Bir Portre Aşk, barış ve dostluk şairi Sadi-i Şirazi'nin edebi kişiliği



ID:55858
Yayınlanma:
20 Nis 20

İran takviminde 20 Nisan günü İran klasik edebiyatının büyük şairi Sadi-i Şirazi’yi anma günüdür.

Bir dünyayı has düşünceleri ve güzel kelamı ile hayran bırakan bir insan nasıl kısa cümlelerde ve çok kısa bir sürede anlatılabilir? O da, medya çağı olan şimdiki çağda değil de, bundan asırlar önce, seyahat ve iletişim çok zor olduğu ve yazarların ve şairlerin eserleri ancak bir veya iki nüshada hazırlandığı bir dönemde?

Şeyh Müslihiddin Sadi Şirazi, yaşadığı çağda da büyük üne kavuşan ve kelamı halkların, padişahların, düşünürlerin ve edebiyat ve ilim çevrelerinin dilinden düşmeyen ünlü İranlı düşünür ve şairlerinden biridir. Bu büyük şairin eserleri elde ele dolaşırken, Gülistan adlı eseri Hindistan ve Osmanlı padişahlarının ders kitabı olmuştu.

Ünlü Faslı seyyah İbni Batute’nin Çin diyarının en batısında yer alan Ging Se kentinde bir kayıkçının Sadi’nin şiirlerini Farsça okuduğunu anlatmasının üzerinden asırlar geçiyor, ancak hala İranlı bu büyük şairin ünü dünyanın dört bir tarafına yayılmaya devam ediyor ve düşünceleri altın yapraklar misali elden ele dolaşıyor ve BM duvarlarına yazılarak bu teşkilatın temel hedeflerini hatırlatıyor.

Ademoğulları tek vücudun organlarıdır

yaratılışta aynı gevherden yaratılmıştır

Devran bir organı ağırtacak olursa

Öteki organlar da rahatsız olur

Başkasının acısından acı duymuyorsan

Sana da insan denemeyeceği kesindir

İranlı büyük şair Sadi’nin bu şiir som altınla İran halı sanatının ünlü ustası İsfahanlı sanatçı Muhammed Sirefian’ın dokuduğu nefis irah halısının ortasına işlenmiştir. 5*5 metre ebadında dokunan bu halı BM’de tüm diplomatların görüşmelerini ve müzakerelerini gerçekleştirdikleri bir salonun duvarına asılmış ve şiirin İngilizce tercümesi de İran’ın daimi büyükelçiliği tarafından halının kenarına asılmıştır, böylece bu şiiri okuyan herkes İran kültürü ve medeniyetinin azameti ve İran milletinin akıl ve hikmetini takdir etmiştir.

Sadi’nin tüm eserleri dünya genelinde büyük ilgi gösterilmiştir. Bu ilginin sebepleri ve nedenleri ise bir çok araştırmacının araştırmalarının konusu olmuştur. Araştırmacılar bu yoğun ilginin sebebini şairin insan ve insaniyetten derin algısına bağlıyor. Sadi dünyayı gezen bir hekimdir ve İslam dünyasını batıdan doğuya gezmiş ve çeşitli insanlar ve farklı kültürlerle tanışmıştır.

Sadi, hikmet muallimidir. Sadi’nin hikmeti insanseverlik temeline dayanır. Gerçekte dünya halkını Sadi’ye hayran bırakan şey de şairin insanseverlik ve insaniyete ve insani şerefi saygı duymaktan başka hedefi olmayan ahlaki tealimleridir. Sadi’nin evrensel düşüncesinde ana eksen, insandır.

Şairin iki ünlü eseri Bustan ve Gülistan ve hatta gazelleri ve kasideleri ve nasihatlerini içeren şiir divanı, hepsi insanla ilgilidir. Bu yüzden Sadi’nin kelamı, her asır ve her mekan ve her kültürle yaşayan insanın huyu ile uyumludur. Bu düşünceye Sadi’nin tüm eserlerinde rastlamak mümkün.

Aslında Sadi’yi eserlerinin sayfaları arasında aramak ve böylece dünyasına yol bulmak, yaşamın engebeleri ile karşılaşmak ve aşk, ihlas, tevekkül ve rızayı meslek edinmek gerekir.

Şair gazellerinde adeta aşk muallimliği yapar ve aşkı sade ve hiç bir şatafatı olmaksızın bazen nesir seviyesine inmiş kadar basit ve aynı zamanda güzel ve büyüleyici bir dille anlatır.

Sadi’nin gazelleri aşk şiirleridir ve içinde irfan ve ahlak ilkelerine bağlılık temaları göze çarpar. İnsanı insaniyetten uzaklaştıran ve çirkinliğe ve alçaklığa yakınlaştıran her şey şairin nefret ettiği şeylerdir. Sadi’nin gazeli demek, aşk demektir, hem de tüm engebeleriyle aşktır. Bu aşk acı, niyaz, teslim ve hoşgörü doludur, içinde heves yoktur, bilakis  safa ve rıza vardır. Bu niyaz ruhani bir niyazdır ve şairin kalbini ve ruhunu her an teslim almaya hazırdır.

Sadi dünyayı gezmiş bir insandır. Şair uzun yıllar dünyanın dört bir yanını gedikten ve avam ve havasla oturup kalkmak ve farklı inançları taşıyan insanlar ve farklı gelenek ve göreneklerle tanıştıktan ve bir çok tecrübe edindikten sonra doğduğu Şiraz kentine geri döner.

Şair Şiraz’a döndükten sonra kentin bağ bahçeleri ve bostanları onu öylesine sarhoş eder ki için çiçeklerle dolu bir bostan yaratmaya karar verir.

Sadi’nin unutulmaz eserleri Bostan ve Gülistan, bugüne kadar ne hazan rüzgarı yeşilliğini ve tazeliğini bozmuş ve ne de zamanın akışı içindeki açık ve aydın sözleri ve manaları eskiterek üzerine toz kondurabilmiştir.

Sadi tüm araştırmacılara göre sosyal müslihtir. Bilge ve ilerici ve her daim toplumda ahlaksızlık ve adaletsizliği kaygı eden bir insandır.

Sadi’nin Bostan ve Gülistan adlı eserlerini bu açıdan teorik ve pratik hikmetin tam bir mecmuası nitelemek mümkün. Sadi Gülistan adlı eserinde insandan olduğu gibi söz ederken, Bostan’da insan ve toplumun olması gerekeni gündeme getirir. Sadi’ye göre insan kendini olduğu gibi tanımaz ve olması gerektiği gibi düşünmezse, hiç bir yere varamaz.

Gülistan, Sadi’nin seyahatleri ve insanların anlattığı rengarenk öykülerin kitabıdır. Şair bu eserini hazan yeli asla etkileyemeyeceğini ve zaman akışı da onu eskitemeyeceğini belirtiyor. Sadi’nin Gülistan adlı eseri dünyanın her çağda canlı görüntüsüdür, zira şair bu eserinde insanı ve içinde yaşadığı dünyayı tüm olumlu ve olumsuz yönleri, tüm tezatları ve tüm çelişkileri ile beraber anlatmıştır. Sadi bu eserinde insanı ve dünyayı olduğu gibi anlatmaya çalışmıştır.

Sadi eserlerinde sadece kendi çağını ve eksikliklerini ve zafiyetlerini anlatmakla yetinmemiş, bunun yanında sosyal bir müslih ve dünyayı gören bir hekim olarak acıları ve çirkinlikleri ve bunların tedavi yollarını ve doğru yaşamanın yöntemini de anlatmıştır.

Sadi’in Gülistan adlı eseri insanın şimdiki hali ve cari yaşamının aynasıyken, Bostan başta başa Ütopya ve ahlaktır. Şair bu ahlakın köklerini aşka uzatır. Dünya nasıl olması gerekiyorsa ve insan nasıl yaşamalıysa, hepsi Bostan’da anlatılmıştır. Bostan aslında Sadi’nin hakikat alemidir ve içinde hak sözden başka bir şey yoktur.

Sadi’nin Bostan adlı eseri aslında şairin ideal dünyasıdır. Bu dünya iyilik, paklık, adalet ve insaniyet dolu bir dünyadır. Şair bu eserinde insanın yüce makamını hatırlatıyor ve tevazu, kanaat, rıza, ihsan ve doğru talim ve terbiyeyi öğreterek adalete vurgu yapıyor. Sadi’nin ideal dünyası Allah’a iman ve iyilik ve safadan ibarettir. Bu dünya günümüz insanı için olması gereken dünyayı gözler önüne seriyor ve gönülleri daha iyi ve daha insani bir dünya yaratmaya teşvik ederek bu yolda çaba harcamaya davet ediyor.

Aslında Sadi’nin kelamını evrensel hale getiren şey, şairin bireysel ve sosyal yaşamının katmanları arasında gizlenen anlar ve sırlardır ve bunları eserlerinin sayfaları arasında bulmak mümkündür.

Sadi’nin her sözü asla eskimeyen ve her daim izlenebilen ahlaki ve sosyal bir derstir. İngiliz şair Edvin Arnold’a göre Sadi eski ve yeni dünyaya aittir. İngiliz şair Gülistan’ı çevirdiği eserinin önsözünde Sadi’den çağımızın dostu ve danışmanı şeklinde söz ediyor ve hiç kimse Sadi’ye izlemekten pişman olmayacağını belirtiyor.

Dünya halkını Sadi’ye hayran bırakan şey ise şairin zaman ve mekan bağından sıyrılmasıdır. Sadi’nin evrensel ülküden sunduğu özel düşünce insanın tüm beşeriyet çerçevesinde dayanışmasıdır ve şair buna ulaşmanın yolu bireysel ıslahtan geçtiğini vurguluyor.

Sadi’nin insani düşüncelerinin izlerini dünyanın bir çok büyük yazarının eserlerinde görmek mümkün. Nitekim bir çok Avrupalı şair ve filozof ve yazarın hikmet içeren sözlerinin köklerini Sadi’nin kelamında aramak gerekir. Dünyanın bir çok düşünürü de Sadi’nin şiirlerinden bazı kavramları borç almış ve Batı edebiyatına yansıtmıştır. Bu düşünürlere Lafonten Volter, Gote, Forte, Emerson, Viktor Huga, Muris Bars, Andre Jed, ve diğer bir çok Avrupalı ve Batılı düşünürü örnek vermek mümkün.

18. yüzyılın filozofları hakikate ulaşmak için bir çok ahlaki tealimi ve kardeşlik, insanseverlik ve önyargıdan sakınmak gibi ilkeleri Sadi’nin eserlerini aramıştır. Çağının riyakar din adamları ile mücadele edenler, arpayı buğday yerine satan sahtekarlarla mücadelesinde aramıştır. Sadi’nin eserinde anlattığı bilge vezir, Volter’in krallara hizmet eden hayırsever danışmanla büyük benzerlik arz etmektedir.

1747 yılında yaşayan Forte’yi felsefi öykülerin temelini atanlardan biri olarak bilirler, zire ondan önce Avrupa’da hiç bir edip veya filozof felsefi öykü anlatmamıştır. Forte’nin anlattığı öyküler ise Sadi’nin öykülerinden alıntıdır. Aslında Sadi böylece Avrupa’da yeni bir edebi tarzın gelişmesine vesile oluyor, nitekim Rokert de mevlana’dan etkilenerek Avrupa ve Almanya edebiyatında gazel janerinin temelini atmıştır. Bundan başka Avrupa’nın roman önceleri ve iki büyük şairi Fransız Viktor Hugo ve Alman Gote de eserlerinde Sadi’den esinlenmiştir.

Batılı şairlere göre Sadi’nin Batı dünyasında itibar kazanmasının sebebi, şairin Gülistan adlı eserinde yeni güzellik tanımı yönünde tüm sıfatlara ve muhibetlere yer vermesidir. Şairin müthiş zevki ve öykülerine kazandırdığı cazibe ve incelik ve beşeri toplumda kusurları ve fesatları mizah diliyle eleştirmesi, çağdaşlarında ender rastlanan bir yetenek ve fazilettir ve tüm bunlar Batı dünyasını bu büyük şairin önünde eğilmeye zorlamıştır.

İranlı büyük şair Sadi’yi bir kez daha saygı ile anıyoruz.Mehr