Görüş ve Düşünce Salgında mahpuslar arası ayrım doğru mu?



ID:54482
Yayınlanma:
25 Mar 20

Koronavirüs salgını cezaevlerini de tehdit ederken AKP ceza infaz düzenlemesine ilişkin taslak metni TBMM’ye sundu. ‘Terör örgütü’ suçlamalarından tutulan mahpusların düzenleme dışında tutulması tepkilere neden oldu.

Koronavirüs salgını, cezaevlerinde infaza ara verilmesini gündeme getirirken, AKP salgında alınacak tedbirler kapsamında infaz indirimi düzenlemesini hızlandırdı. Düzenlemeye ilişkin taslak metin TBMM'ye sunuldu.
 
İnsan hakları savunucuları ve hukukçular, virüsün Türkiye’ye de sıçradığının açıklandığı 11 Mart’tan bu yana Adalet Bakanlığı’na “Cezaevleri ayrım yapılmaksızın boşaltılmalı” çağrısı yapıyor.
 
Bu çağrının altında cezaevlerindeki doluluk oranı, yetersiz hijyen ve beslenme koşulları gibi gerekçeler yatıyor. 
 
TBMM’ye sunulan taslak metne göre ise uyuşturucu ve cinsel suçlar infaz indirimi kapsamına alınırken, terör ve örgütlü suçlar indirim kapsamı dışında tutuldu.
 
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, dün cezaevlerinde pozitif bir vakaya rastlanmadığını açıkladı. Ancak kapasitenin oldukça üzerinde olan mahpus sayısı nedeniyle bulaşıcı salgın riski yüksek.
 
Türkiye genelinde 355 hapishanenin 120 bin mahpus kapasitesi var. Cezaevlerindeki mahpus sayısı ise 300 bini aşıyor.
 
‘Toplum ciddi risk altında’
 
Demokrasi İçin Hukukçular Derneği’nden avukat Yıldız İmrek, koronavirüs salgınının bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek cezaevlerinde salgın riskinin, 300 bini aşkın mahpus, 150 bin cezaevi çalışanı ve onların aileleriyle birlikte toplumu ciddi risk altında bıraktığına dikkat çekiyor. 
 
DW Türkçe’ye konuşan İmrek, koronavirüse karşı sosyal mesafe, hijyen ve beslenmenin önemine vurgu yapıyor. Cezaevlerinde kişi başı iaşe bedelinin 8,5 lira olduğunu söyleyen İmrek’e göre 8,5 lira ile kimsenin yeterli, dengeli, bağışıklık sistemini güçlendirecek şekilde beslenmesi mümkün değil. 
 
Hijyen koşullarının da iyi olmadığını söyleyen İmrek, "Yapılan görüşmelerde maskelerinin ya da başka koruyucu herhangi bir şeylerinin olmadığı belgelendi. Cezaevlerinde hasta mahpuslar var, 1334 hasta mahpus, 458’i ağır hasta. Bunların öncelikle tahliyesi gerekiyor. Çocuklu annelerin tahliyesi gerekiyor. Açlık grevindeki, ölüm orucundaki mahpusların da çok risk altında olduğu açık” diyor.
 
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, Demokrasi İçin Hukukçular, Katılımcı Avukatlar, Kartal Hukukçular Derneği, Sosyal Hukuk, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi, iki gün önce Adalet Bakanlığı’na 
 
mahpusların koronavirüs günlerinde yaşadıkları sorunlara dikkat çeken bir açık mektup yayınlamıştı.
 
İnfaza ara verme çağrısı
 
Mektubu hazırlayanlardan isimlerden biri olan Yıldız İmrek, hukuk örgütleri olarak özellikle bir ceza indiriminden ziyade salgın nedeniyle toplum sağlığı için infaza ara verme, infaz erteleme çağrısı yaptıklarını hatırlatıyor.
 
Meclise sunulan düzenlemeyi eleştiren Yıldız İmrek, “İnfaz yasa tasarısıyla mafya, çete, uyuşturucu, rüşvet, hırsızlık, kadına yönelik şiddet, çocuğun cinsel istismarı faillerine ceza indirimi isteniyor. Ama gazeteci, avukat, muhalif milletvekili, belediye yöneticisi, siyasi parti üye ve yöneticileri, aydınlar, düşünce suçlularına indirim yok” diye konuşuyor.
 
İstanbul Barosu avukatlarından avukat Kemal Aytaç ise Türkiye’de muhalif siyasetçiler, hak savunucuları, avukatlar ve gazetecilerin de terör başlığı altında yargılandığına dikkat çekiyor.
 
Siyasi tutsakları kapsamıyor
 
Avukat Selçuk Kozağaçlı’nın çok ciddi kronik hastalığı olduğu, 63 yaşındaki Osman Kavala, 64 yaşındaki yazar Mümtaz Türköne ve 70 yaşındaki gazeteci Ahmet Altan’ın risk grubunda olduğu belirtiliyor. HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın da çok ciddi sağlık süreci yaşadığı kamuoyuna yansımıştı. 
 
Bu isimler bu haliyle onaylanırsa düzenlemeden faydalanamayacak. DW Türkçe’ye konuşan avukat Kemal Aytaç, düşünce suçları ve siyasi suçlar nedeniyle cezaevinde olanların bu indirimden faydalanamamasını Anayasa’ya aykırı buluyor.
 
Koronavirüs salgınına karşı cezaevlerinin suç ayrımı yapılmaksızın boşaltılması gerektiğini söyleyen Aytaç, TBMM’ye sunulan tasarının ise suçlar arasında ayrımcılık yapan bir düzenleme olduğunu belirtiyor. Aytaç, “Düzenleme evrensel hukuk ilkelerine, Anayasa’ya ve eşitlik prensibine aykırı. Bu hem vicdanları sızlatır hem de adaletin sağlanmasına engel olur. Toplumda da huzursuzluğa yol açar. Düzenlemenin ayrımsız ve herkesi kapsayacak şekilde yapılmasını talep ediyoruz. Ancak bu şekilde adalet sağlanmış olur” diyor.
 
‘Koşulsuz tahliye edilmeli’
 
Siyasi mahpusların koşulsuz tahliye edilmesini talep ettiklerini vurgulayan İmrek ise şöyle devam ediyor: “Çünkü siyasi mahpuslar adil olmayan yargılamalarla, siyasi talimatlarla, infaz yargılaması dediğimiz yargılamalarla mahkum edilmiş olan gazeteciler, aydınlar, avukatlar, siyasi muhalifler. Bunlar ‘terör suçlusu’ diye etiketlenerek yargılanıyor. Ama gerçekte ifade özgürlüğü, siyasal eleştiri özgürlüğü, siyaset hakkı bağlamında politika yapan insanların yargılandığı durumlar.”
 
Meclis'e gelen teklifi "toplumsal güvenliği hiçe sayan, baskıcı yönetimin ihtiyaçlarına cevap veren bir teklif” olarak tanımlayan İmrek, “Teklifin demokrasi, insan hakları, adalet ve vicdanla bir ilgisi yok. Çünkü zaten kişilere karşı suçlar yönünden devletin af yetkisi son derece tartışmalı bir konu” diyor.
 
Öte yandan tasarıya göre, tekrar eden suçlar, cinsel suçlar ve uyuşturucu ticareti suçlarındaki 4’te 3’lük salıverilme oranı da 3’te 2’ye indiriliyor.
 
‘İndirim şiddeti artırır'
 
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, koronavirüs salgını sonrası insanların evlere kapandığı böyle bir dönemde cinsel suçların indirim kapsamına alınmasının ciddi sonuçlar doğuracağını vurguluyor.
 
DW Türkçe’ye konuşan Kav, olağanüstü hallerde hane içinde korunması gereken kesime yönelik şiddetin arttığını belirtiyor. Çin’de son süreçte şiddetin üç kat arttığının açıklandığını, pek çok ülkede buna ilişkin ek önlemler alındığını söyleyen Kav, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na da çok sayıda arama geldiğini, telefon edenlerin “Evden de çıkamıyorum, ne yapacağım?” çaresizliğini dile getirdiğini ifade ediyor.
 
Her 10 kadın cinayetinden birinin hane içinde işlendiğine dikkat çeken Kav, “Evlerde karantina ve tecrit sorunu başlayınca şiddet artışını öngörebiliriz. Böyle bir dönemde şiddete karşı yeni önlemler alınması gerekirken tam tersine cinsel şiddeti cezasız bırakırsak şimdiye dek alınan önlemleri de boşa çıkarmış oluruz. Cinsel suçlar her tür şiddeti artırır. Bunun yerine kadınların çaresizliğini çözen çalışmalar yapılmalı, derhal bazı evler sığınma evi haline getirilmeli. Tasarı bu haliyle kesinlikle onaylanmamalı” diyor.
 
Korona günlerinde ev içi şiddet arttığına, en az iki kişinin bireysel silahlanmanın konusu olan silahlarla sokak ortasında öldürüldüğüne vurgu yapan avukat İmrek ise “Bu suçları özendiren bir düzenleme yapılamaz. Mutlaka yapılacaksa, anayasal eşitlik ilkesine uygun düzenleme olmalı” diye konuşuyor.
 
İnsan hakları savunucuları ve avukatlar, düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesi ve suçlar arasında ayrım yapmaksızın salgına karşı önlem alınması çağrısı yapıyor.
 
Pelin Ünker
 
© Deutsche Welle Türkçe