Alıntı Yazılar Memleketin sınırları nereden geçiyor Sayın Akşener?



ID:57003
Yayınlanma:
13 May 20

Bunlarla demokrasi ittifakı kurmak ham hayalden ibarettir. Velev ki abdest tazeleyip kendilerini değiştirsinler

Beş yıl kadar önceydi. Öcalan'ın devreye girmesiyle PKK'nin kongresini toplayarak silah bırakma kararı alması bekleniyordu. Daha doğrusu, gerek devlet/iktidar gerekse PKK derinlerinde neler olup bittiğinden habersiz barışçı safdiller, 2013 Newroz'unda resmen başlatılan "çözüm süreci"nin ilerlemekte olduğunu sanıyorduk.

2014 Temmuzu'nda dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün imzasıyla Resmî Gazete'de yayımlanan Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un ardından "İktidar-İmralı-Kandil" trafiği hızlandı. 2014 yılı boyunca iki ileri bir geri temposunda da olsa çözüm yolunda çabalara şahit olduk. 28 Şubat 2015'te Dolmabahçe Sarayı'ında Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, eski MİT Başkan Yardımcısı Muhammed Dervişoğlu'nun bulunduğu toplantıda Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan, İdris Baluken, Öcalan'ın PKK'ye silahsızlanma çağrısını ve on maddelik demokrasi mutabakatını okudular. Ardından tartışmalar başladı.

Üç hafta sonra 22 Mart'ta Cumhurbaşkanı Erdoğan Ukrayna gezisinden dönerken uçakta yaptığı açıklamada Dolmabahçe toplantısını doğru bulmadığını, orada Sırrı Süreyya Önder tarafından okunan on maddelik mutabakat metnine itirazı olduğunu ifade etti. Yine de her şey bitmemişti, 2015 Diyarbakır Newroz'unda Öcalan'ın barışa yönelik mektubu okunduğunda, hem iktidar, hem de PKK cenahındaki dirençlere, yokuşa sürmelere, derin hesaplara rağmen hâlâ umut vardı. Ama Dolmabahçe'de hazırlanan "masa" artık devrilmişti. İki polisin evlerinde öldürüldüğü Ceylanpınar provokasyonu PKK'ye mâl edildi. (Görülen davada, tarör örgütü mensubu olarak yargılanan on üç sanığın tümü sonradan beraat etti).

Sonrası cehennem… Yangın yerine dönen güneydoğu illeri: Diyarbakır/Sur, Lice, Nusaybin, Silvan, vb., vb. Sonrası Türkiye'yi bugünkü şiddet, çatışma, savaş, cepheleşme noktasına, mutlak çözümsüzlüğe getiren, kin ve nefretin kol gezdiği bir cinnet toplumuna dönüştüren gelişmeler.

Devrilen masa, kurulmak istenen masa

Türkiye'de normalleşmenin, demokrasinin, sulh ve sükûnun olmazsa olmazı Kürt sorununun barışçı çözümünün bir ihtimal ve bir hayal olduğu o günlerde, "masa devrildi" sözü sık kullanılırdı. Gerçekten de somut bir masa vardı ortada, kimlerin yer alacağının, kimlerin nerelere oturacağının bile konuşulduğu bir müzakere masası…

Bütün gelişmelerden an be an haberdar olan Erdoğan'ın, sanki hiçbir şeyden haberi yokmuşçasına itiraz ettiği Dolmabahçe toplantısı konusunda, masanın devrilmesinden iki hafta kadar önce, 3 Mart'ta Devlet Bahçeli AKP'ye ve Erdoğan'a açmıştı ağzını yummuştu gözünü. "İhanetin belgeli haline tam bir itirazımız vardır. Bu on madde Türkiye'nin çöküş beyannamesidir... Milletimiz kararmış vicdanların elindedir. İktidardaki kara parti AKP 13 yıl içinde ülkemizin posasını çıkarmıştır... Kandil hayranlığı AKP'nin aklını almış ve afallatmıştır... AKP-PKK'ya nefes aldırmamaya sonuna kadar hazırız" diyordu.

Arada olup bitenleri hatırlayıp bugünden baktığımızda, Erdoğan'ı masayı devirmeye itenin, 7 Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 13 üstünde oy alarak Meclis'e üçüncü parti olarak giren HDP'nin eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın "Seni başkan yaptırmayacağız" sözlerinden çok Kürt fobisinden muzdarip Türk devletinin kırmızı çizgilerinin bekçisi ve sözcüsü Bahçeli'nin -yani derin devletin- tekmesi olduğu anlaşılıyor. Birbirlerine ağır hakaret eden Bahçeli-Erdoğan ikilisini can ciğer kuzu sarması yapan da derinlerde karılan harçtan başka bir şey değil.

Akşener'in memleket masasına kimler oturacak?

Birkaç gün önce, kökü MHP'de olan, derin Türk devleti zihniyetinin taşıyıcılarından Akşener'den yeni bir masa önerisi geldi: Memleket masası…

İyi Parti Genel Başkanı, başta Erdoğan ve Bahçeli olmak üzere Kılıçdaroğlu'nu, Karamollaoğlu'nu, Gültekin Uysal'ı (Kendisi Demokrat Parti Genel Başkanıymış) "memleket masası"na davet ediyor. "Bu dili ayrıştırıcı buluyorum. Bizim birliğe beraberliğe ihtiyacımız var" diyor. Ne güzel değil mi!

Ne var ki TBMM'nin üçüncü partisi HDP masaya çağrılmıyor, adı bile anılmıyor. Zaten Akşener, HDP'yi nereye koyuyorsunuz sorusuna "PKK'nin yanına" cevabını vermişti. Önceki gece HaberTürk'te seyrettiğim barış ve demokrasi adına utanç verici ve ürkütücü bir programda, partisinin başkan yardımcılarından biri, HDP konusunda her bir cümlesi nefret suçu olan bir konuşmayla Akşener'in ifadesine açıklık getirdi. (Bu arada diğer konukların tümü el yükseltip HDP'ye sövüp sayarken ve Doğu Perinçek kendilerinin bu partinin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne çoktan başvurduklarını hatırlatarak eğer samimi iseler diğer partilerin de bu yola gitmelerini öğütlerken CHP'li milletvekili, "Biz dokunulmazlıkların kaldırılmasına oy verdik, ben de HDP'ye karşıyım" diyerek "temize çıkmak" için çırpınıp duruyordu.)

Masa önerisine Bahçeli'den cevap gecikmedi. Masalardan çok darağaçlarından hoşlanan Devlet Bey, "Masa masaldır. Bu teşebbüs hezeyandır. Türk milletinin masalara ve şer oyun kuruculara ihtiyacı yok" diyerek yine verip veriştirdi.

Akşener'in memleket masası önerisini "çok önemli ve yararlı" bulan Kılıçdaroğlu'na gelince, ana muhalefet partisi lideri ittifak ortağına, 'iyi de bu masada memleketin dörtte biri neden yok' diyemedi.

Bölücülük mü dediniz?

Eşbaşkanları, belediye başkanları, yöneticileri dahil binlerce üyesinin, destekçisinin, seçmeninin delilsiz, ispatsız, hukuksuz şekilde "terörist" damgasıyla hapishanelere doldurulduğu; milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılıp tutuklandığı; ezici çoğunlukla seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp, tutuklanıp yerlerine kayyım atandığı; her seçimde önünün kesilmesi için akla hayale sığmayan engellere, ayak oyunlarına rağmen milyonlarca oy alan, TBMM'de şu sırada 60 milletvekiliyle üçüncü parti konumunda olan bir parti var: HDP.

Kapatamıyorlar, tahammül de edemiyorlar. HDP'nin umacılaştırılmasının nedeni Kürt siyasetinin partisi olması ve Türkiye'nin normalleşmesinin, demokratikleşmesinin olmazsa olmaz koşulunun Kürt meselesinin çözümünden geçtiğini bilmeleri. Her ağızlarını açtıklarında birlikten, beraberlikten, normalleşmeden söz edenlere şu soruyu sormak istiyorum: HDP'nin davet edilmediği, yer almadığı bir memleket masası hangi memleketin masasıdır? Ya da soruyu şöyle sorayım: Memleket derken Türkiye'den söz ediyorsak eğer, memleketin sınırları değişti de bizim mi haberimiz yok. Nüfus ağırlığı Kürtlerde olan, Kürt seçmenin mutlak çoğunluğunun HDP'ye oy verdiği Doğu - Güneydoğu bölgesi memleket sınırları içinde değil mi?

Kürt ve/veya gerçek demokrat milyonların tercih ve iradesini, dolayısıyla kimliklerini, haklarını, onurlarını hiçe sayarak kuracağınız masa birliğin beraberliğin masası değil, tam da şikayet ettiğiniz ayrımcılığın masası olacaktır.

Bölücülük, ayrımcılık küfür niyetine sarf edilen, algı operasyonları için kullanılan bir ezber değil, -beğenin beğenmeyin- nüfusun büyük çoğunluğunun, altı milyon oyun ve biro kadar insanın temsilcisi HDP'yi yok saymak, ötekileştirmek, şeytanlaştırmak, memleket dışına itmektir. Gerçek ayrılıkçıları ve bölücüleri tanımak için tek kıstas budur. Ve bunlarla demokrasi ittifakı kurmak ham hayalden ibarettir. Velev ki abdest tazeleyip kendilerini değiştirsinler.Oya Baydar/T24