Kudüs Günü 2020 Kudüs insanlığın kurtuluşudur



ID:57361
Yayınlanma:
23 May 20

Kudüs'ün özgürlüğü, insanlığın hürriyeti, dinin hürriyeti, peygamberlerin hürriyeti ve Allah'ın hürriyetini simgeler. Kudüs'ün özgürlüğü, “Allah seni özgür yaratmışken başkalarına kulluk etme” sözündeki gibi kuşatma olmaksızın ibadet, başkalarına kulluk etmemek, barış ve secdeyle kulluk çiçeğinin açılmasını simgeler. Kudüs insanlığın kurtuluşudur ve Kudüs, özgürlüğe bir kaç adım uzaklıktadır.

Kudüs sadece bir bölgeden ibaret değil, ilahi peygamberler ve İbrahimî dinlerle derin ilişkisi olan maneviyat yüklü topraklardır. Binlerce yıldır Semavî dinler yüzlerini buraya doğru çevirir ve Kudüs'ü bir “başlangıç” ve “varış yeri” olarak görür, bunu kulluğun ilkesi ve hedefi olarak benimserler.
 
Bu sebeple Kudüs, cinlerin ve insanların Şeytanları tarafından binlerce yıldır saldırı altındadır. Bu hikâye, Şeytan bu dünyada Allah'a düşman olduğu sürece devam edecek ve insanlık dünyasının iki boyutu olan kulluk ve isyanı tasvir edecektir. 
 
Eski zaman dinlerinden bu yana, Kudüs'ü ve esaretini özgürleştirme süreci birlikte yürüdü. Bazen Kudüs özgür oldu, diğerleri esir. Özgürlüğünün işareti, bu mukaddes yerde dinlerine bağlı insanlar için özgür ibadethaneler açılması oldu. Esaretinin işaretiyse, farklı dinlere mensup insanların buraya gelmesini engelleyen ırkçı bir grup tarafından boyunduruk ve kısıtlama altına alınmasıdır. Ne yazık ki bu ikinci durum hala Kudüs'ün kaderi olmaya devam etmektedir.  
 
Bugün Kudüs ve İbrahimî dinlerin küresel zirvesi olan bu kubbe, esaret altındadır. Onların feryadı, İbrahimî dinlerin varlığı ve özgürlüğü içindir.
 
Kudüs, insanlığı kendisini kurtarmaya çağırıyor. Dindar insanlar Kudüs'ün bu yaralı çığlığının ilk muhatabıdır. Kudüs, hürriyetine kavuşmak ve önce kendimizi özgürleştirmemiz için bize çağrı yapıyor. Kudüs'ü özgürleştirmek için öncelikle kendimizi özgürleştirmemiz gerekiyor. Korkudan, şeytanlaşmış insanlara kölelikten, tağut ve firavunlardan, kendimize koyduğumuz kısıtlamalardan, eski ve yeni tüm itiş kakış, koşuşturma ve yaygaralardan, konfor düşkünlüğü ve uyuşukluktan, boş kibir ve gurudan, ağır ölümün gölgesinden, ölüm kalım davasından, Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Sufyanlar ve Ebu Cehillerden kendimizi kurtararak özgürleşmemiz gerekiyor.
 
Evet, Kudüs bizlerden özgür olmamızı istiyor. Tıpkı zamanımızın İbrahim'i İmam Humeyni'nin şu sözü gibi: “Kudüs Günü, tüm Müslümanlar ve ezilenler için özgürlük günüdür.” Bugün, Kudüs insanlığı rehin alan bir “ırk” tarafından esir alınmış durumdadır.
 
Siyonizm, ırkçı bir komplodur ve insanlığı sadece Yahudilik diliyle tercüme eder, diğer dilleri asla kabul etmez. Ancak görünenin aksine, Yahudilik ve Kudüs'teki Yahudiler birbirleri ile eşgüdüm içinde değildir. 
 
Yahudilik, Yahudileri bile tanımayan ırkçı bir inançtır. Bundan dolayı Yahudiler Siyonizm'i bir din olarak kabul etmezler. Aynı şekilde Siyonistler de “Musevi” ayinlerini hurafe olarak görürler ve “Allah” adını taşıyan her şeyle savaşırlar.
 
Dolayısıyla, Kudüs onlar için bir ibadethane değil, ellerine düşen bir esirdir. Siyonistler Kudüs'ün değerine ağırlık vermez. Bu sebepten dolayı Ariel Şaron'un Kudüs'e ve Kubbetu's Sahra'ya askeri botlar ve kılıcıyla girdiğini gördük. Şaron burada Kudüs'ün kubbesi altında kan döktü ve ibadetin huzurunu bozdu. 
 
52 yıl önce, Siyonistler Mescid-i Aksa'yı ateşe verdi ve bunun etkileri hala görülmektedir. Aksa'nın Çatısında, duvarlarında, minberinde ve mihrabında duman izleri hala duruyor. Siyonistler, uzun yıllar boyunca altından tüneller kazarak bu kutsal kubbeyi yıkmanın hayalini kurdu. Tıpkı El-Halil'i “Hebron” adıyla ibadetten arındırdıkları gibi, aynı şekilde “Davud heykeli” adı altında İbrahim'in mirasını yıkmak istiyorlar. 
 
Siyonizm bir din değildir ve herhangi bir dine mensup da değildir. Siyonizm bir haritadır. Bu siyasi haritaya, İsviçre'nin Basel kentinde yapılan bir açıklamayla start verildi. Kökleri ise on beş - on altıncı yüzyılların ve ortaçağın plütokrasisine ve Avrupa'nın en karanlık çağının mirasçısı olan Rothschildler ve Rockefeller ailelerine uzanmaktadır. 
 
Siyonistler insanlık için yeni bir tarih kitabı yazmaya çalışıyor. Bu, kanla yazılan tarihte, kimin eli daha fazla kana bulaşmışsa yönetim ehliyeti güçlenmektedir. Siyonistler, ibadete kan ile başlıyor ve kan ile bitiriyor. İbadetgâhlarından kan fışkırıyor ve mihraplarından kan kokusu yayılıyor.
 
Siyonistlere göre, kan insanlığın ilk öyküsü, Kabil ise en yüce sembolüdür. Sönmüş bir meşale gibi görünen Siyonizm'in pençeleri, Mesih'in öldürülmesi için çaba harcayan ecdadını hatırlatıyor. 
 
Siyonist liderler için Yehuda ve Mesih'in hikâyesi bitmedi. Tüm Hristiyanların Yehuda'nın oğulları ile savaşta Siyonistlerin pençelerinin açtığı yarayı kabul etmesi gerekiyor. Siyonizm Mesih'i ve tüm Hristiyanları öldürerek yok etmeye kararlıydı. Bugün de Elysee Sarayı, Buckingham Sarayı ve Beyaz Saray'ı ele geçirmiş durumdalar. Ancak Siyonistler bu kadar egemenlikle yetinmekten memnun değil, kiliselerin ilahileri susturuluncaya kadar durmamaya kararlıdırlar.
 
Siyonizm kan ve ırka dayanan bir haritadır. Onlar için tarih kanla başlamıştır ve kanla yazılmaya devam eder. Siyonistler Yahudi olmasa da, Yahudiler adına Hayber'e dönmeye çalışıyor ve Müslümanların topraklarını Beni Kureyza çocuklarına teslim etmek istiyor.
 
Burada da Siyonizm'in başlangıcı kanlıdır. Yemen'deki savaş Arap yarımadasındaki Müslümanlar arasında nefreti körüklüyor ve Araplar ile İranlılar arasında düşmanlık yayıyor. Yine bu topraklarda Ebu Sufyan, Ebu Cehil ve İkrime ittifakını kuruldu.
 
Ancak bu Kudüs'teki madalyonun sadece bir yüzüdür. Madalyonun diğer yüzündeyse Allah-u Teâla'nın takdir ettiği şey azıyor. O da, İbrahim'in Nemrut'a, Musa'nın Firavun'a, İsa'nın Haman ile Yahuda'ya, Muhammed'in Hayber'e, Ali'nin Ebu Sufyan'ın oğullarına ve Kudüs'ün Siyonistlere karşı zaferidir. 
 
İbrahim'in soyunun hikâyesi, toprak, maddi yayılmacılık çekişmesi, hegemonya, hakimiyet ve silahı barışa tercih eden bir hikaye değil hürriyet öyküsüdür. 
 
Bu öyküde, Kudüs özgürlüğün sembolüdür. Kudüs'ün özgürlüğü, insanlığın hürriyeti, dinin hürriyeti, peygamberlerin hürriyeti ve Allah'ın hürriyetini simgelemektedir. Kudüs'ün özgürlüğü, “Allah seni özgür yaratmışken başkalarına kulluk etme” sözündeki gibi kuşatma olmaksızın ibadet, başkalarına kulluk etmemek, barış ve secdeyle kulluk çiçeğinin açılmasını simgeler.
 
Siyonizm, barışı ihlal etmek ve daha sonra insanlığı barış adı altında hapsetmek için silahlarını kuşanarak geldi. Bugün ise, Siyonizm'in silahları ile sözde “barışı” tükendi ve barış, sadece Allah'a kulluk edenler arasında kaldı. 
 
Kırk yıl önce İran İslam Devrimi Siyonizm'i bir hayale dönüştürdü ve mekanizmasını durdurdu. O zamandan bu yana Siyonizm Camp David ve Annapolis gibi dilencilik yollarına başvurdu. 
 
Bugün Siyonizm, İbrahim'in, Musa'nın, İsa'nın ve Muhammed'in çocuklarının kuşatması altında kalmıştır. Lübnan'da Hizbullah, Filistin'de Hamas ve El-Cihad, Yemen'de Ensarullah, Irak'ta Haşdi Şabi, Suriye Direnişi ve dünyanın dört bir yanındaki onlarca Direniş grubu sayesinde İsrail varlığı bir girdabın içinde yaşamaya mahkûm kaldı. 
 
Tel Aviv hükümeti, birbiri ardına gelen seçimler yüzünden zayıfladı. Kudüs'ü Yahudileştirme palavraları ellerinde patladı, “Yüzyılın Anlaşması” da bu sinsi planları hayata döndüremedi. Filistin'i Yahudileştirme treni 70 yıldır varış noktasına ulaşamadı ve Siyonizm'in geri kalan birkaç yılında da hedefine ulaşamayacaktır. 
 
Aynı şekilde Kral Abdülaziz gibi Arapların sarayları da Yahudileştirme yoluna zemin hazırlayamıyor. Bin Selman ve Bin Zayed gibi örümcek kafalı soyları da, bugün ancak kendilerini kurtarmaya çalışmaktan başka bir şey yapamıyor. Kaldı ki onu bile başaramıyorlar. 
 
Siyonistler, bayrakları üzerindeki iki mavi çizgiye takılıp kalmak yerine şimdi Filistinlilerin nefretleri ile dolu bakışlarını taşıyan duvarlarını düşünüyorlar. “Nil ile Fırat arasında” olan Siyonizm bugün cansız bir beden gibi Tel Aviv devletine sıkışıp kaldı. Nil'den Fırat'a efsanesi Tel Aviv'den Batı Kudüs'e dönüştü.
 
Bugün Siyonistler Hizbullah tarafından her an bir saldırı gelebileceği korkusuyla tünellere ulaşabilmek için işgal altındaki Filistin'in kuzey sınırında askeri manevralar yürütüyor. Güney sınırında da Sina'dan Gazze ve Batı Şeria'ya kadar Filistinli savaşçıların saldırısından korkan Siyonistler tünellerden başka bir şey düşünemiyor. 
 
Siyonizm artık Washington ve AIPAC lobilerinden kurtulmak istiyor. Ne var ki, Amerikan Ordusunun Irak ve Suriye'deki kaderine umutsuzca bakıyorlar. Bu kader, İran İslam Devrimi lideri Ayetullah Seyyid Hamanei'nin, Süleymani'nin kanının intikamı olarak ABD'yi bölgeden kovmasıdır.
 
Kana susamış olan Siyonizm, Elysee ile Buckingham Sarayları ve Beyaz Saray ile geleneksel iletişimlerinin artık mucizeler yaratmadığını ve Batı'nın medeniyeti ile siyasetinin sonunun yakın olduğunu biliyor. 
 
Bu 72 yıllık tarihte Siyonistlerin ana sığınağı olan Batı'nın bugün birçok sıkıntılı olayla savaştığını ve Siyonizm'in bekası için yardım edemeyeceğini herkes çok iyi anladı.  Bu bağlamda bugün İsrail'in sonunun geldiği fısıltılarını Tel Aviv kışlalarında bile duyabilirsiniz. Mısırlı “Son” adlı dizinin yönetmeninin “İsrail kuruluşunun üzerinden 100 yıl geçmeden önce yok olacaktır” sözündeki gibi Siyonist proje sona eriyor. 
 
Ancak, aynı zamanda Siyonistler hala kan akıtıyor, bombalar patlatıyor, suikastlarını sürdürüyor, Lübnan ile Suriye semalarına saldırıyor, Gazze'de kuşattıkları Filistinlileri bombalamayı planlıyor, Arap kölelerini yok paraya satın alıyor, bölge üzerindeki umutlarını sürdürüyor ve hala Trump'a sahipler. 
 
Tüm bunlar feryatların ve yumrukların yükselmesi, Kudüs yolunda atılan adımların sağlam tutulması gerektiği anlamına geliyor. Kudüs, özgürlüğe birkaç adım uzaklıktadır.
 
Kaynak: Al-Waght 
Çeviri: Merve Soydaş