Yazarlar Kısa Bir Medeniyet Karşılaştırması!



ID:56690
Yayınlanma:
06 May 20

Hayatta en az hata yapanlar geçmiş nesillerin sevap ve hatalarını doğru okuyabilen insanlık; Bunların kendi hayatlarındaki hataları minimize etmeleri mümkündür. Çünkü hayat bütün hataları kendimiz yapacak kadar uzun değildir.

Medeniyetler de insanlar gibi birbirinden etkilenirler ve konuşurlar bu etkileşimi olumlu değerlendirenler bunu insanlığın bir zenginliği olarak gelecek nesillere aktarmasını da becermişler.

Modern insan belki bir insana atalarından bazısından daha iyi şekil verebilir, Ancak, Neye şekil verdiğini onlar kadar bilmez Niçin’i? Bilmediğinden Nasıl’ı? Yaşadığını da bilmez. Bunlar kapitalist toplumlarda kimsenin cevap veremediği, Kominist felsefede ise cevap vermeye cesaret bile edemediği temel sorulardır. Bu sorulara sağlıklı cevaplar ancak insan fıtratının tümel bilgisine sahip olmayı gerektirir.

Peygamberlerin, Bilginlerin, Filızofların temel misyonları ise fıtratın doğru tarifi olmuştur. Tecrübelerin temel amacı daha sağlıklı bir gelecek inşa etmektir.

İnsanlığın geçmiş kavim ve medeniyetlerin hayat disiplinini ve kültürlerini tanımak üç şekilde mümkündür.

1-Arkeolojik kazı ve gözlemler,

2-Peygamber ve vahiy okumaları.

3-Yazının icadıyla başlayan ve metne dayalı tarihi yazıtlar. M.ö.3200 yıları.

Hani meşhur bir söz vardır "Tarihten ibret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi ?"

Bugünkü insanın medeniyeti de farkında olmadan geçmiş medeniyetlerin birikim ve binasının üzerinde yükselmiştir.

Aksi halde çağımızın insanı bu medeniyet aşamasını yakalayamayacaktı.

Tüm medeniyetler o medeniyeti yaşayan insanların kültürlerinin ve beşeri idrakinin ürünleridir. Kültürlerin kaynağı da medeniyetlere göre değişir.

Buna göre tüm medeniyetler iki kaynak üzerine inşa edilmişlerdir;

A-Vahiy kültürü gölgesinde gelişen medeniyetler,

B-Beşerin kendi şuur ve idraki ile tesis edilen medeniyetler.

Medeniyetini vahiy kaynağından besleten toplumların mimariden, sanata müziğe insanlar arası ilişkilere kadar hayata şekil veren değer yargıları bu minvalde gelişir. Peygamberler, Aydınlar, Filozoflar, Sanatkârlar ve medeniyetin tüm figürleri ilhamlarını bu kültürden alarak topluma yön ve şekil verirler.

Aynı şekilde kültürün kaynağı beşer şuur ve idrakinin gücünden alan medeniyetler de tüm çabalarını buna göre bina ederler.

a)Tarihte ilahi vahiy ‘den beslenen medeniyetin insanları medeniyetlerini sağlam temeller üzerinde yükseltmesini becerenler olmuştur.

Çünkü kültürün referansı gerçekçidir. Fertler ebedi yaşayacakmış gibi bir iştah olmaz. Bu iştahı arka plana atan bireyler hakkı olmayan bir iştaha sahip olmadığı zaman diğer birimler üzerinde adil etkiler bırakır.

Dürüst ve hukuku öne alır, çünkü ebedi hayatını berbat etmek isteyemeyen ruh hali otomatikman adaleti, sevgiyi, saygıyı ön plana alır ve inşa eder. Sağlıklı objektif ve sübjektif engellere inanan birey ve toplumlar en etkili ve sağlıklı toplumlar olduğu da sosyolojik bir gerçektir.

Esas can alıcı soruyu şimdi soralım, neden? Vahiy'i baz alan medeniyetler bugün sade aklın muhtacı durumundadır ve sade endüstri medeniyetinin tüketicisi ve sömürgesi konumundadır diye haklı bir soru gündeme gelir?

Bu soruyu tersinden de okuyalım, Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti desek haklı bir önermemiz de olacaktır elbet?

İşte bu iki soru filozofları toplum bilimcileri , aydınları, alimleri, düşünürleri en çok meşgul eden konular olmaya devam ediyor ve yıllarca konu üzerinde kafa yoracaklarına benziyor.!

Kısacası Batı’nın acıları ve sorunları farklıdır, doğunun sorunları farklıdır bu sorunlar da farklı teşhis ve tedavilere muhtaçtır. Batının ağrıları baş ağrısı iken, doğunun ağrısı mide ve karın ağrısıdır azizim.

Ne kadar sahici olursa olsun batılı çözümler doğu üzerinde zeval verici ve aldatıcı tesire sahiptirler.

b) Kültürün kaynağını sadece beşeri idrak ve düşüncede arayan medeniyetler insanına daha hızlı daha müreffeh bir hayat sundular belki, duyguları maalesef ihmal etmekle en büyük hatayı yapmıştır.

Endüstri hayatlarına refahı hâkim kılmakla isabetli işler becerdiler ama din sosyolojisi ve felsefesi hayatlarını kuşatmada eksik kaldı. Ve günümüzde dinlerinden geriye sadece ihtişamlı ama ruhsuz kiliseler, manastırlar, malikâneler kaldı.

İşte bu medeniyetin çocukları bu şaheserleri yapanları anlamadılar ve anlamıyorlar. Bu çocuklar dünyada bilim adamlarını fazla meşgul etmiyorlar, ancak tarihçileri, sosyologları, filozofları, psikiyatristleri ve siyasetçilerin uykularını kaçıracak çok fahiş, acımasız ve vahşi bir akış var ki bu zatların uykularını kaçırdığı da bir gerçektir.

Konuyu özetlersek;

1- İslam dünyası düşünür ve bilim adamlarını zındıklıkla itham edip, katlederken sultanlarına ganimet getiren cesur cengâverleri ve toplumu kader uykusuna müptela kılan saray ulemasını saraylarda bıldırcın eti ile şişirmeye gayret ederken bunlar için Almanya’da Karl Marks'ın "Din Afyondur" teorisine de muhatap olduklarını okuyamadılar.

2- Karl Marks bu felsefi önermeyi yaşadığı ve gördüğü din üzerinden idrak etmişti. Yaşadığı toplumda bilim adamlarını, "Kilise sermayesinden ve kapitalizminden ilham ve güç alan papazlara bu kelleler işe yaramaz” dediği için yakılarak idam edildi. Bilim insanlarını yakan dinler için gerçekçi bir tespit olmasına rağmen, ‘Din Afyon’dur önermesini genel dinlere şamil kılması ve derin araştırmalara zahmet etseydi belki de istisnaları da bulup yazacaktı. Muhtemelen kendi çağında yaşadığı medeniyet merdiveninde aklı devre dışı bırakan Din tüccarlarının bu mahareti bu filozofların felsefi önermesine sebep olmuştur.

3- Batı dünyası sosyal hayata cevap vermeyen dinlerini afyonla itham ederken aklın ve şuurun gerçekleriyle de hareket ederek sanayi devrimini gerçekleştirdi. Sonuçta yine de insanını pazar günleri kiliseye getirmeyi becerebilmiştir. Hayatın ve mematın umutlarını bu yaramaz Rahip ve Papaz kelleleri üzerinden okumaya çalışıyorlar.

4- İslam medeniyeti ise akıl, vahiy bütünlüğünü bir tarafa bırakarak sadece fani dünyanın ebedi zühtü’nü işleyerek hayata akıldan şuurdan yoksun zübükler ve avanak Abdi’ler üreten bir soyut hurafe diyarı oldu. Akıl-vahiy bütünlüğünü savunanları ise zındık ilan ederek idam ettirmiştir.

Çağdaş putperestlik ile tarihe kayıtlı olan putperestlik arasındaki fark Şekil farkıdır

5- Bu züht mantığının getirdikleri ve götürdüklerini yalnız yazmaya kalksak ciltler dolusu kitaplar çıkar. Oysa bu yüce dinin önderi Peygamber’in şu sözünü hatırlamadılar “Allah’tan fakirlik istemeyin, fakirlik bir kapıdan girdi mi, din öbür kapıdan çıkar. Hadisi bunları hiçbir zaman bağlamadı.

Peygamberin(sav)"Komşusu aç iken yatan bizden değildir" hadisi sadece dinleyenleri bağladığı. Çünkü ifade edenler sultan sofrasındaki elçilerdi. Çünkü kültürümüzde “elçiye zeval olmaz” ilkesi onları güven ve garantiye almıştı.

6- Kısaca İslam medeniyeti akıl, vahiy bütünlüğünü savunan beyinleri Cami’de katlederken, Batılılar bu beyinleri kiliseye ve fabrikaya da seyahatlerini sağladılar. Onun için onlar bugün ve dün sömüren bizse sömürülen bir medeniyet olduk. Nihayet batı akla kâfi gelmeyen, sahip olduğu kutsal metinlerini bir tarafa bırakarak sahip olduğu sivri aklı ile Müslümanın sivri mızrağından daha sivri Nükleer çubuğu imal ettiği gün, Allah’ın kudretini Müslüman’a unutturarak kendi azametini, kudretini kabul ettirdi ve sıkıntısız padişahlığını tüm dünyaya ilan ettirdi.

7-İslam medeniyeti üç halifesini mescitte; peygamber evlatlarını Kerbela'da katlederken, Hristiyanlar kilisede papazlarını, Yahudiler sinagog ‘ta hahamlarını, Hindu'lar inek pazarında Lama ve Raca'larını baş tacı ettiler. İşte bu sahte bilgelerle insanlarını yalnızlıktan kurtarma seansları Sünni bir seremoni ile devam ettiriyorlar. Yetmezmiş gibi bizimkilere de Sezarların, Padişahların zulmünü unutturarak deve sidiğini gündemlerine sokmayı da başardılar.

8-İslam medeniyeti AKIL-VAHİY bütünlüğünü bir tarafa bırakarak, Emevi Sünniliği ve Safevi  Şiiliği bahane ederek birbirlerinin canına kast ederken, Hitler Almanya'da Yahudi’leri katledip sonuçta 21.yy.da Yahudilerden kocaman bir özür dileyip trilyon Euro da tazminat öderken, biz hala Timurlenk ve Yıldırım Beyazıt olmayı deniyoruz.!

9- Onlar Katolik ve Protestan diye birbirlerine saygı duyarken ve Hindistan'da ineklerin gölgesinde yüzlerce din ve 1400 mezheple barışın ve hoşgörünün keyfini yaşarken biz hala Şii ve Sünni diye birbirimizi boğazlayıp tekfir fetvalarıyla birbirimizi boğazlamaya devam ediyoruz.

İşte kısaca biz ve onların medeniyet anlayışı ve hayat hikâyesi budur.

10- Oysa rahmet ve merhamet dini ve kutsal kitabında en çok geçen, “düşünmüyor musunuz, Akıl etmiyor musunuz” uyarı ve ikazlarını da dikkate almayan Müslümanların kutsal kitapları bir bütün olarak hayat kitabı olmasına rağmen sesi sadece mezarlıklarda para ediyor. İşte bu yüzden kin, nefret zülüm ve aymazlığa devam eden caniler olmayı deniyorlar.

11-Batı medeniyeti sanayi devrimi hülyaları ile Kutsal amaçları engizisyon mahkemelerinde katledildi, insanını araçsallaştırdı. Doğu medeniyeti de kısmen bu araç dalgalarında kapitalizmin cinni şeytanlarına çarpıldı, Kalanlara da; eşeklerin şehvet aşıları enjekte edilerek, cennetin hurileri ile aldatıldı.

12-Her iki medeniyetin ortak paydası Resullerin getirdikleri ilahi adaleti katletmek, çünkü bu kıtal olmadan aristokrasinin zulüm çarkları dönmeyecekti. Bunun için her iki taraf bu ortak paydada ortak bir şeytani akıl üretmesini becererek ruhlara şeytanlıklarını hulul ettirdiler. Hemde tanrı adına, Tanrı hatırına yeni tanrılar üretiler.

Evet, dostum; Her ikisinin amaçları ve araçları; makam, mevki, din, para, reklam, medya, siyaset, kumar, yalan, şantaj, iftira en sonuncusu da özgürlük kavramının içine ederek, ne kadar çok tüketirsen o kadar iyi bir vatandaşsın. Yalan makinalarının himmetiyle tüketimin kadar özgürsün diye çok çeşitli lanetli kölelikler ürettiler. Çağdaş medeniyetin sakinlerine en büyük hediyesi cebine bıraktığı plastik kartlardır. Çünkü bu kartlar o’nu sorumlu vatandaş olmaya zorlayacaktı. Bu plastik sevgililerle uysal birer vatandaş olarak idraklerini ve aşkını aylık kart borçlarına yoğunlaştıran taksitli bir köle sınıfı ürettiler.

Pis boğazlık buna derler,Madrabazlık canbazlık buna derler.

Oysa Kutsal kitabımızda her gün teberrük diye okuduğumuz, ölülere hediye diye sunduğumuz hayatımıza yol ve istikamet verecek  "Allah Aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder"/(Yunus 100) İlahi hitabı anlamadık, anlamamıza fırsat vermediler, vermiyorlar. Kim derseniz kapitalizm canavarının tüketim oyuncaklarına daldık, İlahi hitabı da unuttuk, unutturdular.! Bize öğrettikleri tek şey ÇARESİZLİK..! Sonuçta modern çağdaş kölelik..!

Ne diyelim Allah akıl, fikir ve şuur versin diye içten dualara acilen ihtiyaç var.

"Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir"./ Dostoyevski

Beşeriyet tüm kuşatıcılığı ile insan kavramını içine alacak ve fıtrata uygunluğunu tasdik edeceği bir medeniyet inşa etmediği sürece kendisi için ıstırap katlanarak devam edecektir.

Aksi halde; yüce Allah'ın aklını kullanmayanları da "Pisliğe mahkûm" edecek vaadi de şüphesiz daha da derinleşerek devam edecektir…. !

Vesselam.