Yüreklerimiz dünyevi prangalardan azat olursa Kudüs o zaman özgürleşir



ID:57362
Yayınlanma:
23 May 20

Düşmanın sinsi planları, gücü ve fitnelerinin bilinç ve şuurunda olanlar, milliyet, mezhep asabiyetlerinden feragat ederek, İslami umutlarımızı somutlaştırabilirler. Bu asabiyetleri terk etmediğimiz sürece, gelecek umutlarından ve zaferden dem vurmamız yersizdir. Bu şuur ve bilinç, ancak düşmanın sinsi planlarını, zayıf olan gücünü, fitnelerini yerle bir edebilir.

Siyonistler 1948'de, Filistin topraklarında gasıp rejimlerini ilan ettikleri o talihsiz gün (Nakbe günü)'den beri ilk kez İran İslam İnkılabının kurucusu rahmetli İmam Humeyni, Siyonist rejimin Güney Lübnan'a yönelik orantısız güç kullanarak saldırmasının ardından 1979'da, İran ve dünya Müslümanlarının dikkatini Siyonist rejimin zulümüne maruz kalan Filistin'e ve Kudüs'e çekmek için bir bildiri yayınlayarak, Ramazan ayının son Cuma gününü "Dünya Kudüs Günü" olarak ilan etti.
 
İran İslam İnkılabı lideri İmam Humeyni'nin 7 ağustos 1979'da yayınladığı bildiri şu şekildeydi:
''Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Ben uzun yıllar boyunca gasıp İsrail tehlikesini Müslümanlara hatırlatıp durdum; bugünlerde Filistinli bacı ve kardeşlerimize karşı saldırılarını artırmış durumda. Bilhassa Güney Lübnan'da Filistinli savaşçıları ortadan kaldırabilmek için evleri teker teker bombalıyorlar. Ben bütün Müslüman devletler ve dünya Müslümanlarından bu gasıp ve destekleyicilerinin ağzının payını verme amacıyla birleşmelerini istiyorum. Keza bütün dünya Müslümanlarına; Filistin halkı için kader belirleyici olabilecek olan ve Kadir günlerinden de sayılan mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü ‘Kudüs Günü' olarak seçip bu günü Müslüman Filistin halkının kanuni haklarını destekleme konusunda dünya Müslümanlarının milletlerarası dayanışma günü olarak belli program ve merasimlerle geçirmeyi öneriyorum. Allah Teâlâ'dan Müslümanları küfür ehline galip kılmasını dilerim.''

Rahmetli İmam Humeyni'nin bu önemli tarihi çıkışı, yani "Dünya Kudüs Günü"'nü ilan etmesi, Filistin ve Kudüs'e sahip çıkılmasına yönelik atılmış ilk adımdı ve aynı zamanda hem Siyonist rejim için hem de Filistin ve Kudüs için bir dönüm noktasıydı. Bu dönüm noktasının, dünya Müslümanları, Direniş Cephesi, Filistin ve Kudüs için bir çok önemli getirileri olurken, Siyonist gasıp rejim için de o denli önemli olumsuz götürüleri olmuştur. Bu dönüm noktasının ortaya koyduğu sonuçların en önemlilerinden birincisi; Filistin ve Kudüs meselesini canlı tutmak, İslam aleminin ve Müslümanların dikkatini Siyonizm tehlikesine çekmekti. İmam Humeyni, Siyonist İsrail'i kanser tümörüne benzetmekle çok yerinde bir benzetme yapmıştı. Zira Siyonist İsrail, bölge ülkelerinin ve halklarının güvenliğini tehlikeye atan sinsi bir tümördür. İsrail yalnızca Filistin için değil, bütün bölge için bir tehdittir. Eğer rahmetli İmam Humeyni'nin bu tarihi çıkışı olmamış olsaydı, dünya Müslümanları, hem Filistin ve Kudüs'e sahip çıkmak konusunda hem de Siyonizmin tehlikesine, sinsi plan ve projelerine karşı duyarsız ve gaflet içerisinde olacaklardı. 
 
İkinci önemli husus; bir çok Arap ve özelikle Körfez ülkelerinin Siyonist İsrail ile ihanetvari uzlaşmacı tavırlarına karşı, Müslüman halkların şuur ve bilinç kazanması açısından önemli bir dönüm noktasıydı. İmam Humeyni'nin şu sözleri  bu bağlamda dikkat çekicidir; 

"Ey dünya Müslümanları! Ey dünya mustaz'afları! Kalkın, harekete geçin ve mukadderatınızı kendi ellerinize alın. Ne zamana kadar oturup kaderinizi Washington veya Moskova'nın tayin etmesini bekleyeceksiniz böyle?! Sizin Kudüs'ünüz ne zamana kadar Amerika'nın artıklarının, gasıp İsrail'in çizmeleri altında ezilecek daha?! Kudüs, Filistin ve bu beldelerin mazlum Müslümanları daha ne zamana kadar canilerin egemenliği altında inleyecek ve sizler oturup seyredecek, başınızdaki kimi hain idareciler de onlara ateş koşturacak böyle?!"
Üçüncü önemli husus ise; İslam aleminin dikkatini Filistin ve Kudüs'e çekerek, Siyonist rejimin Filistin ve Kudüs'ün unutulmasına yönelik sinsi komplosunu bozmakla birlikte, Tevrat'ta arz-ı mev'ud  (vaat edilen topraklar) hedefinin gerçekleştirme projesine yönelik büyük bir darbe vurulmuş oldu. Rahmetli İmam'ın bu önemli tarihi çıkışının bereketi, bir çığ gibi büyüyerek günümüze kadar devam etmiş, Siyonist rejimin arz-ı mev'ud projesinin önünde adeta bir bariyer gibi dikilmiştir. Emperyalist devletlerin, Arap ve özelikle Körfez ülkelerinin desteğini arkasına almasına rağmen, "Direniş Cephesi"nin kenetlenmiş bariyerlerini aşmaktan aciz kalmıştır.
 
Müslüman halklar, küfrün tek bir millet olduğundan şüphe etmemelidirler. Her ne kadar İslam ülkelerinin yöneticilerinin ekseriyeti, Siyonist ve emperyalist devletleri güç ve kudret sahibi sanarak onlarla normalleşmenin ötesinde müttefik olmaları, düşmanı pervasız ve cesaretli kılsa da. Halbuki Allah'u Teala Kuranı Kerimde onları veliler edinmeyin emrine karşı, onlarla dost ve müttefikliği tercih ettiler.

"Allah'tan başka dostlar edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümceğin örneğine benzer. Şüphesiz evlerin en dayanaksız olanı, örümceğin evidir. Keşke bilebilselerdi." (Ankebut - 41)

Rabbimiz açık ve net bir şekilde onların zayıf ve güçsüz olduğunu bize bildirmesine rağmen, onlarla ittifak kurup, petrol ve dinarlarıyla onların değirmenine su taşıyan, medyalarıyla onların fitne ateşine odun taşıyan İslam ülkelerinin bu ihanet ve zilletleri, alınlarında kara bir leke olarak kalacaktır.
 
Siyonist düşmanlığı yerine, İran ve Direniş Cephesi düşmanlığı pompalayan Siyonist-emperyalistlerin maşası körfez medyası ve bu medyanın dezenfermasyonlarından zehirlenen ahmak ve cahil taife, Müslümanların Filistin'in, Kudüs'ün baş düşmanı Siyonistlere kalemlerini sivrilteceğine, silahlarını doğrultacağına, kalem ve silahlarını Müslümanlara karşı kullanarak, zayıf ve güçsüz olan düşmanın gücüne güç kattıklarından bihaberdirler. 
 
Düşman hiç şüphesiz zayıftır, ama gücünü yine bu ümmetten almaktadır. Ümmetin arasına ektiği nifak ve fitne kökleri derin ve güçlü olduğu oranda, emperyalist-Siyonist düşman o oranda güç kazanmaktadır. Düşmanın sinsi planları, gücü ve fitnelerinin bilinç ve şuurunda olanlar, milliyet, mezhep asabiyetlerinden feragat ederek, İslami umutlarımızı somutlaştırabilirler. Bu asabiyetleri terk etmediğimiz sürece, gelecek umutlarından ve zaferden dem vurmamız yersizdir. Bu şuur ve bilinç, ancak düşmanın sinsi planlarını, zayıf olan gücünü, fitnelerini yerle bir edebilir.
 
"Dünya Kudüs Günü"nü bu ümmette kazandıran Rahmetli İmam Humeyni'nin şu sözüyle noktalandıralım: 
"İnşallah bir gün bütün Müslümanlar yekdiğeriyle kardeş olacak ve bütün İslam ülkelerindeki hastalıklı kökler kazınıp temizlenecek ve İsrail -adlı- bu hastalıklı kök; Mescid'ul Aksa ve İslami ülkemizden sökülüp atılacak ve hep birlikte Kudüs'e gidip orada vahdet namazı kılacağız inşallah". 
 
Muhammed Bakır