Yazarlar Beyhude Ömür



ID:56564
Yayınlanma:
04 May 20

Zamanın en ıssız en sakin yerinde herkesten uzak, ailesi ile mutlu bir hayat yaşıyordu. Kimseyle fazla konuşmaz, konuşsa da derdini anlatmazdı. Konuşurken kullandığı kelimeler yılların izini taşırdı.

Herkes için sır küpüydü kendisi. Canı sıkılanın uğradığı ilk yerdi. Zengin değildi ama her şeyi paylaşacak kadar gönlü zengindi.

Bütün ömrü gurbette çalışmakla geçmişti. Yüzünde belirgin izler vardı. Güldüğünde yüzündekiçizgilerden gözükmezdi yüzü ama kimse görmezdi güldüğünü.

Hayatın bütün yükünü sırtlamışçasına ciddiydi hayata bakışı. Zorluk, onun için sıradan bir kelime olmuştu yaşadıklarıyla. Yaşadığı, içinde yaşattığı ve bir türlü kurtulamadıkları, varlığına son veremedikleri onun hayatıydı. 

Sabahın erken saatinde uyanır, bahçeye gider, akşama kadar bilfiil çalışırdı. Tek geçim kaynağıydı bahçe. Çok az konuşur, çok az yemek yerdi. Dinlenmek için gittiği gölgelikte uzaklara bakar, deryalara dalardı ve kimse anlam veremezdi uzaklara dalışını.

Cebindeki tütün tabakasını çıkarıp sigarasını sarardı. Sararken bu sefer ellerinin titrediğini fark etti. Yaktığı sigaranın dumanı başını döndürdü. Birden farklı ruh haline büründü.

Bulunduğu mekândan sıyrılıp farklı mekanlarda gezinmeye başladı. İçinde bulunduğu hayaller kendisini alıp sarmalamaya başladı mı gerisi gelirdi.

Bundan kurtulmak için çok uğraşırdı ve çoğu kez de başını önüne eğer, saatlerce hıçkıra hıçkıra ağlardı herkesten uzakta. Kurtulamadığı zaman kendisi için yeni bir başlangıç olduğunu hisseder ve her yeni başlangıcın kendisi için yeni bir felaketi de getireceğini bilirdi.

Bu sefer de kurtulamadı, yenik düştü duygularına. Karanlık çökmeye başlayınca hızlı adımlarla eve doğru gitmeye başladı.

Hazırda yiyecek bir şeyler varsa yer, yoksa da kapıya yönelip dışarı çıkar ve koşar adımlarla beş kilometre ilerideki kasabaya giderdi.

Ne zaman kasabanın yolunu tutsa eşi ve çocukları yaşlı gözlerle arkasından bakaralardı; çünkü onun akşamları kasabaya inmesi, kendileri için yeni bir felaketin habercisiydi.

Aç karınla yol alması, etrafındaki masum ve birbirinden güzel çocukları görememesi, kumar oynamaya gideceğini gösterirdi. Bu alışkanlığı için eşiyle çok kavga etmişti.

Her seferinde tövbe eder, kendisini ailesine adayacağına dair yeminler ederdi. Ne zaman bu alışkanlığına devam etse kavgalarının ardı arkası kesilmezdi.

Kavgalarını seyreden çocukların hıçkırıklarına hiç aldırış etmeden eline ne geldiyse ortalığa fırlattığı çok olmuştu. Bütün emeklerin bir masanın başına bırakılacağı gecelerden biriydi. Kocasının ardından bakan eşi, sessizce bulunduğu yere çöktü. 

Zaten adım atacak takati de yoktu. Çocuklar olacaklardan haberdarmış gibi annelerine doğru gidip kucağına oturup sarıldılar ve minnacık elleri ile annelerinin gözyaşlarını silmeye başladılar.

Annelerinden dökülen yaşlar sanki çocukların gözlerinde belirmişti. Anne, var gücüyle ayağa kalkmaya çalıştı ve kalkması da gerekiyordu. Kendisi için değilse bile çocukları için kalkmalıydı. Sabaha kadar kimsenin gözüne uyku girmedi. Hepsi kasabadan dönecek babalarını bekliyordu. 

Tan yerinin ağarmasıyla, karanlığın aydınlığa yenik düşmeye başladığı anda kocası gözükmeye başladı. Kendileri için ise aydınlığın karanlığa yenik düşmesiydi, kocasının gelmesi.

Başını öne eğmiş sallana sallana geliyordu. Kimseyle konuşmadan odasına çekilip kapıyı kilitledi. Gelişinden, her şeyini kaybettiği belliydi.

Günlerce dışarı çıkmadı ve kapısını çalacak cesaret yoktu kimsede. Çocukların evde olduğu vakitte kapısını açtı ve yavaşça çocuklarına doğru yaklaştı.

Bunu gören eşi hemen çocuklarına siper oldu. Başını kaldırıp ağlamaklı gözlerle ve bir annenin çaresizliğiyle kocasına baktı. Derin ve içten gelen ağlamaklı ses tonuyla “Ne olur! Yaşadığın ve bize yaşattıkların yeter. Kendine gel, bu masum çocuklara acı, seni yaratanın affına sığın!

” Bir şey demeden dışarı çıktı.

Eline orağı alıp bahçeye doğru gitti. Bir daha dönmemek için gidiyormuşçasına arkasına bakmadan yavaş adımlarla evden uzaklaştı. 

Yaşadıkları film şeridi gibi gözünün önünden geçmeye başladı. Gerçekler ve hayaller arasında sıkışan ömrüne anlam vermeye çalıştı.

Nereye doğru baksa ellerinin bomboş olduğunu, tutunacak bir dalının kalmadığını görüyordu. Kendilerine hayat olan, yaşama sevinci olan çocuklarını da göremiyordu artık.

Çok şey olmaya çalışırken ’’ hiç’’ olduğunu anladı. Hayaller peşinde koşarken hayatını tehlikeye attığını anladı. Bütün güzellikleri bir hayal uğruna heba ettiğine kalbi dayanmıyordu.

Yazın ortasında kışı yaşıyormuşçasına titremeye başladı.

Dönüp arkasına baktığında, bakışları ruh haline eşlik ediyormuş gibi dönmeye başladı. Ne olduğunu anlamadan elindeki orak yere düştü ve çıkan sesten gözleri kararmaya başladı.

Hiçbir şey anlamadan yere yığıldı. Çok zor nefes alıyordu. Gözleri kararmaya başladı. Aklına çocukları ve eşi geldi. Bir gecede kaybettiği bütün serveti gözünün önünden geçti.

Gözlerinden tek bir yaş süzüldü ve meçhule bakakaldı.