Alıntı Yazılar İktidar siyasetçilerine fazilet sınavı yapılsa?.. / Elif Çakır



ID:57057
Yayınlanma:
14 May 20

“İki adalet vardır, padişahın adaleti ve Allah’ın adaleti. Ben Allah’ın adaletini kastettim, Mahmuh Celalettin Paşa bunu padişahın adaleti sandı. Yarın hünkarında benim de huzuruna çıkacağımız adaletten korkarım ben.”

AK Parti milletvekilleri yaşanan bunca hukuksuzluklar, adaletsizlikler karşısında neden sessizler, neden bu kadar duyarsızlar?  

Bu soruyu pazartesi günü Karar TV’de Ahmet Taşgetiren ve Yıldıray Oğur ile yaptığımız programda DEVA Partisi Hukuk İşleri Başkanı ve İstanbul milletvekili Mustafa Yeneroğlu’na sordum.

Bu sualim haklı değil mi?

***

Çünkü AK Parti milletvekillerinin büyük bir çoğunluğu 28 Şubat’ın antidemokratik uygulamalarına maruz kalmış, ceberrut devlet anlayışının yaşattığı acıları derinden hissetmiş insanlar.  Daha önemlisi inançları kendilerine adaletli, merhametli, vicdanlı olmayı emrediyor, haksızlıklar karşısında susmanın “dilsiz şeytan” olmakla eş değer olduğunu söylüyor. 

Sordum çünkü partilerinin adında adalet kavramı var, ki adalet kavramını entelektüel şıklık olsun diye koymadılar. Adaletsizliğin toplumun her kesimin üzerinden silindir gibi geçmesinin yaşattığı derin acıları biliyorlar. 

Yeneroğlu,  AK Partili siyasetçilerle özelde oturulup konuşulduğunda çoğunun akli selimle düşündüğünü, Türkiye’nin kötü yönetildiğinin farkında olduklarını ve bundan dolayı da endişe duyduklarını kaydederek şunları söyledi:  

“AK Parti’den ayrılanların başına neler geldiğini görüyorlar, hain ilan edileceklerini, FETÖ’cü olarak köşeye sıkıştırılabileceklerini, geçmişlerinden bir şeyler çıkartılarak her türlü baskıya, hukuksuzluğa maruz kalabileceklerini biliyorlar.”

Bazı AK Parti’li siyasetçilerin ise iktidarın gücünden, nimetlerinden faydalandıkları için olan biten karşısında sessiz kaldıklarını söyleyen Yeneroğlu şöyle dedi: 

“18 yıllık iktidar beraberinde herkesi yozlaştırdı. Gücün bizatihi kendisi o güçten menfaatlenen herkesi yozlaştırabiliyor. İktidarın menfaatleri varken bu menfaatlerin dışında kalmak zordur. Sonuçta sadece kendiniz de olmuyorsunuz. Düşününki bu süreç zarfında eşiniz, çocuğunuz, dostunuz, akrabalarınız bu menfaatlerden faydalanır hale gelmiş. Daire başkanısınız, genel müdürlük makamındasınız, şu makamdasınız, bu makamdasınız, şu başkanlıktasınız bu başkanlıktasınız. Dolayısıyla bir kişi haksızlıkları dile getirip ayrışmaya başladığında sadece kendisi olmuyor, bütün akrabalarını, eşini, çocuğunu karşısına almış olacak.” 

***

Başbakan Danışmanı, Başbakan Müsteşarı ve sonrasında iki önemli bakanlıkta görev yapan AK Parti iktidarlarının önemli reformlarında imzası olan Prof. Dr. Ömer Dinçer de Şehir Üniversitesi’nin kapatılmasını sağlayan teklife imza atan AK Partili milletvekillerini asla affetmeyeceğini söylemişti. 

Dinçer, “Böylesi bir garabetin, böylesi bir hukuksuzluğun altına nasıl imza atabiliyorlar bu duyarsızlığın sebebi nedir” sorusuna şu yanıtı vermişti: 

“Teklife imza atanlara tek tek baktım. Hayatta kindar bir insan olmadım. Hiç kin tutmadım. Yine kin tutmayacağım ama oraya imza hiçbir arkadaşımı affetmeyeceğim. Otorite ve otoritenin sağladığı çıkarları kaybetme endişesi suskunluğundan başka bir şey değil bu. Hepsinin vicdanı başka şeyler söylüyorken, elleri ve dilleri başka bir şey yapıyor ve bunun farkındalar. Bu açıdan bakıldığında arkadaşlar için ahlak, hukuk, Allah’a karşı ve topluma karşı sorumluluk gibi pek çok ilke ortadan kalkmış gibi görünüyor. Bu arkadaşlarımızın hepsi milletvekilliğini koruma adına böyle bir zillete katlanıyor.” (13 Nisan, Karar Tv)

Ortaya çıkan tabloyu görüyor musunuz? Yaşanan bunca acı, hukuksuzluk, adaletsizlik karşısında iktidar olmanın sağladığı makam, mevki ve başka menfaatleri kaybetmemek için susuluyor, kulaklarının üstüne yatılıyor…  

Bu tablonun AK Partili dindar muhafazakar milletvekilleri adına vahim, onur kırıcı ve bir o kadar da utanç verici olduğunu söylemeliyim. 

Menfaatleri için susanlar, sessiz kalanlar için çok fazlaca söylenecek bir şey yok.

***

AK Parti içindeki akli selimle düşünen, ülkenin kötü yönetildiğini gören milletvekilleri başlarına iş gelmesin diye, FETÖ’cü, vatan haini ilan edilmekten korktukları için  ülkedeki yaşanan hukuksuzluklar karşısında duyarsız kalabiliyorlar. Gidişattan endişeliler ancak başlarına iş gelmesinden de korkuyorlar!

Bizim ülkemizde korku iklimi her devirde vardı. Ancak her dönem sayıları az da olsa, ilkelerinden geri adım atmayan, risk alarak güç karşısında boyun eğmeyen isimler oldu. Sayıları az da olsa bugün hepsi hayırla yad ediliyor. 

Bizim tarihimizde tek parti döneminin yanlışlarını açıkça söyleyen ve yazan bir Ahmet Ağaoğlu var. Takrir-i Sükun Kanunu’na açıkça itiraz ederek başbakanlıktan çekilen bir Fethi Okyar var… 

Demokrat Parti iktidarının hatalarını açıkça ve yüksek sesle söyleyen, itiraz eden bir Sıtkı Yırcalı, bir Osman Turan var… 

Bizim tarihimizde bir Suphi Paşa var… 

“Hürriyet Kahramanı” Namık Kemal’i yargılayan mahkemenin başkanı Suphi Paşa’ya Padişah  II. Abdülhamid bizzat eniştesi Mahmud Celaleddin Paşa’yı gönderir ve “Şân-ı sadakate layık bir karar” vermesini, yani padişaha sadakatini göstermesi istenir. Suphi Paşa, “merak etmesinler adaletin gereğini yapacağım” diye cevap verir. Ve Namık Kemal hakkında beraat kararı verir. Yıllar sonra Suphi Paşa’nın kızı Ayşe Hanım babasına, “Hünkardan korkmadınız mı” diye sorduğunda cevabı şudur:

“İki adalet vardır, padişahın adaleti ve Allah’ın adaleti. Ben Allah’ın adaletini kastettim, Mahmuh Celalettin Paşa bunu padişahın adaleti sandı. Yarın hünkarında benim de huzuruna çıkacağımız adaletten korkarım ben.” 

Yine bizim tarihimizde Kelkit Belediye Başkanı Alaattin Bey var. 1923 seçimlerinde Mustafa Kemal Paşa’nın kendisini bizzat arayarak verdiği talimata korkmadan hayır diyerek muhalif bir adayın bağımsız olarak seçilmesine verdiği destek bir fazilet örneğidir.  

Bizim tarihimizde Samsun Belediye Başkanı Ahmet Bey var. 1930 belediye seçimlerinde Gazi Paşa’nın bütün baskılarına rağmen seçime girip kazanan ve Serbest Fırka kapatılınca istifasını isteyen Gazi Paşa’ya korkusuzca direnerek “İstifam beni seçen halka saygısızlık olur, siz beni görevden alın” diyebilmiştir. 

Ve daha birçok kıymetli şahsiyet. Bunların hepsi kendi fikirlerinin adamları olarak tarihe geçtiler. Başlarına iş gelecek olması onları ürkütmedi, vatan haini ilan edilmeyi, bölücülükle suçlanmayı göze alarak şahsiyetli bir duruş sergiledi hepsi. 

***

Bugün hepsi hayırla yad ediliyor. Değerli hukuk adamı Taha Akyol, Doğan Kitap’tan yayınlanan “Onlar da Kahramandı, Güce Boyun Eğmediler” kitabında bu kıymetli insanların hikayelerini kaleme aldı. Somut olaylar ve kişiler üzerinden yüksek otorite karşısında hukuku üstün tutan, yanlışa boyun eğmeyen yargıçlardan ilçe ve il belediye başkanlarına, devletin zirvelerine, milletvekillerine kadar insanların itaat ile hürriyet, menfaat ile fazilet arasında sınanan onurlu, şahsiyetli isimleri anlatıyor.

Mutlaka okumalısınız. 

Hiç kuşkusuz ki “Onlar da Kahramandı” bugünlerde hepinize iyi gelecek bir kitap. 

Ben kitabı bitirdiğimde şu soruyu sordum kendime. Tek Parti döneminden AK Parti dönemine kadar adını tarihe altın harflerle yazdırmış, otoriteye itiraz etmiş isimler var. Peki ya bugün? 

On yıllar sonra bugünlerin tarihi yazıldığında menfaat ve fazilet, itaat ve hürriyet sınavından geçmiş kaç kişi olacak?

Elif Çakır/Karar