinmiyordu. Şunu aklımızdan çıkarmayalım: Süleymani orada Direnişin gücünü oluşturan kişiydi. Öldürüldükten sonra ortaya çıkan durum fevkalade riskli bir durumu beraberinde getirmiştir.
 
- Kimin için riskli?
 
Unutmayın Putin, Ankara’ya gelmeden evvel Şam’a gitti. Bunu açıklamadılar ama orada net bir şekilde “Ben senin arkandayım, sonuna kadar seni kollayacağım” dedi. Basitçe ifade edelim: Rusya buradaki mevcudiyetini Esad’a borçludur. Baba Esad ile 20 yıllık bir anlaşma yapmıştı, oğul Esad ile ucu açık bir anlaşma…
 
- Erdoğan son açıklamasında, “Trump bana’ Putin’in orada ne işi var’ diye sordu” dedi. Bu soruya siz cevap verin lütfen…
 
200 senedir hayal ettiklerini şimdi gerçekleştirdi, Akdeniz’e indi. Bu aslında ABD dahil Batı’nın inanılmaz hatalarından biridir. Putin ile mücadeleye girdiler. Gürcistan’ı teşvik ettiler, Abhazya gitti. Arkasından Kırım gitti. Baskıyı daha da arttırdılar, Rusya cevabını Suriye’de verdi. Bu arada Rusya’nın arka bahçesi Ukrayna’da yanlış ata oynadılar, Ukrayna’nın da üçte biri gitti. Baskıyı daha da arttırdılar, Esad da zora girmişti, “Buyur gel, beni kurtar” dedi. Rusya da güneyden bizim komşumuz oluverdi. 
 
- Erdoğan Putin’e, “Önümüzden çekilin, bizi rejimle baş başa bırakın” dedi. Bu saatten sonra çekilir mi?
 
MÜMKÜN DEĞİL.
 
- 34 askeri şehit verdiğimiz saldırıların hemen öncesine gidelim. Putin Erdoğan ile “Başka programı olduğu” bahanesiyle görüşmedi. Diplomasi dilinde anlamı neydi?
 
“Seninle görüşmek istemiyorum”un terbiyeli bir biçimde anlatılmasıdır. Putin mutlak şekilde Suriye’de oturacaktır. Rusya artık Ortadoğu’da varlığı hissedilen önemli aktörlerden biridir. İkinci ayağı ise; ABD ve Rusya aslında düşmanlar. Ama iş Suriye’ye geldiğinde olayı bir bölünmüşlük içinde görmek lazım. Fırat’ın doğusunda ABD hâkim, batısındaysa Rusya Suriye’yi toprak bütünlüğü içinde kendine düşen kısmıyla bir noktaya taşımak peşinde. Bunlar zımni bir mutabakat içine girmiş durumdalar, birbirlerinin ayaklarına basmıyorlar.
 
- Rusya ve ABD karşı karşıya gelmiyor, olan Türkiye’ye mi oluyor?
 
Bütün dünyada da aynı şey var. Dünya artık vekâlet savaşlarıyla yürütüyor bu işi. Putin bir ay önce bir canlı yayında konuştu ve çok net olarak bu soruyu sordular kendisine; “Aslında silahlanma dediğiniz şey bir güç dengesidir. Soğuk Savaş döneminde de böyle idare ettik. Eğer o olmasaydı, bugün dünya yoktu” dedi. Bu güç dengesi içinde caydırıcı bir unsur olarak bunu görmemiz lazım. Tam bu noktada işin içine muhalifleri de ikiye bölerek Türkiye girdi. 
 
- Moskova’nın saldırıdan sonraki ilk açıklamasına bakalım:?"Rus savaş uçakları Türk birliklerin bulunduğu yere hava saldırısı düzenlemedi. Militanların arasındaki Türk askerleri vuruldu.”?Aslında ne diyor?
 
Hemfikir değilim baştan söyleyeyim. Türkiye orada HTŞ’ye falan destek vermek için bulunmadı. HTŞ Türkiye için de gerçek anlamda bir terör örgütüdür.
 
- Türkiye’nin silah yardımı yaptığı dahi iddia edildi.
 
Yalan. ABD’nin ciddi olarak HTŞ’yle teması var. Onun sebebi de; burası ne kadar karışırsa Rusya sıkıntıya girecek. Dolayısıyla ABD destek olarak ortaya çıkıyor.
 
- Ama temizlenemedi de… Soçi Mutabakatı’nda verdiği sözü yerine getirmediği bir sorun olarak masada…
 
Soçi Mutabakatı dediğimiz şey bir zaman kazanma operasyonudur. Ruslar Halep’in batısında koridor açtı, sonra oradaki terörist örgütleri İdlib’e yığdılar. İdlib 750 bin kişilik bir bölgeydi. Şimdi 4 milyona yakın bir nüfus var. Burada HTŞ dediğiniz şey 40 bin militan. Hadi aileleri de katalım, abartalım da 500 bin kişi diyelim. İdlibdediğiniz zaman sadece terör örgütlerinden değil, diğerlerinden de bahsetmeniz lazım. Bizim hududumuza gelen iki milyona yakın Suriyeli esas olarak Sünni. Dolayısıyla bunlar o baskıyla aslında Sünnileri bizim üzerimize sürüyorlar.
 
- Esad aslında kendi açısından bir tür ‘temizlik’ yapıyor, öyle mi?
 
Tabii, bir anlamda temizlik operasyonudur bu. Nitekim şu anda hakim olduğu bölgelere bakıldığında Halep’in doğusu, kuzeyi, güneyinde sükunet hakimdir. Ne oldu, çatışma unsurlarının tamamını bu tarafa taşıdı. Şu anda patlamaya hazır çıbanbaşı İdlib’dir… Biz de yanlış politikamızla bunu yedik. Oraya gittiğimizde kendimize bir hedef koymalıydık. Bir ordu, savaşa gideceği zaman siyasi otoritenin koymuş olduğu hedef doğrultusunda hareket eder. İdlib’i işgale mi gidiyoruz, oradaki teröristleri yok etmeye mi, yoksa Esad’ı indirmeye mi gidiyoruz, Türkiye’nin kafası net değildi. Şimdi hâlâ Esad’ı götürme lafları ediliyor, götüremezsin.
 
SONUÇTA DÜŞMAN TOPRAĞINDAN GEÇİYORSUN!
 
- Bir savaşa girdiğinizde o savaştan nasıl çıkacağınızı da hesaplamanız gerekmiyor mu? 
 
Biz bugüne kadar oraya askerlerimizi soktuk, fakat hatalar var. Esad “Senin bana verdiğin ültimatomu ben kesinlikle kabul etmiyorum. Çarpışmak istiyorsan çarpışırım” diyor. Normal şartlarda Türkiye’nin düşük yoğunluklu bir savaş hali vardı. Askerimizi caydırıcı unsur olarak orada tutuyorduk. Derken yığınak yapmaya başladık, neden? M5 otoyolunu almaya yöneldiği zaman İdlib’e girmesinin önünü kesmek istedik. Asker yığdık. Burada 7000 civarında değişik yerlerden gönderilmiş, çoğu komando olan asker var ve ciddi olarak silahlandırılmış. Bunun iki büyük riski var: Havadan herhangi bir şey yapamadığım için karşı tarafa tamamen açık pozisyondayım. İkincisi ben kendi hudutlarımdan askeri buraya götürüp orada yerleştirip, güçlendirip, savaşa hazır hale getirebilmek için risk altındayım. Oraya girmek için 75-80 kilometrelik bir hattı kullanıyorum. Buradan her türlü tehdit ve tehlikeye açık olarak geçtiğiniz kesin. Nasıl bir özgüvenle hareket ediyorsun? Sonuçta sen bir düşman toprağından geçiyorsun. Uzmanı da değilim ama aklen düşündüğüm zaman, “Yahu bu kadar vahim şekilde vurulabilecek kadar tedbirsiz nasıl olunabilir” diye düşünmeden edemiyorum. 
 
- “Tuzağa düşürülmedik, zaten bu tehditlere açık haldeydik” demek mi istiyorsunuz?
 
Biz başka bir güvence altında gittik. Bu güvence karşısında da hissiyatımızda, öngörümüzde yanıldığımız ortaya çıktı. Lavrov çok net bir biçimde açıklama yaptı, “Soçi mutabakatı kapsamında Türkiye olması gereken yerde değildi” dedi. O zaman ben de şöyle sorayım: Burada istihbarat var değil mi? Var. Karşılıklı olarak bu harekâtı yaparken şu bölgelerden, şu koordinatlardan, şu kadar askerimi geçireceğim diye Rusya ile işbirliği yapıyor muyuz, o da tamam. Burada Rusya’nın yaptığı şey, bizimle mutabakatına çok terstir. “Sen olman gereken yerde değilsen, ben öldürmeye hak kazanırım”. Yani benim sana izin verdiğim yerlerde hak sahibi olabilirsin, dışarı taştığın durumda haklı bile olsan ben seni öldürürüm diyor. Böyle bir zihniyetle yola çıkılırsa bunun adı dostluk değildir.
 
İLK GÖZDAĞI DEĞİLDİ 
 
- Hep “Rusya gözdağı verdi” diyoruz ya, 34 şehit verdiğimiz bir katliam fazla büyük bir gözdağı değil mi?
 
Elbette gözdağıdır ve ilk gözdağı değildi. Aslında 14 şehidimiz olduğu zaman da bu gözdağı verilmeye başlanmıştı.
 
- “Dostum Putin” diye bir şey yok yani…
 
Efendim, burada herkesin menfaati vardır, dostluk yoktur. Bugün Rusya, Türkiye ile ABD’nin arasını açabilirsem bu benim kazancımdır diye bakıyor. Birkaç ay önce Putin’e yakın bir kişinin makalesi yayımlandı, diyor ki, “Biz aslında Türkiye’yi bu hale getirmek için milyarlarca dolar harcamamız gerekirken, 2.5 milyar mükafatını alarak S400’le canına okuduk işin” diyor. Rusya tarafının bakışı bu kadar basittir. ABD de dost değil bana.
 
- NATO 4. maddeyi işletmeli mi?
 
Uçak düşürüldüğünde de 4. Maddenin işletilmesini istedik. 4. Madde ‘teyakkuzda olun, benim burada başım dertte’ diye haber vermektir. Cevap verdiler, “NATO Türkiye’ye topyekûn destek veriyoruz, arkasındayız.” ABD, “Ben de öyleyim” dedi.
 
SIKINTIDAKİ REJİM DIŞ POLİTİKAYI KULLANIR
 
- Şehit haberlerinin ardından “Bizim İdlib’te ne işimiz var” sorusu daha yüksek ve sert tonda yöneltilir oldu. Siz söyleyin...
 
Bu sorunun cevabı bende de yok. Eğer bu Esad’ı indirmek içinse mevcut koşullarda zor. Eğer Esad’ı gözlem noktalarının gerisine itmekse bunu yapacak durumda da değilsin. Göçü durdurmaktan bahsediyorsan, kapında 2 milyon duruyor zaten. Burada 25-30 metre derinliğinde güvenli bir bölge oluşturarak 2 milyon insanı yine briketler falan yaparak, arkanı da Türkiye sınırlarına dayamış olarak yerleştir ve geçişlerini engelle. Bu olabilirdi. Rusya da bunu diyordu. Benim de başından beri söylediğim bu.
 
- Niçin yapmadı peki?
 
Sıkıntıda olan her rejim otomatik olarak dış politikayı gözlerin başka tarafa bakması için kullanır. Kıbrıs çıkarmasında Sampson darbesi budur. Yunanistan’ın başına ne işler açtığını görün. O darbe olmasaydı biz bugün KKTC’yi hayal bile edemeyecektik. Peygamberimizin güzel bir sözü var: “İslâmın altıncı şartı haddini bilmektir.” Siz tabii ordunuzun gücüyle Esad ile baş edebilirsiniz, ezip geçersiniz ama Rusya artı rejim derseniz daha zor. Bunun arkasına bir de müttefik olarak düşünmeniz gereken ama bugüne kadarki söylem ve politikalarınızla böyle olmadığını kendi yönünüzden ispat ettiğiniz bir ortamda başkalarına dönüp, “Beni kurtar” dediğinizde o da size gelmez. Türkiye şu sırada yalnızları oynuyor ve en büyük sıkıntısı da budur.
 
- Türkiye’nin elinde kozu yok mu?
 
Efendim, o kozları kullandığınız zaman bunun adı savaş olur. Bizim elimizdeki en büyük kozu söyleyeyim: Montrö’ye göre Türkiye savaşta veya savaş riski altındaysa savaş gemilerine boğazları kapatma hakkına sahiptir. Ben orayı kapattığım gün, Rusya’nın Karadeniz filosu hiçbir yere gidemez. Çok net olmak lazım: Bunu söylediğiniz anda bu Rusya’yla savaş halidir. Bu kapsam içinde batıdan destek alacağınızı bekliyor musunuz? Kesinlikle kimse savaşa girmez, bizi karşı karşıya bırakırlar. Dolayısıyla Türkiye’nin sorununu kendi çözmesi lazım.
 
21. YÜZYIL’DA SAVAŞMAK APTALCADIR
 
“Türkiye’de kamuoyu ikiye bölündü. Bir kısmı hamaset ve savaş çığırtkanlığı içindedir. Bu fevkalade yanlıştır. 21. Yüzyıl’da savaşmak aptalcadır. Savaş artık tabancayı çekip vurmak değildir.”
 
KANKALIK ZARAR GÖRDÜ
 
- Türkiye’nin verdiği süre önceki gece bitti. TSK, yoğun top, roket ve drone atışıyla hedefleri vuruyor. Putin’in telefon görüşmesinden sonra bunu onayladığı bilgileri geliyor. Bundan sonra ne olur?
 
Başlamış olan operasyon zaten devam eder. TSK, Suriye ordusu üzerinde ciddi bir baskı icra etmeye başladı. Baskı, aynı zamanda tabiatıyla Rusya’nın da göz yummasıyla yapılabiliyor. Suriye ordusu çok ciddi bir zayiat vermeye başlayınca düşünülmesi gereken acaba Türkiye’nin istediği şekilde gözlem noktalarının gerisine çekilebilir mi? Şahsen olabileceğini sanmıyorum. M5 otoyolunun önemini anlattık. Buraya kadar gelinmesine Rusya da göz yumdu. Burada oturup topyekûn geriye gitmek gibi bir şey söz konusu olmaz. 
 
- Rusya neden izin veriyor?
 
Çünkü Türkiye vurulduktan sonra zor duruma düştü. Benim haberim olmadan diyerek bu işi geçiştirmeye çalıştı. Aslında haberi var, fakat Türkiye ile ilişkileri bozmayacak şekilde davranması lazım. Rus taktiği bir taraftan yapıyor, diğer taraftan “Vah vah” diyor. İnişli çıkışlı bir politika izliyor. Gelinmiş olan nokta Rusya yönünden de yeterlidir gibi gözüküyor anladığım kadarıyla. 
 
- Putin ve Erdoğan’ın 5 Mart'taki görüşmesinden bir şey çıkar mı?
 
Çıkmaz. Esas itibariyle çıkabilecek en önemli karar ateşkes kararıdır. Suriye tarafından baktığımız zaman Esad kendi hedefine olabildiğince yaklaşmış durumda. Zayiat veriyor ama oradan geri gitmeyecek. Buna karşın Türkiye de bütün bu bombardımanları yapmak suretiyle tırnak içinde intikamını almış olacak. Bunun ötesine geçtiğinizde savaşa gitmek olur. 
 
- Şu saatten sonra Türkiye için risk söz konusu mu?
 
ABD ve NATO devreye sokulduktan sonra artık Türkiye’nin arkasında başka bir desteğin de var olduğunu görmek lazım. ABD’nin Doğu Akdeniz’e gemi göndereceği söyleniyor mesela. Fiilen Rusya’yı karşısına alacak bir müdahaleye girmeyecektir ama “Türkiye’nin arkasındayım” demek suretiyle manevi desteğini ortaya koymuş olacak. Bu arada tabii Türkiye’nin Rusya’dan uzaklaştırılması için daha ne yapılabilir, bunun araştırıldığı belli. Türkiye ve Rusya’nın ‘kankalığı’ zarar görmüştür. 
 
- ABD, Türkiye’ye patriot verir mi?
 
Yepyeni bir durumla karşı karşıya kaldık. Öngörülebilirdi ama fiili durum olarak ortaya çıktı. Türkiye ve Rusya aslında karşı karşıya gelebileceklerini daha fazla hissettiler. Türkiye’nin hava savunma sistemi falan yok. S400’ler aktive edildiği takdirde Rusların kendilerine karşı bunların kullanılabilmesini sağlayacak bir noktada olacağını düşünemiyorum artık. Dolayısıyla ya buradaki sistemlerde kendilerine karşı kullanılamayacak şekilde programlamaya gidecekler ya da başka bir şey olacak, aksi takdirde insan bu şekilde kendi ayağına kurşun sıkmaz. Buna karşın ABD’den patriot istedik. Türkiye hem S400 hem Patriot’tan vazgeçmeyen tutumunu ortaya koyuyor. Buna karşılık mevcut konjonktürde ABD, S400’den vazgeçmemizi yine ön şart olarak kullanacaktır diye düşünüyorum. İşlerin biraz daha karışık hale gelmesi mümkün. 
 
YENİ BİR SOÇİ MUTABAKATI GEREKİYOR
 
- Bunca olaydan sonra Türkiye, Esad rejimiyle ateşkese yanaşır mı?
 
Yanaşmalı. Yapmadığı takdirde burada bir barış da yoktur. Türk ordusu, Rusya’yla rejimi hiçbir şekilde gözlem noktalarının gerisine süremez. İkinci bir adım da; siyasi çözüm falan olmaz. Bizim burada uluslararası hale getirmememiz lazım. Yeni bir Soçi mutabakatı yapmamız şarttır. Rusya diyor ki, M4 ve M5’i bana bırak. Öbür tarafta sana bir güvenli bölge bırakalım. Bu güvenli bölgeye de göçmenleri yerleştir. Ben de başından beri bunu savunuyorum ama bir adım ileri giderek Hatay’ın güneyinden başlatıp El Bab’a kadar güvenli bölge olarak düşünüyorum.
 
- Bugün bu siyasi akıl var mı?
 
Hayır, yok. Sorunun temeli de burada. Karşılıklı olarak ikna olmamış gözüküp kavgayı büyütme peşindeler. Bu da altta kalanın canı çıksın mantığıyla yapılıyor. Esad ile olan bir duygusallık, bir mezhepsellik içinde düşünüldü Davutoğlu’ndan beri. Hala gönüllerden çıkarılmış bir şey değildir ve fevkalade yanlış bir politikadır. Türkiye’nin barışçıl olma vasfı da her geçen gün şirazesinden çıkıp, gerilemektedir. Bütün bunları bir araya koyduğumda Türkiye’nin aynı zamanda kendi politikasını da gözden geçirip, çevresiyle tekrar ilişki içine girmesinin şart olduğunu düşünürüm. Eğer bugün Mısır, İsrail ve Suriye’yle ilişkim iyi olsaydı, orada bulunmuş olan doğalgaz Türkiye üzerinden geçerdi, hem dost olurduk, hem para kazanırdık. Türkiye, aklını başına toplamak zorundadır.
 
BİR MECLİS VAR AMA…
 
“Meclis diye bir şey yok aslında. Geçen gün üzülerek seyrettim. Zaten Salı günü toplanacağız diyorlar. Zaman kazanıp Cumhurbaşkanı’nın talimatını bekliyorlar. Bir Meclis var, ama üzerindeki tek otorite Cumhurbaşkanı.”
 
KAPILARI ERKEN AÇTIK
 
- Saldırıların sonucunda en çok konuşulması gereken sınırların açılması. Türkiye doğru mu yaptı?
 
Erken açtık, zamanı mıydı? Tam bir kambur daha sırtıma yüklenmiş. Onun mücadelesi altındayken, “Hudutları açtım, hadi gidin”… Burada bakacaksınız, siyasi çözüm, barışçıl çözüm artık fevkalade sıkıntıya girmiş, destek aradığım taraflar destek vermiyorlarsa o zaman kozlarımı ortaya koyacağım. Benim şu anda sıkıntım; Hatay hududuma dayanmış 2 milyon insandır. Öbürleri zaten yıllardır burada. 25 binin gitmesi ne fark eder? İntikam duygusu olarak ortaya konuyor.  
 
- Avrupa’dan bunun karşılığında ne bekliyorsunuz? 
 
Hiçbir şey beklemiyorum. Yeni yaptırım geldi zaten. Bunlar göstermelik. Avrupa diye bir şey de yok zaten. Burada Yunanistan’ın başını derde sokuyoruz, o çok sıkışmış durumda.  
 
- İnsani kriz yaşanır mı? 
 
Başladı bile. Evvela gaz kullandılar, sonra dövdüler, olmadı silah kullanacaklar. Ölümler de olabilir. Sayın Davutoğlu dün çıkıyor, açıklama yapıyor, 10 madde koyuyor ortaya. Güleyim mi ağlayayım mı şaşırdım. Hâlâ konuşması bile hatadır. Geçmişte yaptığı bütün hataların ceremesini çeken Türkiye.
 
NEDEN ULUÇ ÖZÜLKER?
 
1965’te Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. Libya Büyükelçiliği, AB Daimi Temsilciliği, Avrupa İşleri Müsteşar Yardımcılığı, OECD Türkiye Daimi Temsilciliği ve Paris Büyükelçiliği görevlerinde bulundu. 41 yıllık dışişleri görevinin ardından üniversitelerde dış politika ve siyaset dersleri verdi.
 
Cumhuriyet