Görüş ve Düşünce Koronavirüs veya şeyleri yerli yerine koyabilmek! / Fikret Başkaya



ID:54506
Yayınlanma:
25 Mar 20

"Aslında bu salgın, kapitalizmin tarihsel ömrünü tamamladığının, potansiyelini tükettiğinin habercisi… Artık dünyayı yıkıma sürükleyenlerden hala çözüm bekleme aymazlığından da kurtulma zamanı gelmiş olmalıdır… Yeni aktörlerin, yeni politik öznelerin şeyleri yerli yerine koymasının zamanı geldi…"

“Eski dünya ölüyor; yenisi ise henüz ufukta görünmüyor ve bu alacakaranlıkta canavarlar ürüyor”.
 
Antonio Gramsci.
 
Atmosfer ısınıyor, ekosistem bozuluyor, ekolojik yıkıma sosyal kötülükler [ işsizlik, açlık, yoksulluk, sefalet, iğretilik…] eşlik ediyor. Toplumsal eşitsizlikler skandal boyutlara ulaşmış durumda… Artık metalaşmamış, paralılaşmamış, şeyleşmemiş, özelleştirilmemiş, soysuzlaşmamış bir şey yok! Sağlığın ve eğitimin finansmanı için yeterli kaynak ayrılmıyor. Sayıları artan yaşlılar çaresiz. Gıda sanayileri insanları ‘doyururken' zehirliyor… Evsizler mütevazı bir konutun kirasını ödeyemez halde. Kamu hizmeti kavramı nerdeyse defterden silinmekte… Bireyler, aileler, şirketler, belediyeler, devletler borçlu… ve artık borçlar ödenebilir olmaktan çıkmış bulunuyor… Devletler münhasıran kapitalist sömürünün, yağma ve talanın hizmetinde… Fakat bir şey daha var: Bir bütün olarak ‘insanlık' da doğaya borçlu… Zira, doğanın bir yılda ürettiği ‘yeni kaynağı', insanlar altı ayda tüketiyor… Her geçen yıl doğaya borç büyüyor ve her yeni yılda ‘Dünya Limit Aşımı Günü' öne çekiliyor… İyi de neden böyle oldu, neden her şey sarpa sardı, neden dünya çığırından çıktı? Kapitalizm neden iflas etti… Neden genel bir sürdürülemezlik durumu ortaya çıktı? Bu genel iflas tablosunun gerisinde aslında ne var?
 
Bir sosyal olayı, olguyu [phénomène], sosyal süreci açıklamak, bilince çıkarmak için, bir dizi neden sıralamak adettendir. Aslında bu gereklidir de. Lâkin o kadarı şeylerin gerçeğine nüfuz etmek, bilince çıkarmak için yeterli değildir. Bir ‘nedensellik hiyerarşisi' oluşturmak, tüm nedenler içinde asıl belirleyici olan ‘nedeni' başa yerleştirmek de gereklidir… Ve asıl neden de, kapitalizmle birlikte doğa-toplum-ekonomi ilişkisinin ters-yüz olmasıdır… Normal olarak ekonominin toplumun hizmetinde olması, onda ‘içerilmiş olması' [mündemiç], ilişkinin yönü toplumdan ekonomiye doğru olması gerekirken, kapitalizmde ekonomiden topluma doğrudur… Toplum ekonomi tarafından sömürgeleştirilmiş [kolonize edilmiş] durumdadır… Kapitalist toplumda ekonomi bir araç değil, amaç haline gelmiş bulunuyor… Şimdilerde yüz yüze geldiğimiz, sayısız kötülüklerin, saçmalıkların, akılsızlıkların, sefaletin ve çürümüşlüğün gerisinde, sözünü ettiğim bu ‘temel sapma', bu ‘temel çelişki' var… Dolayısıyla, nasıl bir zemin üzerinde durduğumuzu, ne ile cebelleştiğimizi bilmek büyük önem taşıyor… Tabii, sözünü ettiğim bu saçmalığın da vakitlice aşılması gerekiyor. Aksi halde insanlığın ve uygarlığın geleceği kararmaya devam edecektir…
 
Sürdürülebilir bir yaşam, doğa-toplum-ekonomi ilişkisini bulunmaları gereken zemine çekebilmeye, bir ‘düzeltme operasyonu' yapabilmeye bağlı… Üstelik onu da vakitlice yapmak gerekiyor… Aksi halde geriye kurtarılacak pek bir şey kalmayabilir… Başka türlü söylersek, ilişki tersliğini aşmak gerekiyor… Yazının başlığındaki gibi, ‘şeyleri yerli yerine koyabilmek' gerekiyor… Kapitalizm dahilinde ilişkinin yönü: ekonomi ➔ toplum ➔ doğa şeklindedir. Oysa, doğa ➔ toplum ➔ ekonomi şeklinde olması gerekiyor… Ancak o zaman yaşamakta olduğumuz tüm kötülükleri, akılsızlıkları, saçmalıkları, her türden sefaleti ve kepazeliği bertaraf etmek potansiyel bir olasılık haline gelebilir…
 
İşte o zaman, yeniden yaşanabilir bir dünya ve toplum mümkün hale gelecektir. Eğer insanlar kapitalizmin ne menem bir şey olduğunu bilselerdi, bu günkü netameli sonuçları yaşıyor olmazdık… Fakat kapitalizmin anlaşılmaması için müthiş bir çaba var. Okullar, üniversiteler, siyasetçiler, devlet ricali, medya, ‘konunun uzmanları', “kanaat önderleri” denilen zevat, kapitalizmi alternatifi olmayan bir sistem olduğu yalanına insanları inandırmak için büyük çaba harcıyorlarlar. Oysa kapitalizm insanlık ve uygarlık tarihinde bir sapma ve küçük bir parentezdi… Eni sonu beş yüzyıllık geçmişi var ama o kadarcık zamanda dünyayı yaşanamaz bir yer haline getirmiş bulunuyor! Kapitalizmde araçlarla amaçlar ters-yüz olmuş, “öküz arabanın arkasına koşulmuş” durumdadır… Üretimin birincil amacı insan ihtiyaçlarını karşılamak -tatmin etmek- değil, pazarda satmak, kâr etmektir… Kullanım değeri değil, değişim değeri üretmektir… Ve kapitalizm sınırsız büyüme, yayılma, genişleme dinamiğine sahip bir sistemdir… Fakat bu dünyanın kaynakları sınırlı-sonlu… Tabii, sınırsız büyümeye, sınırsız tüketimin de eşlik etmesi zorunluluğu var… Şimdilerde, işte ilkim krizi, ekolojik yıkım dediğimiz de dahil, sayısız kötülüklerin nedeni bu temel çelişkiden kaynaklanıyor… Kapitalizm her şeyi metalaştırıyor, şeyleştiriyor, parayla alınır-satılır nesnelere dönüştürüyor… Haylı zamandır sıra, canlının metalaştırılmasına gelmiş bulunuyor… Velhasıl tam bir kadavra medeniyeti…
 
Fakat bir şey daha var. Artık kapitalizm yeteri kadar ‘yeni değer' üretemiyor. Kendi temel hareket yasalarının ve iç çelişkilerinin bir sonucu olarak, yeni değer üretmekte zorlanıyor. Dolayısıyla iç sınırına ulaştı, ekolojik sorunla ilgili olarak da dış sınırına dayanmış bulunuyor… Velhasıl tam bir sürdürülemezlik tablosu ortaya çıkmış bulunuyor. Ekonomik büyümenin belirli bir düzeyin altına indiği durumda, artık borçların ödenmesi de mümkün değildir…
 
Her şeyin metalaştığı, parayla alınıp-satılan bir kâr aracına dönüştürüldüğü, başkaca hiçbir etik/insânî kaygının söz konusu olmadığı bir sistemde, sayısız felâketler neden şaşırtıcı olsundu? Eğer siz, utanmaz kâr hırsıyla ekosistemi tahrip ederseniz, ekolojik dengeyi bozarsanız, arı kovanına çomak sokarsanız, olacağı bu değil midir? Her şeyin özelleştirildiği, kamucu hiçbir kaygının söz konusu olmadığı bir sistem, bir rejim, kendi peydahladığı kötülüklerle, felaketlerle gerektiği gibi mücadele edebilir, başa çıkabilir mi? Sağlık hizmetleri de dahil her şeyin özelleştirildiği, bir kâr aracına dönüştürüldüğü yerde, koronavirüs salgınıyla gerektiği gibi mücadele edilebilir mi? Eğer yegane amaç her seferinde daha çok kâr ise…
 
Müştereklerin [herkesin olanın, olması lâzım gelenin] özelleştirildiği bir dünyada, salgınlarla gerektiği gibi mücadele edilebilir mi? Birinin çektiği acıdan bir başkasının [kapitalistin] kâr etmesinin mantığı nedir? Birinin hastalığı eğer başkasının kârı haline gelmişse, orada bir yanlış yok mudur? Bu durumun sorun edilmemesi de rahatsız edici değil mi? Kapitalizm, canlı olan ne varsa ölü metalara dönüştürüyor ve hiçbir şeyi de ıskalamıyor… Aynı Marx'ın bundan 174 yıl önce yazdığı gibi:
 
“En sonunda, insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alış -veriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren fakat ticaret konusu olmayan, erdem, duygu, kanaat, bilgi ve bilinç gibi şeylerin de ticaret konusu olduğu bir zamandır. Tek kelimeyle her şey ticaret konusu oldu. Bu genel kokuşma ve evrensel ölçekli alış – veriş dönemidir. Eğer ekonomik terimlerle ifade etmek gerekirse, bu, maddi olsun manevi olsun, her şeyin gerçek değerinin saptanması için pazara getirildiği bir zamandır.” (1)
 
Bu günlerde koronavirüs pandemisi denilenle dünyanın nerdeyse her tarafı küresel hapisaneye dönüştürüldü. Virüs, zaten iflas halindeki sistemin krizini görünür kıldı… Ekonomik krizin, finansal çöküşün nedeni koronavirüsü değil… Artık sıkı yönetim, olağanüstü hâl de ‘küreselleşti… Bu bir çöküş halidir ve çöküş söz konusu olduğunda artık geri dönüş imkânı yoktur… Aslında bu salgın, kapitalizmin tarihsel ömrünü tamamladığının, potansiyelini tükettiğinin habercisi… Artık dünyayı yıkıma sürükleyenlerden hala çözüm bekleme aymazlığından da kurtulma zamanı gelmiş olmalıdır… Yeni aktörlerin, yeni politik öznelerin şeyleri yerli yerine koymasının zamanı geldi… Yaşanabilir yeni bir dünya yaratmak için sahneye çıkmanın gerekli olduğu zamandayız… Eğer, yeryüzünün efendileri [küresel oligarşi], dünyamızı yaşanamaz bir yer haline getirmişse, yeryüzünün lânetlileri de, neden aracın yönünü sola çevirmesin?..
 
Fikret Başkaya/Özgür Üniversite