Alıntı Yazılar Salgın, belediyeleri zapturapt altına almak için kullanılıyor



ID:55079
Yayınlanma:
04 Nis 20

"Erdoğan yönetimi, herkes can derdindeyken muhalefetin en önemli dayanağı haline gelen belediyeleri köşeye sıkıştırıp etkisizleştirmek ve itibarsızlaştırmak için virüsün yarattığı ortamı fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Yani Erdoğan yönetiminin bu girişimini; basit bir “rekabet”, bir “kıskançlık” ya da “iş bilmezlik”ten öte, “tek adam yönetimi” doğrultusunda atılan bilinçli ve organize bir adım olarak görmek gerekir."

Koronavirüse karşı mücadelede lafla peynir gemisinin yürümeyeceği açıkça ortaya çıktıkça Erdoğan yönetimi, siyasi kamplaşmayı kışkırtarak, toplumsal tepkileri, muhalefetin eleştirilerini bastırmaya çalışıyor.

Koronavirüse karşı mücadele amacıyla çıkarıldığı belirtilen “Ekonomik İstikrar Kalkanı”nın sermayeye “kalkan” olduğu; işçiyi, emekçiyi virüsün önüne atmakla da kalmayıp, işçi ve emekçi ailelerini açılığa mahkum eden bir tutum aldığı ortaya çıkınca hükümet cenahında panik başladı.

Çünkü;

-ABD ve Avrupa’daki bazı ülkeler, virüse karşı mücadele bütçelerini yüz milyarlarca avro/dolar olarak açıklayıp, asıl olarak sermayeyi destekleseler de, halkı aç sefil bırakmayacak kadar bir pay ayırmaları,

-İstanbul, Ankara başta olmak üzere CHP’li büyükşehir belediyelerinin, kendi yardım programlarını açıklayıp bağış kampanyaları açmaları,

-Virüse karşı mücadele paketi olarak hazırlanan ve 100 milyar TL olduğu söylenen pakette işçilere, emekçilere sadece 2 milyar TL’lik bir pay ayrıldığının ortaya çıkması ciddi tepkiler yarattı.

Bu tablo karşısında Erdoğan yönetimi de alelacele “Biz bize yeteriz Türkiye’m” adı altında bir bağış kampanyası başlattı.

AYRIMCILIKTA YENİ BİR ADIM: BİZ!

“Biz bize yeteriz Türkiye’m” sloganının, bir pandemi söz konusu olduğunda, mücadelenin uluslararası boyutunun önemini görmemek gibi büyük bir zaafı olsa da, eğer bu kadarla kalsaydı, bu yine de görmezden gelinebilirdi. Ama Erdoğan yönetiminin “bağış kampanyası” etrafındaki girişimleri bununla sınırlı kalmadı. Tersine burada Erdoğan yönetiminin, “biz” derken, AKP’ye oy verenleri ve belki bir de kerhen de olsa MHP’ye oy verenleri kapsadığı anlaşılıyor.

Çünkü Erdoğan yönetimi; “Biz bize yeteriz Türkiye’m” kampanyasının üstünden 24 saat geçmeden, İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere CHP’li belediyelerin başlattıkları kampanyaları yasakladı. Bununla da kalınmadı; önce İçişleri Bakanı Soylu, arkasından Cumhurbaşkanı Erdoğan bağış kampanyası açan CHP’li belediyeleri, “Devlet içinde devlet olma”, “Hükümet dışında hükümet olma iddiası”yla suçlayıp, bankalardaki hesaplarına el koydu!

“Biz bize yeteriz Türkiye’m” kampanyasının ilanından bir gün sonra ise

Cumhurbaşkanı Erdoğan; kendi partisinin belediye başkanlarını toplayarak kampanyaya nasıl destek verip, yardımları nasıl dağıtacakları konusunda onlara yol gösterdi.

Kısacası Cumhurbaşkanı, “Biz bize yeteriz Türkiye’m” kampanyasıyla bütün Türkiye’yi birleştirmeyi amaçladıklarını söylese de gerçekte ülke nüfusunun çoğunluğunu dışlayarak, “biz”in içinde görmediğini gösterdi.

PARTİZANLIK VİRÜS TANIMIYOR

Böyle, tüm halkı tehdit eden bir virüse karşı mücadele seferberliği içinde bile ülkenin en büyük kentlerinin belediye başkanlarını hedefe koyup onlarla kavga etmekten çekinmeyen Erdoğan ve hükümetinin tutumu, ayırımcılık ve partizanlıkta nereye gelindiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Yerel seçimde halk tokadını yemesi ve kendisine bugüne kadar oy vermeyen kesimlerden artık bir destek gelmeyeceğini anlamasından beri Erdoğan ve partisinin başlıca amacı, kendisine oy veren kesimler içindeki çözülmeyi önleme, bunun için de “ayrıştırma” ve “kamplaşmayı” kışkırtma biçiminde olmuştur. Erdoğan ve AKP’si bugüne kadar; HDP’li belediyelere kayyum atayarak, CHP’li belediyeleri, hükümet gücünü kullanarak çalıştırmayacak girişimlerde bulunarak bu amacına varmaya çalışmıştır.

Elazığ depremi sırasında HDP’li belediyelerin yardımlarını geri çevirerek, CHP’li belediyelerin yardımlarını ancak itip kakmayla kabul ederek, deprem gibi bir felakette bile ayırımcılıktan geri durmadıklarını göstermişlerdi. Şimdi koronavirüs salgını, depremden daha yaygın (Tüm nüfusu ilgilendiren) ve daha tehdit edici olmasına karşın, CHP ve HDP’li belediyelerin faaliyetlerini sınırlamaya çalışarak, yasadaki açık hükme karşın belediyelerin yardım kampanyasını yasaklayarak, ayrımcılık ve kamplaştırmada bir adım daha atmışlardır.

Çünkü Erdoğan yönetimi; gerek belediyelerin imkanlarını (AKP’li belediyelerin yardım toplamasına bir engel yoktur) gerekse merkezi olarak yapılacak kampanyadan toplanan yardımı, AKP’li belediyeler ve AKP’nin yerel parti örgütlerinin denetim ve yönetiminde dağıtarak, “Bakın size sadece biz yardım ediyoruz. Oy verdikleriniz yanınızda değil” demeyi amaçlamaktadır. Böylece Erdoğan yönetimi, ayırımcılığı partizanlığa kadar götürmektedir.

TEK ADAM REJİMİ İÇİN KRİZİ FIRSATA ÇEVİRME TUTUMU

“Tek parti tek adam yönetimi”nin, sadece siyasette, ülke yönetiminde tekeli eline alan değil ülke yönetimindeki her tür yerelleşmeyi de ortadan kaldıran bir düzen olduğu artık açıkça ortaya çıkmıştır. Yani, CHP’li belediyelere karşı açılan bu yok sayma, onların salgına karşı mücadelede rol alma yönündeki en basit girişimlerini bile “Devlet içinde devlet girişimi” olarak suçlama, “tek parti tek adam” yönetiminde gelinen aşamanın ifadesidir.

Erdoğan yönetimi, herkes can derdindeyken muhalefetin en önemli dayanağı haline gelen belediyeleri köşeye sıkıştırıp etkisizleştirmek ve itibarsızlaştırmak için virüsün yarattığı ortamı (Açıkça mücadele edilecek alanın çok daralmış olması gibi) fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Yani Erdoğan yönetiminin bu girişimini; basit bir “rekabet”, bir “kıskançlık” ya da “iş bilmezlik”ten öte, “tek adam yönetimi” doğrultusunda atılan bilinçli ve organize bir adım olarak görmek gerekir.İhsan Çaralan/Evrensel