Bir Portre Filistin’e adanmış enternasyonal bir şehid lider...



ID:53382
Yayınlanma:
04 Mar 20

“Nisan 1968… Lübnan'dan yola çıkan bir grup militan, İsrail işgal güçleriyle karşı karşıya geldi ve Ürdün'de şiddetli bir çatışmaya girdiler. Ürdün'deki bu çatışma, Lübnanlı Halil İzzeddin el-Cemal adlı bir gencin şehadeti ile sona ermişti.” İşte bu şehadet, yeni bir başlangıcın ilk adımı oldu."

Seyyid Abbas Musavi, kimliğinin bariyerlerini kırmış ve üstlendiği direniş hareketiyle coğrafi sınırları aşan evrensel bir liderdi. Bu uluslararası lider imajı, bugün Lübnan'daki İslami Direnişin başlangıç aşamasının en önemli ve kapsayıcı özelliklerindedir. Bu kapsayıcılık sayesinde Direnişin ilk lideri Seyyid Musavi'nin imajı, başka bir uluslararası lider olan İmad Muğniye'ye, ondan da Lübnan, Filistin, Suriye ve Irak cepheleri arasında mekik dokuyarak beynelmilel bir figüre dönüşen Kasım Süleymani'ye geçmiştir. Böylelikle, Pakistan, Afganistan ve İran arasında gidip gelen ve Filistin davasına kenetlenen Şehid Abbas Musavi, ümmetin yükünü taşıyarak ulusların sınırlarını aşan evrensel bir lider ve ümmetin şehidi sıfatını kazanmıştır.

Filistin'e kenetlenmiş bir lider…

“Nisan 1968… Lübnan'dan yola çıkan bir grup militan, İsrail işgal güçleriyle karşı karşıya geldi ve Ürdün'de şiddetli bir çatışmaya girdiler. Ürdün'deki bu çatışma, Lübnanlı Halil İzzeddin el-Cemal adlı bir gencin şehadeti ile sona ermişti.” İşte bu şehadet, yeni bir başlangıcın ilk adımı oldu.

El-Cemal, Filistin için şehit olan ilk gençlerden biridir. Naaşı tüm mezhep ve etnik kimliklerin katıldığı görkemli bir cenaze töreniyle Beyrut'tan uğurlandı. Cenazeye katılanlar arasında 15 yaşındaki Abbas Ali Musavi isimli bir genç de vardı. Genç Musavi, Filistin davası ile çok ilgiliydi. Filistinli “Devrimimiz” dergisinin tüm sayılarını takip ediyor, dergide yayınlanan fotoğrafları odasının duvarına asarak saklıyordu. Halil el-Cemal'in şehadeti, Musavi'nin hayatında da belirleyici bir dönüm noktası oldu. Böylece kendisini bekleyen liderlik geleceğine doğru ilk adımını attı.

El-Cemal'in cenazesinin uğurlanmasından sonra Seyyid Abbas Musavi Lübnan'ın Baalbek vadisinin Nebi Şit beldesine geri döndü. Buradan Suriye topraklarındaki el-Zebedani bölgesine girmek üzere yürüyerek en-Nebi Asbat mıntıkasına vardı. Şam kırsalında yer alan Kudsaya'daki en önemli eğitim kampına katıldı. Burası Fetih Hareketi'nin kurduğu ilk askeri eğitim kamplarından biriydi. O dönemin Filistinli lideri olan Ebu Musa'nın vefatından önce verdiği son röportajında Musavi hakkındaki anlattıklarından, Seyyid Abbas Musavi'nin, bu eğitim kampında Filistin davası için mücadelesinin ilk adımlarını atmaya başladığını öğreniyoruz.

Seyyid Musavi burada Filistinli silahlı gruplara katılmak için Fetih hareketi saflarında askeri eğitim alırken, diğer yandan babasıysa oğlu Abbas'ı bulabilmek için oradan oraya gezerek her yerde onu arıyordu. Seyyid Abbas Musavi'nin babası, bacağından yaralanan oğlunu buldu ve evine geri götürmek için Filistin kampına doğru yol aldı.

Seyyid Abbas Musavi'nin kararı, Filistin davasından uzaklaşmadan Havza (medrese) derslerine katılmaktı. Sur kentinde Seyyid Musa es-Sadr'a katıldı ve ondan ders alarak ellerine sarıldı. Seyyid Musa es-Sadr'ın hareketinin Lübnan sahasındaki mevcudiyeti ve hem siyaset hem de günlük yaşam boyutundaki etkinliği, Seyyid Abbas Musavi'nin karakterinde kök saldı. Daha sonra Musavi, Necef-i Eşref'teki Seyyid Muhammed Bakır es-Sadr'ın yanında öğrenciliğe devam etti.

Yerel düzeydeki mücadele yıllarında ve sınır ötesi mücadele yolunda, Filistin daima bunları birleştiren ana başlık, pusulalarının tek yönü ve İslami hareketleri bir araya getiren bir adres oldu. Seyyid Abbas Musavi'nin gittiği her yerde varlığıyla, zikriyle ve adımlarıyla Filistin de onunla birlikte geldi. Bu varlık, Musavi'nin halkının davasına inancının bir yansımasıydı.

1991 yılı sonbaharında ABD ve Sovyetler Birliği, Siyonist rejimi ve Arap ülkelerini, iki taraf arasındaki çatışmayı çözmek için Madrid Konferansı'na katılmaya davet etti. İran İslam Cumhuriyeti, bu konferansı reddederek Filistinli grupları bir araya getiren bir karşıt konferansa ev sahipliği yapmayı teklif etse de, kimseden destek görmeyen bu pozisyon neredeyse yetim gibi kaldı. Şehid Abbas Musavi, Tahran Konferansının ana dinamosu gibiydi. Filistin içerisinde genişlemeye başlayan ihtilafları çözmek için çok çalıştı. İran'ın başkentinde kaldığı merkezi, Madrid Konferansına ya da Siyonist yerleşim yerlerine meşruiyet veren kararlara karşı çıkan on Filistinli grubun ittifakıyla bilinen bir teklif sunana kadar sakin olmayan bir iş merkezine dönüştü.

Açık mücadele sahası Lübnan

Seyyid Abbas Musavi, yerel düzeyde âlimlerin hareket etmek için inisiyatif alması gerektiğine inanıyordu. Bundan dolayı Lübnan'daki Şii sahasının ötesinde, Havza'nın daha büyük bir rol oynadığını düşünüyordu. Baalbek, Beyrut'u kasıp kavuran savaş olaylarından ve Güney Lübnan'daki gergin atmosfere en uzak saha olması açısından ilk seçenekti. 14 Mart 1978 tarihinde, düşman İsrail, Lübnan'a, Litani Nehri'nin güneyinde yer alan bölgeleri işgal etmesini sağlayan bir saldırı başlattı. Seyyid Abbas toplumu cihada yönlendirmek için çok önemli bir güçtü.

Düşman 1982 yazında, istilasını Beyrut'a kadar ulaştırdı. Bu saldırı Seyyid Abbas Musavi'yi Şeyh Ragıp Harb ile birlikte Tahran'dan dönmek zorunda bıraktı. Suriye üzerinden bölgeye gelen Abbas Musavi, Baalbek'teki İmam Ali Camisi'nde işgale karşı bir halk seferberliği başlattı. Sadece Baalbek bölgesinden İsrail ile savaşmak için gelen gönüllülerin sayısı yaklaşık 200'ü bulmuştu. Aynı yılın sonlarında, Hizbullah'ın siyasi çevresi için de ilk tohum atıldı. 9 üyelik Şura Konseyi seçildi ve Seyyid Abbas Musavi Hizbullah'ın resmî sözcüsü oldu.

Daha sonra İmam Humeyni'yi ziyarete gittiler. İmam, bu adımı tebrik ederek Şehid Musavi'nin liderliğindeki heyete “Ben zaferi sizin alınlarınızda görüyorum” dedi. Seyyid Abbas Musavi her yerde ve her türlü yolla düşmana karşı savaşın zorunluluğuna dair fıkhi bir fetva ile Lübnan'a döndü. Hizbullah liderinin ifadeleriyle Seyyid Abbas Direnişi şehadet projesi olarak değil bir zafer projesi olarak sunmaya başladı… 1985 yılında Hizbullah ilk defa açık mesaj yayınlayana kadar bu Direniş modeli devam etti.

Ardından askeri eğitim ve kitlesel seferberlik aşaması başladı. Seyyid Abbas Musavi, en önemlisi Ahmed Kasir ve Amir Kalakaş'ın şehadet eylemleri olmak üzere tüm askeri operasyonları şahsen denetliyordu. Beka, Güney, Banliyöler ve Beyrut'ta Seyyid Abbas Musavi'nin şahsen gözetiminde İslami Direnişin öncüleri oluşturuldu. Bu sırada Abbas Musavi, Şeyh Ragıp Harb ile koordinasyon için Güney'e gitmişti. Direnişin operasyonları düşmanı zorlayarak, düşmanın demir yumruk olarak adlandırdığı politikası kapsamında güvenlik kordonu olarak adlandırılan Güney ve Beka'nın batısındaki çeşitli bölgelerden çekilmesini sağladı.

O dönemde, Seyyid Abbas Musavi Güney'deki Direnişin askeri sorumlusu olarak Sur kentinde yer alan Reml Mahallesi'ne taşındı. Burada bir sonraki aşamanın karakteristik özelliklerini oluşturan saldırı operasyonlarını doğrudan denetlemeye başladı. Şehid Seyyid Abbas Musavi operasyonları doğrudan yönetiyordu. Onun döneminde 1986 yılında İslami Direnişin yürüttüğü ilk görüntülü operasyon olarak Suced bölgesine saldırı düzenlendi. 16 Şubat 1986 tarihinde İsrail ordusundan ilk esir alma operasyonları yapıldı. Bunun akabinde düşmanın iki askerini eline geçirememesiyle sonuçlanan altı gün işgali geldi ve Direniş operasyonları başladı.

Hizbullah'ın Şura Meclisi 21 Nisan 1991 tarihinde toplanarak Seyyid Abbas Musavi'yi Genel Sekreter ve Direniş Komutanı seçti. Seyyid Hasan Nasrallah, Abbas Musavi'nin, bu yeni pozisyonunu yaklaşık 10 gün süren tartışmaların ardından çok zor kabul ettiğini ifade ediyor.

Seyyid Abbas Musavi Genel Sekreter olarak seçildikten sonra Direniş eylemine paralel bir yaklaşımla Direniş toplumları ve çevresine destek hizmetlerini güçlendirdi. Seyyid Abbas savaş yolunda mücahidlere eşlik ettiği gibi, günlük hayatında da insanların işleri ve ihtiyaçlarıyla ilgileniyordu. Bu bağlamda ihtiyaçlarını ve sıkıntılarını doğrudan görebilmek için halkın yoğunlukta olduğu mahalleleri ziyaret ediyordu. Her Cuma günü insanları karşılamak üzere evini açıyordu ve onların problemlerini dinleyerek çözüm için yardım ediyordu. Şehid Abbas Musavi ile birlikte yaşayanlar, 1992 yılında Beka'da yaşanan bir kar fırtınası yüzünden birkaç köyün yolunun kapanması üzerine Seyyid'in o gün bölgede evlerinde mahsur kalan halka yardım etmek için 50 bin dolar topladığını söylüyor. Köylerinde mahsur kalanlar, karla kaplı yollar açıldıktan sonra bu paraları kullanarak normal hayatlarına geri döndüler. Seyyid aynı zamanda bir grup doktor ve hastabakıcının bu ailelere sağlık hizmeti sağlamak için bölgeye gönderilmesini de istedi.

Uluslararası Direniş

Evrensel bir dava ve inanca sahip olan Seyyid Abbas Musavi, 1983 yılında Irak Baas rejiminin başlattığı savaşa karşı kutsal değerleri savunmak için İran cephesine katılmaya karar verdi ve Tahran'ın Ahvaz kentine gitti. Burası iki taraf arasında bir koruyucu cepheydi. Ancak kısa süre sonra İmam Humeyni'nin kişisel elçisi Şeyh Abbas el-Kabi gelerek Şehid Abbas Musavi'ye buradaki cepheden ayrılarak Lübnan'a geri dönmesi gerektiği, zira Lübnan'da onu bekleyen pozisyonun İran cephesinde bulunmasından daha önemli olduğuna dair mesajını getirdi. Öyle de oldu, Seyyid Abbas Musavi o gün İmam Humeyni ile görüştü ve Lübnan'daki cihad çalışmalarına devam etmek üzere geri döndü. Rolünü, Şiilerin sahasını aşarak Trablus'a kadar genişletti ve Said Şaban ile kurduğu koordinasyonu Şeyh Mahir Hammud ile işbirliği içerisinde Sayda'ya kadar uzandı.

Seyyid Musavi'nin 18 Mart 1990 tarihinde Filistin davasını destekleyen bir konferansın en önemli katılımcısı olarak Pakistan'a gitmesi, Lübnan'daki yerel boyutunu aştığını göstermektedir. Seyyid Abbas Musavi Pakistan'da 17'nin üzerinde köy ve şehri gezerek sıcak bir halk karşılaması gördü. Bu karşılamanın sıcaklığı yolculuğunda kendisine eşlik edenleri şaşkına çevirmişti.

Filistin, Direniş, Amerika'nın kurnazlığı, İsrail'in işgal zulmü, düşmanlık ve İslam'ın birliğine odaklanmak, Seyyid Abbas Musavi'nin tüm gezilerinde ele aldığı en önemli başlıklardı. Pakistan'dan Afganistan'a giden Abbas Musavi burada köyleri ziyaret etti ve Afgan partilerin liderleri ile toplantılar yaptı. Sovyet işgaliyle mücadele eden Afgan savaşçılarını ziyaret etmeyi talep etti, ancak ciddi güvenlik riskleri yüzünden bu talebi kabul edilmedi.

Keşmir, Seyyid Abbas Musavi'nin ziyaretlerinin üçüncü durağı oldu. Yaşam koşullarını görmek için gittiği Keşmir'de Seyyid Musavi bir radyo konuşması aracılığıyla tüm bölge halkına yaptığı açık konuşmasında işgale karşı kaderlerini özgürleştiren tüm özgür ruhlu halkları desteklediğini vurguladı.

Seyyid Abbas Musavi çeşitli sahalarda açık cihad yolunda, evrensel liderliğin modelini oluşturdu. Bu anlamda ilk liderin çizdiği modeli takip eden liderde (Seyyid Nasrallah) onun çizgileri belirginleşti. Evrensel Cihad ve Direniş kavramlarını özgür, aziz ve yetenekli bir ümmete adadı.  Şehid Abbas Musavi'nin dönemi düşman için en zorlayıcı aşama oldu. Ve cepheler arasında sürekli hareket halinde olan Abbas Musavi, evrensel bir lider olarak şehit komutanların arasına katıldı.

Bu makalede kullanılan bilgiler el-Menar televizyonunun dört bölüm halinde sunduğu “Cihad ve Şehadet Önderi” adlı belgeseline dayandırılmıştır.

 

Not: Şehid Seyyid Abbas Musavi'nin hayatını merak edenler şu kitaba bakabilirler:  

 

https://www.kitapyurdu.com/kitap/sehid-abbas-musavi-amp-lubnan-islami-direnisi-hizbullahin-kurucu-lideri/395085.html