Ekonomi Dış yatırımcı Türkiye'den neden kaçıyor?



ID:57120
Yayınlanma:
15 May 20

Ankara, dolardaki yükselişten "dış güçleri" sorumlu tutuyor. Ekonomistlere göre ise asıl neden Erdoğan'ın politikalarının dış yatırımcıyı kaçırması.

Türkiye ekonomisi, bu yılın başlarında iki senelik bir durgunluğun ardından iyileşme sürecinde girmişti. Ancak koronavirüs krizinin patlak vermesiyle, Ankara yeniden başlayan ekonomik gerilemeyi ve son döviz krizini açıklamakta zorlanıyor.
 
Türkiye'nin ekonomik açıdan zayıflığı, yüksek borç seviyesi ve azalan döviz rezervlerinin yarattığı endişe nedeniyle spekülatörlerin bir kez daha Türk Liras'ını (TL) hedefe koymasına neden oldu.
 
Geçen hafta TL'de rekor değer kaybı yaşanırken Amerikan Doları 7 seviyesini aştı. Ardından toparlansa da bu yılın başına oranla TL’de halen Dolar karşısında yüzde yüzde 15 değer kaybı var. Bu sırada Türkiye Merkez Bankası, TL’deki değer kaybının önüne geçmek için Dolar ve Euro rezervlerini devreye soktu. Ayrıca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) finans piyasalarını daha da kötüleştiren bir kararla Citigroup’a, UBS’e ve BNP Paribas’ya TL alım satımını yasakladı.
 
Sıkışma belirtileri var
 
BDDK üç bankaya işlem yapma yasağı getirmişti
BDDK üç bankaya işlem yapma yasağı getirmişti
 
İktidara yakın medya, TL’deki bu değer kaybından dolayı "Türkiye'ye zarar verme amacında olan yabancı güçleri" suçluyor. Bu durumu eleştirenlerse, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17 yıllık iktidarının uzun bir diliminde başvurduğu bu komplo teorilerinin medya tarafından sürekli tekrarlandığı görüşünde.
 
DW'ye konuşan Melbourne Deakin Üniversitesi'nden İhsan Yılmaz, "Bu [anlayış] kendi sorunlarını tümüyle tespit etmeden, çöküşünü Batılı güçlere bağlayan Osmanlı İmparatorluğuna dayanıyor" değerlendirmesinde bulundu.
 
Yılmaz’a göre, iktidar partisi AKP'nin 10 milyona yakın üyesinin faydalandığı Türkiye'deki mevcut siyasi patronaj sistemi, koronavirüs krizinden derinden etkilenenleri destekleyecek güçlü bir devlet yardım programı olmaması sebebiyle şimdilerde sıkışma sinyalleri vermeye başladı.
 
 "Bütçe sıkıntısı var, işsizlik artıyor ve ihracat azalıyor" diyen Yılmaz,  "Erdoğan neler olduğunu açıklayabilecek durumda değil. Bu sebeple de diyor ki: ‘Burada mağdur benim, onlar (yani batı) döviz kurlarını manipüle ederek paramızı çalıyor" değerlendirmesinde bulunuyor.
 
Yatırımcılar kaçıyor
 
Son yedi yılda yolsuzlukları görmezden gelen ve ülkedeki demokratik kurumları zayıflatan Erdoğan’ın bahsetmeyi unuttuğu şey ise Türkiye'ye yapılan doğrudan yabancı yatırımların tıpkı kendi iktidarı gibi düşüşe geçtiği.
 
"On yıl kadar önce, bu ‘emperyalistler' Erdoğan’ın arkasındaydı" ifadesini kullanan Yılmaz "Eğer hukukun üstünlüğüne saygı göstermezseniz, uluslararası mahkemelerde alınan kararları tanımazsanız ve yabancı bankalarda kedi fare gibi oynarsanız, yatırımcılar size güvenmeyecektir" diye değerlendiriyor.
 
Erdoğan’ın ekonomik müdahaleleri ayrıca yatırımcıları da telaşlandırdı. Merkez Bankası Başkanı geçen yıl faiz oranlarını yeterince hızlı düşürmediği için Erdoğan tarafından kovulmuştu. Londra Ekonomi Üniversitesi'nden Orkun Saka, Erdoğan’ı bu yönüyle "alışılmışın dışında" ekonomik teorileri olan biri olarak tanımlıyor.  Saka, "Erdoğan para biriminize olan ilgiyi arttırmak için faiz oranlarını da arttırmak gerektiğine inanmıyor. Bunun enflasyonu yükselteceğini düşünüyor" diye belirtiyor.
 
Çoğu ekonomist de Türkiye'nin düşük faiz politikasının yabancı yatırımcıyı daha da uzaklaştırdığı kanaatinde. Bu arada Merkez Bankası’nın rezervleri o kadar düşük ki önümüzdeki haftalarda TL'den kaçışı engellemekte zorlanacaklar gibi gözüküyor. Önümüzdeki süreçte yaşanacak herhangi bir düşüş, yüksek enflasyonu ve döviz kontrolünde bir açılımı getirecektir. Saka "Eğer hükümet istikrarlı para birimini ve düşük faiz oranlarını aynı anda önceliğine almaya devam ederse, bunu bedeli sermaye akışında ciddi sınırlama olacaktır" diye uyarıyor.
 
GSYH’de keskin düşüş
 
Hükümetin yılın başında açıkladığı yüzde 5'lik bir artış tahminine karşın koronavirüs kısıtlamaları ve sokağa çıkma yasakları sebebiyle bu yıl gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 25 oranında düşmesi bekleniyor.
 
Türkiye'de sermaye en büyük ihracat piyasası olan Avrupa Birliği ülkelerine ciddi ölçüde bağlı ve Avrupa’da da benzer derin ekonomik sıkıntılar kapıda. Seyahat kısıtlamaları turist sayılarını da vuracağı gibi ülkenin bir dönem yükselişte olan havacılık sektörünün de başını ağrıtacaktır.
 
Ankara’nın üç uluslararası banka ile olan kavgasıysa kısa sürdü. BDDK, pazartesi günü anlaşma sağlanması üzerinde daha önce koyduğu TL alım-satım yasağını kaldırdı. Saka’ya göre yetkililer, spekülasyonları şimdilik susturmuş olsa da "Ekonominin uzun süreli direncine bağlı olan dövizle ilgili gidişatı değiştirmiş değil.
 
IMF’ye gitme çağrıları
 
Hollanda bankası Rabobank’a göre Türkiye elindeki son döviz rezervlerini kullanarak liranın değerini korumaktan vazgeçmeli ve kurtarma paketi için IMF'ye yanaşmalı. Bankaya göre IMF'nin reformları olmazsa dolar 10 TL’ye kadar çıkabilir. Ancak Erdoğan, iktidara geldiği 2002’de kendisine miras kalan IMF anlaşmasının ülkeyi bir önceki krizden çıkarmaya yardımcı olmasına karşın, yeniden bir kurtarma paketine başvurmayı reddediyor.
 
Uzun yıllar Erdoğan’ın yanında olan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan gibi siyasiler artık parti saflarını terk ederek kendi siyasi partilerini kurmaya başladılar; muhtemelen 2023’teki seçimlerde Erdoğan’a engel teşkil edecekler. Ciddi bir ekonomik krizin erken seçim talebini gündeme getireceğini düşünenler de var.
 
Koronavirüs kaynaklı yaşanan kırılmanın Erdoğan’ın çöküşüne yol açabileceğini belirten Deakin Üniversitesi'nden Yılmaz, “İnsanlar ‘yeter’ deyip artık oy vermeyebilir – İstanbul seçimlerinde olan buydu. Ya da ‘Beni dinlemediğiniz için iflas ettik' diyebilir; ardından da seçimleri iptal edip otoriter rejimini iyice sağlamlaştırabilir” değerlendirmesini yapıyor.
 
Nik Martin/DW