Alıntı Yazılar İnfaz yasasında siyaset / Taha Akyol



ID:55248
Yayınlanma:
08 Nis 20

“Teklif ne yazık ki, infaz sorunlarını kalıcı şekilde çözmek yerine, son derece sınırlı bir rahatlama sağlayan geçici çözümlere odaklanmış durumdadır. Bu tür geçici çözümlerin önümüzdeki üç yıl içerisinde bizi yeniden infaz sorunlarını tartışmaya götüreceğini bugünden tahmin etmek zor değildir.”

İktidarın MHP ile birlikte hazırladığı infaz kanunu Meclis’te görüşülüyor. Sanırım bir iki günde Meclis’ten geçirilecek.

Evet, geçirilecek diyorum...

Sağlıklı demokrasilerde parlamentolar müzakere ve uzlaşma yoluyla Meclis’teki çoğunluğun da ortak aklı aradığı yasama kurumlarıdır. Bizde ise “parti disiplini” Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bir onay makamı haline getirdi.

Anayasa hukuku tarihimizin büyük isimlerinden merhum Babanzade İsmail Hakkı Bey, yüz yıl önce İttihatçıların Meclis-i Mebusan’a bakışını eleştirerek “Kanun makinesi” başlığıyla bir makale yazmıştı. (Tanin, 8 Mayıs 1909) 

Kaç arpa boyu mesafe almışız?

BİLİMSEL RAPOR

Muhalefetin eleştirilerini de ‘siyasi’ amaçlı görebilirsiniz … Ben Ceza Hukukumuzun önde gelen isimlerinden üç profesörün hazırladığı tamamen akademik nitelikte 15 sayfalık rapordan bahsedeceğim. Prof. Dr. İzzet Özgenç, Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. Mahmut Koca...

Rapordan bir cümle:

“İnsan ticareti, göçmen kaçakçılığı, neticesi sebebiyle ağırlaşan yaralama, kasten yaralama sonucu ölüme neden olma, yağma (gasp), hırsızlık, rüşvet, zimmet, irtikap vb. gibi oldukça ağır cezaları gerektiren suçlardan mahkum olanlar, mahkum oldukları cezanın yarısını infaz kurumunda çekecek...” Yarısını yatmadan şartlı tahliye edilecek...

Ama mesela, “bir kimsenin kişisel verilerini kaydeden yahut başkasıyla yaptığı telefon konuşmasının içeriğini diğerinin rızası olmaksızın ifşa eden kişiler mahkum oldukları cezanın üçte ikisini infaz kurumunda çekecektir.”

Hukukta “ölçülülük” diye temel bir kural var değil mi? 

AYM “ölçülük” ilkesine uymayan cezalandırmaları hak ihlal saymakta, düzenlemeleri iptal etmektedir. (K: 2015/109, paragraf: 89)

Rapor, suçluları “sosyalleştirme” yani topluma kazanma gibi asli bir amacın bile gözetilmediğini yazıyor! Amaç, 300 bin kişinin tıkış tıkış yattığı çeşitli tür hapishanelerden 90 bin kişiyi tahliye ederek biz yer açmaktan ibaret!

ÖRGÜT VE ÜYE

Türkiye’de “örgüt üyesi” ve “örgüt üyesi olmadan propaganda” suçlaması çok yaygındır. 

Ceza hukukçusu Prof. İzzet Özgenç, Yargıtay’ın bile “polis raporları”nı delil sayarak mahkumiyetleri onaylamasını sert bir hukuki dille eleştirmektedir. (Suç Örgütleri, 10. Baskı, sf. 109)

Fetö yargısı Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’u örgüt yönetici diye tutuklamadı mı?! 

Kavramı eğip bükünce, sosyal ve mesleki ilişkileri “örgütsel bağ” diye damgalayınca “örgüt” diye ‘gerekçe’ uydurulabiliyor.

Osman Kavala’nın bir türlü bitip tükenmeyen tutuklanması da böyle sözde ‘delil’lere dayanıyor! 

Halbuki sosyal ilişkiler değil, örgütün suç oluşturan eylemlerini bilerek onun emirle hareket etmek üyelik suçunu oluşturur.

Yargıtay’a göre, “örgüte sadece sempati duymak, yada örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler, örgüt üyeliği için yeterli değildir.” (16. CD. K. 2017/5155)

Bu hukuki incelik gösterilmeden siyaseten veya hataen verilmiş bir çok mahkumiyet vardır. Hele propaganda suçunda hukuki ölçü tamamen kaybolmuştur.

Bu tutuklama ve mahkumiyetlerin hemen hepsi özünde düşünce açıklama niteliğindedir.

NE YAZIK Kİ...

Bu mahkumiyetler caydırıcı olmadığı gibi Türkiye’nin imajını sarsarak da ülkenin itibarına zarar veriyor.
Bu yüzden dünya hukuk sıralamalarında, AİHM sıralamalarında çok aşağılarda değil miyiz?

Peygamberimiz, “afta hata, cezada hatadan iyidir” diyor. Bu evrensel hukukun da bir ilkesidir.

Örgütle bağlantılı başka eylemi olmamak şartıyla üyelik ve propaganda suçlarında bir miktar infaz indirimi yapılaydı, bunlar tekrar suç işlerce fazlasıyla cezaya çarptırılacaktı. Böyle bir caydırıcılık da olacaktı.

Maalesef üzerinde iyi çalışılmadan, bilimsel görüşlere itibar etmeden cezaevlerinde biraz yer açma telaşıyla iç tutarlığı olmayan bir infaz yasa teklifi “kanun makinesi”nden geçmek üzere...

Bahsettiğim bilimsel raporda, AYM’den dönebileceği de belirtilerek şöyle deniliyor:

“Teklif ne yazık ki, infaz sorunlarını kalıcı şekilde çözmek yerine, son derece sınırlı bir rahatlama sağlayan geçici çözümlere odaklanmış durumdadır. Bu tür geçici çözümlerin önümüzdeki üç yıl içerisinde bizi yeniden infaz sorunlarını tartışmaya götüreceğini bugünden tahmin etmek zor değildir.”

Niye düzgün ve adil bir infaz yasası yapmadık?..

Taha Akyol/Karar