Yazarlar Uyuyanları Uyandırmak!



ID:57566
Yayınlanma:
28 May 20

“İçinizden iyi ve yararlı olana davet eden, doğru ve iyi olanı emreden ve kötülüklerden sakındıran bir topluluk çıksın. İşte gerçek kurtuluşa kavuşanlar onlardır.”al-i imran/104

Uyumak bir çeşit geçici ölümdür, bunun için uyuyan biri için sevap ve günah söz konusu değildir, ancak geçici uyku ve geçici ölüm modundan geçici uyanıklığa geçenler için kayıt ve yazım, ölçüm kuralları-kodları işler.

Çünkü literatürde “insanlar uykudadır ancak ölünce uyanacaklar” bu tür ölüm hakkel yakin ve aynel yakin’in gerçekleridir. bu türden uyku moduna geçenler için söylenecek söz kalmamıştır.
Fiziki olarak uyanık olup idrak ve anlayışı ve hayatı yorumlayamayanlar da, bir çeşit zihni uyku hali yaşarlar. İşte, en zor uyandırma şekli budur. Tabiri caizse uyurgezerdiler.

İşte Hz. Ali(as) bahsettiği “insanlara faydası olmayanı ölülerden sayın gitsin.” ifadesi buna matuftur.

İmam Ali dinamik ve ölümsüz bir sosyolojiyi ne güzel de ifade etmiştir “mazluma yardım etmek ve sıkıntılı bir kimseyi rahatlatmak ve rahat bir nefes aldırmak büyük günahların kefaretlerindendir.” çağdaş toplumlar bu atmosferden uzaklaştığı için bencil ve bana ne lazımcılık, egoist ile yiyenler, harcayanlar, yaşayanlar ve ölülerden bir dünyanın empatiden yoksun sakinleri oldular.
Nefes aldırmak illa da maddi olması gerekmez, mevlana (ra) da dediği gibi psikolojik destek de olabilir,” derdi olanı dinle bu şekilde belki dumanlı olan gönlüne bir pencere açmış olursun”. 
Buna göre günümüz realitesine hâkim olan anlayış insanlar için parası kadar birer dinlenen ve dinleyen oluvermiş.

İstisnasız tüm peygamberler tarih boyunca zihnen uykuda olanları uyandırmak ve uyanık olan ceberut ve tağutları uyarmak ve zihnen uyuyan büyük halk kitleleri lehine ayık kalmanın mücadelesine devrimci birer sima, kahraman, önder, lider ve rol model olmuşlardır.

Son peygamber hz. muhammed(s.a) yapılan uyarı şudur "ey örtülere bürünen kalk ve insanları uyar"(müdessdir 1-2) ilahi hitabı sorumluluk duygusu taşıyan tüm zamanların ve insanlarındır.!
"insanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruh'en ameliyat etmek için uyandırmak gerekir.!!"(tolstoy)

Uyarının konusu, uyarılacak kitle ve uyarı rolünü üstlenenlerin arenasında uyutma tekniklerini sürekli hâkimiyeti doğal hakkı olarak gören firavunlar kullanagelmişler. Kimisi uyutmayı kâhinlerin himmetiyle, kimisi astrolojinin teknikleriyle, kimisi simya,himya ve limya, rimya kimisi de kimya’nın teknikleriyle, hatta bazen de, çarmıhların kuvvetiyle,bazen de tanrının himmetiyle uyutmayı denemişler.

Peygamberler ise Allah’ın himmetiyle tüm bu uyutma araçlarını pasifize edip uyanma ve uyarma misyonunu icra etmişlerdir.
"kör görmezse, uyuyan uyanmazsa; ben ne yapabilirim?" (hz. ali as)

“bütün uyuyanları uyandırmak için bir tek uyanık yeter..!”( malcolm x)

Günümüz dünyasında uyutma teknikleri değişse de tüm geçmiş firavunlarla, çağdaş firavunların amaçlarında pek bir değişiklik yoktur.

Eski çağlardaki firavunlar insanları ziraat tarlalarında, aşhanelerde, köle pazarlarında, saray ve piramit inşaatlarında, bazen de odun pazarlarında genel olarak bir lokma ekmeğin fırınlarında uyutmayı adet edinmişlerdi.

Çağdaş firavunlar ise ki; önce çağdaş firavunların tanınması icap eder ki, muhatap doğru tanınmazsa gerçek müsebbip ve suçlu bilinmez olur.

Çağdaş firavunlar zor’un figürleri olmakla beraber zeri ’in kahramanlarıdır.

Bazen borsanın spekülatörü, bazen ticaretin finansörü, bazen din bezirganı, bazen spor ’un totosu, bazen lotonun lordu, bazen petrolün patronu, bazen siyasetin kara siması, bazen medyanın ve algıların mürtedi, bazen sokağın serseri tefecisi, bazen uyuşturucunun hekimi, bazen ölüm makinasının giyotini, bazen özgürlüğü savunanların topuzu, vs.vs. kısaca arsız, hırsız, yüzsüz, hayâsız, tok olup açlığa susamışların adresidir. Kara kader budur azizim.

Çağdaş firavunlar insanları bankaların çelik kasalarına ve ellerine tutuşturdukları birer plastik kartlarına yalnız isimlerini değil ruhlarını da bu çiplere gömmüştür, spor denen fiziklerin hareket kabiliyeti üzerinden ruhlarını esir alarak toto-loto denen ayak ve hile oyunları ile kimisini de, piyangonun piyonu yaparak, ceplerini boşaltma gayretindedir.

Kimini güzellik borsasında cinsiyet melekleri diye pazarlıyor, kimini siyaset meydanında, kimini sebebini bilmediği ve anlam veremediği savaş alanlarında milli kahraman diye aldatıyor.
Kimini ikinci el oto pazarında, kimini de alışveriş merkezlerinde, kimini de hayvan borsalarında, şekli insan ruhu hayvan diye pazarlıyor.

Gümrüklerde yakalanan ve standartlara uymayanları pardon deyip bahşiş diye dostlara hediye ediyorlar. Sonuçta meleklere ve şeytanlara ederinin üzerinde pazarlıyorlar. Sonuçta hepsinin adresi menfaat borsasıdır.

Köyde bir horoz vardı, her sabah bağırıp dururdu, bir gün sesi kesildi, sahibine "horozun sesi neden gelmiyor ?" dedim.

Dedi ki; cemaat şikâyet etti 'bizi rahatsız ediyor, bizi uyandırıyor, bırakmıyor ki, uyuyalım.' ben de, kafasını kestim.

o gün anladım ki, halkı uyandıranların başını kesiyorlar.
(m.hüseyin şehriyar.)

İşte biz de o zamandan anladık ki, "uyandırmak" ve "idam edilmek" kavramları eş anlamlı olmuş. Ve mütekabiliyet ilişkisi oluşmuştur. İstisnasız değişmeyen tek şey tarihte bu uyarı ve ikaz misyonunu yerine getirmeye çalışan resuller nebiler ile velilere ve bunların varisi olmaya layık alim ve muvahhitlerin akıbeti firavunlar tarafından sürgün, ekonomik ambargo itlaf ve idam olmuştur.

… Sadece bu ak- pak ve uyanık insanların anatomisini yazmaya kalksak büyük bir ansiklopedik fihrist çıkacaktır. Bütün uyuyanları uyandırmak için bir tek uyanık yeterlidir önermesi yüce resullere ve varislerine matuftur.

Uyuyanları uyandırmanın da bir ilmi, yolu yordamı, usulü edebi, adabı yöntemi vardır, tüm bunları doğru zeminlerde ve doğru bir şekilde kullananlar muhakkak ki doğru sonuçlara ulaşmayı da becerenlerdir.

İster dindar olsun, ister seküler, gerçek bir aydın devrimci dönüşüme dönük düşünsel, toplumsal, politik mücadeleye giren insan aydındır.

Uyandırmak peygamber mesleğidir, bu mesleğin erbabının ilk becerisi özgür bir kafanın ve midesinin mahkûmu olmaktan kurtulacak insan olmasıdır, aksi halde ;
adalet, eşitlik, hürriyet, hak, ahlak, emek, hâkimiyet, haysiyet, vefa, barış, kardeşlik ve nihayet doğru- yanlış, hayır ve şer’i doğru okuyamayan ve doğru analiz edip çağın idraki ile yorumlayamayan birinin bu sandalyeyi işgal etmesi toplum için büyük bir musibet sebebi olacaktır.

Bu musibet belki bir deprem, sel ve genel bir yıkımdan daha fazla hatta etkisi yıllar sürecek bir mağduriyetin kurbanları üç beş değil belki milyonlarla ifadesi mümkündür. Kolektif ve toptan bir eşekleştirmenin yolu binlerce hatta yüz binlerce insanı kontrol etmek statüko tarafından mümkün değildir, ama, ilmi, takkesi, cübbesi ve kravatıyla beraber uygun bedellerle satın alarak, yüz binlerin havasını almak ve Musa’nın dili, Karun’un iştahına sahip kitap yüklü eşeklerle mümkün olmuştur.

İslam âleminin makûs kaderinden biri de, aydınlarımız Allah’ın lütfu tarihin yardımı ve eğri çarkların gafletiyle akademiyi liyakatsizce bitirtti. 
Sonuçta doktorun elinde hastalar can verdi, binalar mühendisin elinde çöktü, para ekonomistlerin elinde eridi, adalet hâkimlerin elinde kayboldu, eğitim eğitimsizlerin dilinde ketum oldu, bu paye sahibi olmakla beraber diğeri de üç beş kelime Arapça tedris ederek revahu an zeydun’un himmetiyle mevlut-mersiyelerde müziğin ve notaların en üst versiyonlarına hâkim olup, Pavorotti’nin 9.senfonisinden daha mükemmel, okuyup; yeni bir şeyler yazma zahmetinden kurtulup, yazılan kitapların haşiyesini okumakla meşgulken, taziyelerde hurafe ve israiliyat’ın himmetiyle toplum bilim sosyoloji ve siyasetin gündemini, ekonomi kısmında sadece fitre ve zekâtın himmetiyle konuşan, minber ve mihrapta eline tutuşturulan kâğıdı bile okumakta zorlanan, sınıflar arasındaki münakaşa ve uçurum bunları hiç ilgilendirmediği dinden ekmek yediği halde dini bilmeyen, din adamları ve insanlık, dinci medyatik sevdalıları sözde aydın ve akademisyenlerin elinde ise hiltonların tatlı uykularında öldü, onlar da, bilinçten yoksun duyarsız bir toplumun duyarsız adayları olmanın zevkini yaşıyorlar.

Tek bildikleri tağutların zulümlerini insanlık adına Allah’ın rahmetiyle fitleştirmek ve barıştırmak gibi bir ticaretin tacirleri oldular.

bu okuryazar cahillerin toplumdaki arsız, yüzsüz,, liyakatsiz, idrakten ve dürüstlükten yoksun haksızca biçilmiş rolleri islam coğrafyasında ateizmi inanç istatistiklerin ön sırasına yerleştirmiştir.
Bir gün ateistler rahat hareket alanlarına sahip olurlarsa, önce dinden ekmek yiyenlerin yüzde doksanını dinsizleştirecek materyale sahiptirler.

Din adına dinden yiyenlerin duyarlı oldukları tek konu sakalın, takkenin bağı ve bıyığın yağıdır.
Gelenekçi bir toplumda aydın olmanın ilk sorumluluğu kendi toplumunu uyarmaktır.
Statükoya bağlı geleneksel yapı, gerçeklerin aydınlatılması yerine ritüellerin tatbiki yeterli ve yerinde diyerek vaaz, söylemlerde bulunarak dini durağanlaştırıp, dinin ilerlemeci yapısına set çekmiş oluyor. 
Ortada bir buluş yok ama vaaz çok. Hareketsizliği himmetle buluşturdular. Devrimci ve özgür bir dini savunmanın adamı olmanın, her türlü imkan kabiliyet ve silaha sahip tağutların hile eziyet ve kurnazlığına karşı elindeki tek silahı sahip olduğu imanın ve toplumun hakikatleri ve doğrulardır.

Aydın kavram itibarıyla kitlelerin ekseriyetinin sorunlarını bilen ve bu sorunların çözümünde rol alan insandır. Ancak; diplomalı cahiller ile aydın kavramının açılımı çok farklıdır. Ebuzer çağımızın hiçbir üniversitesini okumamıştır, âmâ sosyal rol ’ünü çağdaş insana örnek olacak şekilde mükemmel oynamıştır. ve bu yüzden tarihe mal olmuştur.

Bilgi çağında yaşayan alim ve aydınlar içinde Allah’ın rahmetini ve hurmayı, bilim-bilişim ve irfanı keşfi bir arada yoğurabilen, hak ve batılı net çizgilerle ayırabilen, ağlatan değil, ağlayanların göz yaşını silmekten ziyade gözyaşlarını dindirebilecek, altı dolu ayakları yere basan çağın idrakine sunabilecekleri malzeme ve stokları yoksa sussunlar bari birileri onları insan sanacak kahramanlar olmasında fayda var.

Mum olup kendi yanan sadece çevresini aydınlatabilecek bir kahramanlık örneği varsa bu paye senin olabilir. Aksi halde sözle devam edecek kahramanlık er meydanına kadar yolu var, ötesi rezalet ve mahcubiyettir.

Sonuç: dosta sordum kaç lisan bilirsin? dedi ki derdi anlatacak kadar lisan bilen değil derdi yok edecek kadar bilen lazım.

Yine büyük öğretmen Hz. Ali(as)’mı dinleyelim
“iman; idrak sahibi gönüllere, konuşmasını bilen dillere, hakkı ayakta tutacak cesur yüreklere muhtaçtır.”!

Peygambere bu dinin akıbetini soran sahabeye hitaben "bu din’i Süreyya yıldızına assalar bile, oradan olacaktır" akabinde bunlar kimlerdir? Sorusuna peygamber(sav) "yanında oturan selman (ra)sırtına vurarak "onlar Selmani Farisi’nin kavmi olacaktır." hadisi tüm tarih ve hadis kaynakları arasından çıkıp, imanın idrakin ve ihlâsın inkılâpçı aydın kişiliğini ve peygamberin varisi olmayı hak edenlerin hayat pratikleri onların en iyi tercümanıdır ki, Ruhullah Humeyni (ra) "biz Hz. Muhammed ve Ali(as) pratiklerini realize edeceğiz deyip, size şah’tan kalan saraylardan birini tahsis edelim teklifine "sarayda oturacaksam biz şahı neden devirdik" diyen ve ömrünün sonuna kadar kiralık bir evde ikamet eden, milyonların gönlü o'nun en güzel evi olmuştur.

21.yy.muhammedi islam’ın damgasını vurma şerefine nail olan devrimci insanlar tabiki ümmetin ortak sermayesidir.2500 yıllık sasani ve pers imparatorluğunu alaşağı eden, bu çapta bir devrimin lideri evi bile olmadan vefat ediyorsa bu insan övülmeyi hak etmiştir.

Nitekim Hz. Ali(as) "insanların namazlarına ve secdelerinin uzunluğuna bakmayın, dinar ve dirhemle ilişkisine bakın" ifadesi herkes için bir ibret vesikası olup tüm ibadethanelerin ve ticarethanelerin girişine yazılması gerekir.

ömrünün tümünü ilme vakfedip, Fransızlar tarafından Lübnan’da evi yakıldığında henüz yayınlanmaya hazır 19 kitabı yanan ve ümmete mal olmayı hakkeden ve ilk defa Kâbe’de tüm mezhep ve meşrep hacılarına imam olup namaz kıldıran ve darub takrip beynel mezhebeyn müessesinin baş aktörü, allame-i brüsk unvanlı ile tanımlanan seyyit şerefüddin abdulhüseyn gibi...!

doğu ve batının kültür atmosferinden bir kuş gibi uçan devrimci aydın sayın üstat Mutahhari, Dr.Beheşti,Allame Fadlullah,Ayetullah Bakır es Sadr ve Dr.Ali Şeriati (ra(ve diğerleri, gibi cesur insanlar bu ümmetin kahramanı olmayı hak edenlerdir.

Dünyanın her tarafında söylenen ninnilere bakmak ve duymak yerine, uyanmak ve uyandırmak için feryat etmek lazım azizim.!

Allah’a karşı ve tarihin önünde sorumluluk duygusunda ve idrakinde olan muvahhitlere selam olsun.