Kudüs Günü 2020 Ortadoğu uzmanları: Filistin'in kurtuluş yolu ABD emperyalizminin Batı Asya'dan sürülmesidir



ID:57352
Yayınlanma:
22 May 20

İran'da genel olarak Filistin'e destek için mübarek Ramazan ayının son Cuma gününde "Dünya Kudüs Günü" etkinlikleri yapılıyor.

Dünya Kudüs Günü hakkında akla gelen ilk soru şu: Bu günün önemi ve etkisi nedir?

Ramazan ayının son Cuma günü İslam Devrimi'nin büyük kurucusu İmam Humeyni (ra) tarafından Dünya Kudüs Günü olarak adlandırılması, bu ulusal ve İslami günün ölümsüzleştirilmesi için basit bir adlandırma mıydı, yoksa daha önemli nedenleri olabilir mi?

Bu etkinliğin önemini anlamak için iki önemli tarihsel dönemin incelenmesi ve karşılaştırılması gerekmektedir.

Birincisi: İslam Devrimi zaferinden önceki bölge ve Filistin'deki durum

İran İslam Devrimi, Filistin meselesinin İslam dünyasının gündeminden düşme eşiğindeyken zaferle sonuçlandı. Bu dönemde Arap ordularının Siyonist Rejim’e karşı üst üste yenilgilerinin ardından bölge ulusları büyük bir umutsuzluğa kapılmıştı.

Bu başarısızlıkların asıl nedeni, mücadelede ırkçılığa çok fazla güvenilmesi, İslami kavramlara göz yumulması ve Arap liderlerinin Filistin meselesini siyasi amaçlar için kullanmasıdır. Özellikle Arap liderlerinin siyasi istikrarlarını sağlama alabilmesi için Filistin davasını feda etmekten başka seçenekleri yoktu. Ayrıca bu devletlerin siyasi tutumunda da ABD ve Siyonist Rejim ile ilişkileri güçlendirmekten başka hiçbir rasyonalite bulunmuyordu.

Arap liderlerinin siyasi önceliklerini belirlemek, halkın iradesine ve desteğine değil, Siyonist Rejim’e dayanıyordu. Dolayısıyla Tel Aviv’i mutlu etmeye odaklanan Arap liderleri Filistin davasından uzaklaştılar.

O dönemdeki kurtuluş hareketleri nerdeyse siyasi deneyimlerden yoksundu ve bölge halkı ile İslam Ümmeti'nin gerçek taleplerini bilmiyorlardı ve Doğu Bloku’na bağımlılıkları yüzünden hiçbir kazanım elde etmemişlerdi. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) gibi bazılarının kaderi ise diyalog süreci ve uzlaşmaya bağlıydı.

O dönemlerde Filistinlilerin iç durumu da pek iyi değildi. Her ne kadar mücadele araçları övgüye değer olsa da Filistin direniş örgütleri uzlaşma projesinin bir parçası olduğu için çok etkin değildi.

İsrail, işgal altındaki toprakların dışında Arap ülkelerini işgal ederek güvenlik derinliğini genişletiyor ve yerli halkları zorunlu göç ettirmekle birlikte soykırımlarını sürdürüyordu. Arap devletlerinin elinden gelen tek şey bildiri yayınlamak, uluslararası kurumlara yakınmak ve hatta katliamların durdurulması için Siyonistlere yalvarmaktı. Bu ülkelerin birçoğunun en yüksek güvenlik düzeyinde Siyonist Rejim’in casusluk servisleri ile yakın bağları vardı.

Tüm bunlar bölge halklarının tam bir hayal kırıklığına uğramasına yol açtı. Böylece Filistin'in yok edilmesinin önünü açan ve halen Filistin Özerk Teşkilatı’na verilmeyen küçük bir imtiyaz karşısında İsrail'in tüm taleplerinin kabul edilmesi için zemin hazırlandı.

Öte yandan, Batı ve Siyonist medyasının amacı Filistin meselesini İslami bir öncelikten İsrail-Arap çatışmasına dönüştürmekti.

İkincisi: İslam Devrimi zaferinden sonraki durum

Hiç Kuşkusuz İslam Devrimi'nin zaferiyle bölgede ve hatta dünyada direniş hareketleri alanında yeni bir dönemin başladığını söyleyebiliriz.

Öte yandan, Kudüs Günü'nün sadece İslami ve ulusal bir tatil günü olmadığı ve Müslüman halklarının geleceğini ve ortak yakınsama noktalarını çizmek için stratejik bir paket ve değerli bir kavram olduğu unutulmamalıdır.

Fakat İslam Devrimi sonrası yaşanan hangi olay Filistin ve bölge için yeni bir dönemin başladığını gösteriyor? En önemli şey, Doğu ve Batı Bloku’na bağlı olmadan , Batı bağımlısı bir diktatörlüğün üstesinden gelebilen yeni bir modelin oluşmasıyldı.

Bu dönemde Filistin'deki direniş grupları bu kez İslami bir önek ve yaklaşımla kuruldu. İslami Cihad ve Hamas hareketlerinin oluşumu bu açıdan tanımlanabilir. Tabii ki, sırf başlıklar ve önekler değişmedi, aynı zamanda bu hareketlerin tutumları da değişti ve İslam Devrimi'nden etkilenerek, daha ileride özellikle 2006'dan sonra siyasal ve askeri alanlarda olağanüstü değişikliklerle söz sahibi oldular.

Mücadelenin araçları, yöntemleri ve yeri de değişti. İntifada taşları İsrail'in güvenliğini sarsan roketlere dönüştü. Siyonist Rejim’in çevresi güvensiz bir hale geldi. Eğer düne kadar Tahran'daki Filistin büyükelçiliğinin açılması kaygıya neden olduysa, bugün işgal altındaki toprakların çok yakınında direnişin varlığından endişe duyuluyor.

Batı'nın direnişin gücünü azaltmak için yarattığı sahte krizlere rağmen, direnişin gücü azalmadan yeni deneyimler ve kapasiteler kazanmasına neden oldu. Öyle ki şu anda hem savunma gücüne hem de caydırıcılık ve hücum gücüne sahiptir.

İsrail’in yenilmezlik efsanesinin sonu

Bugünler zor badireler atlatan direniş güçlerinin olgunluk dönemi sayılabilir. Bu İsrail'in yenilmezlik efsanesinin sonu geldiğine işaret ediyor.

Bugün, Dünya Kudüs Günü'nden 41 yıl sonra, Şehit Kasım Süleymani gibi büyük komutanın mücadele sürecini nasıl etkilediğini görebiliyoruz.

Bölgenin siyasi, askeri ve hatta medya atmosferi değişti. Günümüzde Kudüs Günü etkinliği gölgesinde her şey değişti ve gitgide destekçileri artarak kapsam alanı da genişliyor.

Mehr