Yazarlar Cehaletin Babası / Aslında Pendik Ehlibeyt Camisinde Ne Oluyor?



ID:58230
Yayınlanma:
12 Haz 20

İslam tarihindek Hz.Peygamber (s.a.a)’nin bir numaralı düşmanı olan ve Müslüman’ların onu Ebu Cehil adı ile tanıdıkları Amr İbri Hişam yada Ebu Hakem isimli şahıstır

Ebu Cehil’in temsil ettiği değerler kavmiyetçilik, ırkçılık, kibir enaniyet ve seküler değerlere makama ve mülke itibar göstermek ve her şeyden üstün görmektir. Ebu Cehil dindar bir insandır dönemin inancına sıkı sıkıya bağlı atalarının isimlerini taşıyan putlara saygılıdır. Ebu Cehil Peygamber (as)’a kendi kavminden gelmemiş olması, Mekke müşrikleri arasında var olan itibar ve değerini tehdit etmesi ve kurduğu korku ve hakimiyet imparatorluğunun yıkacağı korkusundan dolayı düşmandır.

Ebu Cehil için Beytullahitabar ve hakimiyetini ayakta tutan bir araçtır ve insanları bununla ikna eder kontrolünde tutar bu yüzden hakimiyet merkezi olan Dar-ulNedve’yi hemen Kabe’nin karşısına inşa etmiştir.

Ebu Cehil’in cahiliyeti eğitimsiz olmasından yada bilgiye yönelik donamımı olmasından değildir. Tam tersi İslam öncesi Araplar arasında bilgi ve tecrübesinden dolayı oluşturduğu güven ve itibar nedeniyle kendisine Ebu Hakem künyesi ile hitap edilirdi.

Ebu Cehil’in cehaleti nefsi hasletlerinden, kavmiyetçiliğinden ve itibar ve makam düşkünlüğünü tevhidi değerlerin üstünde görmesinden kaynaklanmaktadır. Tevhidin her değerden üstün olduğunu bilmez bunun cahilidir bu yüzden Hz.Peygamber ona Ebu Cehil (cehaletin babası) adını takmıştır.

Bugün Pendik Yayalar Ehlibeyt camisinde tüm sorunların kaynağı cehaletini tüm inancından üstün tutan bir kişiden kaynaklanmaktadır. Bu kişi kendi kavmi içinde akraba ilişkileri, itibar ve saygınlığını Peygamber (as)’ın cehalet olarak tanımladığı, enaniyet, kibir, makam sevdası ve kavmiyetçiliği ile kerhen kurduğu korku imparatorluğunu pekiştirmek için cami yapım işlerini üstlenmiş ve bununla itibarını yüceltmek istemiştir.  Bu kişinin kavmiyetçiliği mensup olduğu mektebin değerlerinden üstündür. Öyle ki çocuklarına tarihte kendi mektebinden milyonlarca insanı katleden bir şahsın ismini koyacak kadar mektep ile çelişen kavmi tercihleri vardır. Camiye gelen Kürt Müslümanları aşağılar onların Kürtçe mersiye okumalarına tahammül edemeyerek kavga çıkarır. Doğuştan Şii olmak ile öğünür ve başka ekol ve mezheplerden teşeyyü ederek bu mektebe gelen kişilere “Sizde hayır olsaydı geldiğiniz mezhebi bırakmazdınız” diyecek kadaronlardan nefret eder. Ona göre Azeri olmadan ve atalarından öğrenmeden Şii olunmaz. Kafatasçılığı kadar azgınlaşmıştır ki cemaatten özürlü olan bir kardeşe “topal” diye hitap eder.  Onun kibir ve enaniyeti öyle büyüktür dernek başkanlığı makamına yüklediği anlam bir mabet yapımından çok daha fazla olarak itibari bir değere yöneliktir. O makama sevdalıdır. Bunun için kendine promosyon yaptırır kartvizit bastırır. Bu yüzden tüm olayların kendi etrafında ve kontrolünde dönmesini ister. Bir mümin kendi çabası ile camiye bir katkı sağlar ise hoşlanmaz. Suud kralının Kâbe’yi gülsuyu ile yıkaması kadar riyakârcadır onun mescide olan ilgisi.

Pendik Yayalar Ehlibeyt Camisinde verilen mücadele bir hukuksuzluk, adaletsizlik ve haksızlığa karşı olduğu kadar belkide daha fazla cehalete karşı verilen bir savaştır. Bugün burada tevhidi, velayeti bilinç ile cehaletinin çatışması vardır.

Bu caminin yapılmasında emeği geçen samimi bir avuç insan orada bir mücadele veriyorlar ki bu mücadele dört duvardan ibaret bir ibadethanenin değil aslında camianın kadim sorunu olan bu toplum içinde varolabilme mücadelesidir ve tüm Ehlibeyt taraftarlarını yakından ilgilendirmektedir.

Bu mücadeleyi veren bu topluluk kendi varoluş mücadelerini eski inançlarına, ailesine, akrabasına, dostlarına kendi toplumuna daha önce bireysel olarak vermiş ve araştırarak özümseyerek bilinçle bu mektebe gelmiş Sünni kökenli, Alevi kökenli ve hatta hatta Şii kökenli müstepsirlerdir.

Evet şaşıracaksınız belki sadece Sünnilikten teşeyü etmiş insanlar için kullanılan bu kelimeyi zannediyorsunuz ki yanlışlık ile kullandım. Hayır bilerek özellikle kullanıyorum ki bu mektebe doğmuş olanlar içinde cehaletinden sıyrılarak Hüseyni bir bilinç elde eden gerçek Şiiler asıl müstepsirler onlardır ve bu camianın en değerli insanlarıdırlar nazarımda. Bizim bu mücadelemizde bize önderlik eden asıl kahramanlar onlardır. Elbette Türkiye’de müstepsirler İran devrimi ile oluşan Ehlibeyt bilincini ve antiemperyalist devrimci duruşun aynası olup ışığını tüm Müslümanlara ve hatta gelenekselliğin sınırlarında sıkışmış kadim Caferi cemaatine de yansıtarak onlarında değişimlerine sebep olmuşlardır. Belki bizim teşeyümüz çok daha zor görülüyor. Gerçekten camia içinde bize bu konuda çok itibar var ve çok takdir ediliyoruz. Ama ben zaten Şii olmalarına rağmen Ali Şiasına teşeyyü edebilen o kardeşlerimizi takdire daha layık görüyorum. Zira Velayet bilinci ve Velayet-i Fakihe olan bağlılık Şiaların içinde o kadar azdır ki bizim İslam devriminden etkilenip Şii olmamız ve Rehber-i muazzam velayet-i fakihe tabi olmamız onlarınkinden daha kolaydır. Bu yüzden bu mücadele bir bilinç mücadelesidir ve bu mücadelede bize en büyük destek asıl Azeri Karslı olup geleneksel inançlarını, atalarının dinini, kavmi hasletlerini, mahalle baskısını, lider sultasını, geleneksel ahund ve müctehid hakimiyetini aşarak devrimci, antiemperyalist, Hüseyni bilince erişen kardeşlerimizdir. 

 

Pendik Yayalar Ehlibeyt camisinde tüm mücadele eden kardeşler bütün gayr-i İslami hasletlerini terk etmiş Kürt, Türk, Azeri, Alevi kardeşlerimizdir ve bu mücadelelerinde zerrecik riyakarlık göstermediler ve haksızlığa sebep olmadılar olmayacaklarda. Ali Şiası’nın tarih boyunca bulundukları mazlumiyet, uğradıkları eziyet ve takındıkları tevazu ve sabır bu kardeşlerimizin her birinde mevcuttur.  Dışardan birtakım kardeşlerimiz bu konuda bize destek oluyorlar sağolsunlar onların manevi olarak verdikleri bu destek çok önemli bizim için. Ancak bazı kardeşlerimizde biraz heyecan ile olsa gerek neden bunlara şöyle yapmıyorsunuz böyle güç göstermiyorsunuz karşı durup mukavemet göstermiyorsunuz diye bizi eleştiriyor biz oraya gelirsek şunu yaparız bunu yaparız diye haddi aşan sözler dahi ediyorlar.

Size hemen şunu sormak isterim. Hz. Peygamber (as) Kâbe’de namaz kılarken üzerine deve işkembesi atan Ebu Cehil bu zulmü yaparken acaba Peygamber(s.a.a)’nin Ali’si yok muydu? Hamza’sı yok muydu? Fatıma’sı yok muydu?

Hz.Peygamber Kabe’de namaz kılarken defalarca darp edildi dövüldü başından aşağı deve işkembesi geçirildi. Ama o sabretti davasından vazgeçmedi.  Verdiğimiz bu mücadele uzun soluklu olabilir. Tez canlı olup kısa zamanda sonuç bekleyenler hata yapar. Bu vakalar bizim başımıza boşuna geliyor değil. Sabır ve fedakârlık ile mücadelemizi ilmek, ilmek örerek kalıcı zaferlere erişmeliyiz. Sebat devamlılık mücadelenin temel dinamiğidir. Bu yüzden bu davaya destek vermek isteyenler öncelikle bu davanın kendi iç devrimlerinde vereceği desteği ve katkıyı da göz önüne alıp öyle gelmelidir.  Bu tüm değişim ve zaferlerin özünde var olan direniş düsturunu kendi benliklerimizde ve irademizde yerleştirmek ve onun bizi yücelteceği kemalâ tatalib olmak ile alakalıdır. Bu mücadele bu camia içinde yeni değildir. Buna benzer birçok mücadele şekli bu camianın sınanmasında ve tekamülünde katkı sağlamıştır. Bireysel olarak kimi bundan yararlanabilmiş kimisi ise fırsatı kaçırmıştır. Bu Müslümanların özellikle intizar ehlinin mektebi serüveni boyunca defalarca karşısına çeşitli vesilelerle çıkacak bir eğitim ve olgunlaşma sürecidir.

Pendik Ehlibeyt camisi ile ilgili daha detaylı bilgileri sonraki yazılarımızda zaman zaman buradan aktararak okuyucularımızı bilgilendireceğiz. Selam ve dua ile.