Yazarlar SOSYAL ADALET VE SOSYAL DAYANIŞMA! -BÖLÜM 1



ID:58434
Yayınlanma:
16 Haz 20

 (Konunun başlığı belki ciltler dolusu bir analiz gerektirir, Üç bölüm halinde uzun bir özet oldu, Faydalı olması dileklerimizle)

Genel anlamda Bu iki kavram örtüşse de Sosyal Adalet Devlet işleyişi, Sosyal yardımlaşma ise bireyle birey, Devletle birey’in çabasına bağlıdır. Devletlerle bireyler arasında iletişim koptuğu an Bu iki kavram felç olur ve herkes gemisini kurtarmaya çalışır.

Sosyal Adalet'in kapsamı çok geniş olmakla beraber Devlet felsefesi ile halkın İnsan fıtratına uygun;  Ademi merkeziyetçi bir Tevhidi anlayış ile Din ve kültür bütünlüğü içinde bu fenomenlerle beraber, uyumlu bir şekilde uygulanmazsa çelişkiler baş gösterir ve topluma hükmeden devlet felsefesi seküler olan ve halkın inanç değerleri ile örtüşmeyen bir yönetim doğal olarak sekülerizmin lehine ve halkın büyük çoğunluğunun aleyhine bir seküler aristokrasi; sınıfsal çelişkilerle adaletin terazisini kendi lehine işletir. Ve sosyal devlet beli bir sınıfın hukuku olur.

Dünyada bazı devletler seküler bir siyasi yapı ile tebaaya adalet temelinde kısmen hüküm etse de fertler arasındaki sosyal dayanışma minimum düzeydedir. Açlıktan ölen komşusunun biricik suçlusu olarak devleti suçlar ve işin içinden çıkar.

Kapitalizmin üst versiyonu olarak tanımlanan sözde 3.sınıf demokratik ülkeler Başta gelir dağılımını felç ederler.

Bu durumda devletin tüm imkânlarına sahip az üreten çok tüketen sosyetizm sınıfı türer; Siyasetten sanatta Ekonomi ve Edebiyata bütün ünitelerin yegane elit vatandaşı olurlar. Konformizm bu sınıfın vazgeçilmez ilkesidir.

Toplumsal platformda sınıflar arası farklılıklar katlanarak en üst düzeye ulaştığında iktidar küçük bir azınlığın tekeline girer, Rejimin sağladığı nimetlerden sadece onlar istifade eder, Büyük halk kitlesinin payına da işleyişten sadece hüsran ve hasret kalır.

Tali derecedeki sadece kimlik vatandaşı olanlar ise Açlar, işsizler, yoksullar, yalın ayaklılar, mahrumlar, muhtaçlar, köleler, borçlular, çaresizler, öksüzler, dışlanmışlar, yalnız kalmışlar, yolu kesilmişler, aciz düşürülmüşler, işçiler, emekçiler, mağdurlar kısaca; sadece Gelir dağılımının yıllık matematiksel istatistiklerinde kellesi hesaba katılan ve hakikatte Resmi tescillerde adı geçmeyen Modern köle olan Mustazaflardır.

Sonuçta sosyal devlet diye bilinen yapı geniş halk kitlelerini ilgilendiren sınırlı hizmetlerini vatandaşa birer lütuf ve mihnet unsuru olarak bu müstezaflara sunar.

İslam ne kapitalizmin elitlerinin sınırsız özel mülkiyetinin refahını ve de Marksizm’in Özel mülkiyet kapısına kilit vurur...İki si de uç noktaların ifradını temsil ederler bu yüzden İslam sırat-ül müstakimi öngörür. İslam İnsanı ve hayatı sadece ekonomik ihtiyaçlarla izah etmez, Psiko sosyal boyutunu da hesaba katan fıtrata hitap eder.

İslam ne Kapitalizmin arsız yüzsüz emeğinin sefaletini öngören Sermayenin Diktatörlüğü modelini ne de; Marksizm’in proleter diktatoryasını öngörür. İslam İnsanı Çok boyutları ile Akıl Yürütmeden irade eden ve alet kullanmadan yapan Allah’ın sonsuz ilmiyle yaşamayı Bir bütünlük ile uyumlu Yaşamayı öngörür. Ne fakirin sefaletini ne de zenginin sefahat ve şımarıklığını öngörür.

Kapitalistlerin ebedi yaşama arzuları Dünyayı iki kutuplu bir gezegene çevirmiştir, Zalim ve Mazlum. İnsan ve hayvandan aşağılık varlıklar olarak hayat devam ediyor.

Siyaset felsefesini Şeyh Said-i Şirazi(ra) den dinleyelim.

"Fakirleri Koru, Onlara zulüm etme, Padişah halkıyla hükümdar olur, Hükümdar ağaca, Halk köke benzer, Ağaçlara kökünden kuvvet gelir, Elinden geldikçe halkı incitmemeye çalış, Yoksa kendi kökünü kazımış olursun...!"

Büyük halk kitlelerinin standardını yaşamayan yöneticiler bu halkı yönetmeye müstahak olamazlar.

Hz. Ali(as) döneminde, zengin olan bir vatandaş Hz. Ali gibi yaşamaya çalıştı ama o devrimci insan o zengini çağırıp uyarmıştır. “Sen niye benim gibi yaşamaya çalışıyorsun, Bu memleketin Aç, Yoksul, Fakir, Yetim, Biçare ve gariplerinin sorumluluğunu taşıyan benim:, Ben bu standardı yaşamazsam garipler kapıma cesaret edip gelemezler, Ben buna mecburum ama senin böyle bir mecburiyetin yok, çabuk git standardına göre bir hayat yaşa ki birkaç garip ihtiyaç sahibi senin kapını çalabilsin." Diye uyarmıştır.

Bu öğretiler çağdaş modern dünyanın siyaset akademilerinde okutulursa belki garipler ümitvar olabilirler.

21.Yüzyılda bazı batılı devletlerin siyasi figürleri bu mesleğin kısmen müstahakkı olsa da, tüm İslam ülkeleri arasında 1979 da Ali felsefesi ile yoğrulmuş Ruhullah Humeyni(ra) gibi bir Bilge insan Siyasette devrimci vuruşunu iki cümle ile izah ederek "Biz Hz. Muhammed(sav) ve Ali(as)’mın İslam’ını icra edeceğiz" diyen ve pratiklerini de bu minvalde icra eden bir istisna; Şah'ın saraylarından birini size tahsis edelim teklifine "Ben sarayda oturacaksam biz bu devrimi neden yaptık " diyen ve kiracı olarak vefat edenin, dışında tüm İslam âlemine hâkim olan realite aristokratik ve monarşik bir siyaset ile devlet yönetiminden bizar olamamışlardır. Ve yakalarını tuvaletle mutfaktan sıyıramamışlardır. İslam aleminin tümünde fakirlik sefalet hüküm sürmekle beraber bir istisna hariç tümünün liderleri sarayların sakinleri fakirin rüyasında göremeyeceği sofraların müsrifleridir.

Halkı ile barışık yaşamak isteyen siyaset aktörleri tabiri caiz ise iliklerine kadar halkın standartlarını yaşamazlarsa bazen gizli bazen de aleni düşman olarak saltanatlarını zer ve zorla devam ettiren figürler olarak tarihe not edilirler.

Bu açıdan İslam literatüründe idarecilik ateşten gömlek kabul edilmiştir. Menfaate meydan okumayı beceremeyenler bu makamın mahkûmları olmuş ve olabildiğince kaçmışlardır. Menfaat virajı her insan için hayatın ilk ve en tehlikeli virajıdır, bu virajı geçmeyi beceremeyenler toplum için büyük kaza ve musibetlerin müsebbibi olurlar ve patronlarla o virajın ahlarla dolu Zalim sakinleri olurlar.

Kendini ıslah etmeden toplum siyasetine talip olanlar Adaletin değil, Adavetin icracısı olarak, İfrat ve ikrah ile toplumu uzun süre yönetemezler ve giderken geride sadece lanet ile anılırlar.

Bir ölümün onurlu olması, Sahibi için en büyük ödül demektir. Onurlu ölenler kesinlikle onurlu bir İnanç ve itikadın insanlarıdır.!

Siyasetin mutlak ustası Hz. Ali(as)

"Açlık uğruna onurundan geçersen, Açlığın geçer ama onursuzluğun baki kalır.!"

İslami dünya görüşünde genel anlamda Mülkün gerçek sahibi Allah’tır ve mülkü tüm kullarına ihsan etmiş ve mülk üzerinde Meşru özel bir emek ve çaba harcanmışsa beşer çabası devam ettikçe mülkün geçici sahibi olarak kabul edilir. İşte bu meyanda İslam hukukçularının ortak görüşü Su, Toprak ve yer altı zenginliklerinde özel tasarruf ve hak iddiası olmaz görüşünde ittifak etmişlerdir. Sadece bu üç imkân halka sosyal ve adil bir şekilde dağıtılırsa fakirlik o coğrafyada felç olur.

Bilmez misiniz? Mallarınızda Muhtaç ve yoksular için bir hak vardır.(Zariyat/19)

Bu ayette belirtilen hak zekât değil, Zekât Konusu ayrı bir haktır, İnsan olarak varlıklı olanların fakir ve gariplerin ıstıraplarına bigâne kalmamaları ile ilgilidir. İnanan varlıklı insanların duyarlılığına atıftır.

İnsanoğlunda sosyal dayanışmayı zihinlerde bilinçte idrakte oluşturup ahlak halini almamışsa her sokağa bir yardımlaşma Vakfı’nı kursanız da sadece kayıtlı ve resmi dilenciler diye bir sınıf üretmiş olursunuz.

Endüstri toplumlarında maddeci bir toplum oluşur ve bu maddeci topumda da sosyal gruplar dağılır ve yok olur.

Fakir zaten fakir; Zenginlerin psikolojisi ve huzurunu da bozarsınız.

Batıda Yapılan bir araştırmada huzur evinde yaşayan ve fakirlere karşılıksız yardım edenlerde yüksek tansiyon problemi %30 oranında kaybolmuştur. Ve hastalar diğerlerine göre kendilerini mutlu hissetmişlerdir.

Peygamber (sav) "Komşusu açken yatan bizden değildir"

İmam Hüseyin'i(as)dinleyelim.!

"İnsanların sana muhtaç olması Allah'ın sana bir ihsanıdır. O halde Allah'ın nimetlerinden usanmayın (muhtaç insanlara yardımcı olun."

Hz. Ali (as)Dinleyelim.

“Sizden biri, Müslüman kardeşinin ihtiyacı olduğunu teşhis ettiğinde onu ihtiyacı hususunda zorluğa düşürmesin.” (hemen ihtiyacını karşılasın ve onu ihtiyacını dile getirmek zorunda bırakmasın.)

İslam toplumunda Zengin’i terbiye edecek resmi yasaların dışında Ahlaken de ihmal etmeyen bu fıtrat felsefesi zengine İmam’ın yukarıdaki ölümsüz sözleri özümsetilir. Ve varlıklı olan muhtaç birini gördü mü; Bunu kendine ihmal malzemesi değil belki nimet malzemesi olarak idrak eder ve muhtacın onuru ile oynamadan ihtiyacını gerekirse gıyabında ve meçhul bir el olarak uzanır. Ve çözer.

Hz. Ali(as)a bir gün komşusu gelir ve Borç para ister İmam(as) Komşusunun ihtiyacını karşılar ve arka odaya geçer çocuk gibi ağlar Hz. Fatıma(as) İmam’a “Adamın ihtiyacını karşıladın sevinmen gerekirken neden ağlıyorsun? Hz. Ali Şu Mükemmel cevabı veriyor “Ben nasıl komşumun ihtiyacını daha önceden fark etmedim Komşum Onurunu ayaklar altına alarak gelip kapımı çaldı, Oysa onun Onuru ile oynamamam gerekiyordu” İşte Kâmil İnsan budur. Beşeriyet tarihi boyunca tüm Ahlak bilimcilerin aradıkları İnsan-ı Kamil Örneği budur işte.

İslam’ın Sosyal dayanışmasının tarihinde milyonlarca mükemmel öğretilerini ve örneklerini okumamızın zenginliği bu felsefenin Rahman olan Allah'ın insanlara bağışladığı en mükemmel nimet olarak insanlık var olduğu sürece zaman aşımına uğramadan ilelebet tazeliğini koruyacaktır.

İşte İslam'ın ölümsüzlüğü bu değerlerdedir.

Bu sebeplerdir İslam’ı tüm din ve inanışlardan farklı ve mükemmel kılan ve idealitesini tartışmasız üstünlük ve mükemmelliği de Âlemlerin rabbi yüce Allah'ın ezeli ve mutlak ilminden kaynaklandığının da ispatıdır.

Bizdeki sıkıntı zenginlere yapılan vaaz ve telkinler fakirlere; Fakire yapılan telkin ve tavsiyeler de zengine yapılır. Bu çelişki ile de doğru sonuçlar alınmaz tabii ki! Bu türden bir telkinat hastalıklıdır. Bu kimseler problemlidir, problem olanlarla problemi çözemeyiz azizim.

Yani muhatap yanlış oldu mu haklıyı haksız, haksızı da haklı yaparsınız.!

Fakirlerin zayıf kalan fikirleri bu telkinlerin ustalarını zaman, zemin ve muhatap gözetmeden vaaz edenlere edeplerini bildirmeyişleridir.

Zenginlerin de bu vaazlarda muhatabı yanlış Muhatap ve beyanı seçen ustayı azarlaması ve haddini bildirmesi gerekirken okşamalarıdır.

Resmi yasaların yanında bu yasalara uyumlu İslam’ın ölümsüz ahlak yasalarını uygulamayı beceremeyen toplumlar, Ahalisine sadece çelişki üretirler ve devletler var olduğu sürece bu çelişkilerle boğuşurlar.

Batı toplumlarının en büyük eksiği insanı bireysel hayata mahkûm etmesidir. ve insanı yalnızlaştırması beraberinde canileri çoğunlukta olan şizofren bir toplum üretilmiştir. Sosyal yaşamak da bir ihtiyaç ise bu ihtiyaç için imkânlar yetmez güzel ahlakla takviyesi gerekir.

Bir Rivayette  Hz. Muhammed (sav) Hz. Ali(as) ma hitaben “Ey Ali yüzünü bana dön, Kalbini ve kulağını bana ver, ve dinle KÖRELT,ÖRT,KES,TOPLA,GAYRETLİ OL, demiştir, Hz. Ali Ey Allah’ın Resulü, Bu söylediklerinin manası nedir,? Diye sorunca Peygamber (sav) şöyle buyurdu;

“Kızgınlığını Körelt,

Kardeşinin ayıbını Ört,

Zalimin Zulmünü Kes,

Karanlık Kabir için sana lazım olanı topla,

İslam’ı yaymada gayretli ol.”

Beşeri ilişkilerde ve İnsan Psikolojisinde ortaçağ karanlığında Aydınlığa bir çığır açan ve İnsana yakışır Mükemmel bir haysiyet ve Sosyal dayanışma damgasını vuran Hz. Ali’(as) mı dinleyelim.

—Kardeşin senden alakasını kestiğinde ziyareti,

—Senden yüz çevirdiğinde Lütuf ve yakınlığı,

—Cimrileştiğinde cömertçe harcamayı,

—Uzaklaştığında yakınlaşmayı,

—Sert tavır takındığında yumuşak davranmayı,

-Suç işlediğinde özrü kabul etmeyi SEN ÜSTLEN..!

Erdemlerle yaşamayı beceremeyen toplumlar ego ve komplekslerinin kurbanı olarak bireysel hayata mahkûm olmuş bencillerin vurdumduymazların, hâkimiyeti ile toplum bütünlük Hayat unsurunu kaybeder ve bu toplum köleliğe hazır hale gelir, İşte bu yüzden köle sahipleri İslam kültüründe yeri olmayan şu kavramları üreterek efendiliklerini tescil ettirdiler.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”

“Gemisini kurtaran kaptandır”

“Sen sana kurban, ben bana hayran”

“ Her koyun kendi bacağından asılır”

Vs. gibi kavram ve söylemler çok kısıtlı alanlarda makbuliyeti kalıp olarak kabul edilse de sosyal toplumu zehirleyen söylemlerdir.

Oysa İslam kültüründe esas olan “Müslümanlar bir gövdenin azaları gibidir, Bir tarafın rahatsızlığı tüm vücuda sirayet eder”,

“Müslümanlar bir binanın tuğlaları gibidir”

“Müslüman Müslümanın aynasıdır, Yüzünde bir şey gördü mü temizler”

“Komşusu aç iken yatan bizden değildir”

“ Kendin için istediğini kardeşin için istemediğin müddetçe hakkıyla iman etmemişsiniz.”

Nihayet Yüce Allah “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın” Beyanı beşere İlahi vahiy ile bildirilen erdemleri hep beraber kabul edip hayata geçirilmesi hayata renk, koku ve can katar.

Sosyal ve duyarlı olmanın binlerce erdemlerini ifade eden öğretiler toplum dinamiğinin motorudur. İslam kültüründe duyarsızlığa yer yoktur.

Yine Hz. Ali(as) dinleyelim “Bir köyde bir insan açlıktan ölürse haberi olan tüm köy bu ölümden sorumludur.” İfadesi duyarsızlığa kapıyı kapatmıştır.

Sinema tarihinin en ünlü komedyeni Charlie Chaplin bir röportajında anısını anlatmıştı:

Küçük bir çocukken babamla bir sirk şovunu izlemeye gittik. Bilet sırasında uzun bir kuyruk vardı ve önümüzde anne, baba ve 6 çocuktan oluşan bir aile vardı.

Fakirlik her hâllerinden belliydi, elbiseleri eski, ama temizdi. Çocuklar sirkten bahsederken çok mutlu görünüyorlardı.

Onların sırası gelince, babaları gişeye geçti ve bilet fiyatını sordu. Gişe çalışanı ona bilet fiyatını söyleyince adam kekelemeye başladı ve dönüp karısının kulağına bir şeyler fısıldadı. Mahcubiyet yüzünden kolayca okunuyordu.

Birden babam cebinden 20 dolar çıkardı ve yere attı. Sonra da eğilip yerden aldı ve adamın omzuna dokunarak şöyle dedi; “Paranız düştü beyefendi.”

Adam babama baktı ve gözleri dolarak “Teşekkür ederim efendim.” dedi.

Onlar içeri girdikten sonra babam beni elimden çekti ve kuyruktan çıktı. Çünkü babamın adama verdiği 20 dolardan başka parası yoktu.

O günden beri babamla gurur duyuyorum; çünkü o 2 dakika benim hayatımda izlediğim en güzel şovdu. O gün izleyemediğim sirk şovundan eminim daha güzeldi." Bu olay Ademi bir vicdan ve fıtratın dışa vurumudur,

Hz. Muhammed(sav) “Kardeşinizin Nefsini kendi nefsinize tercih etmediğiniz Müddetçe hakkıyla iman etmiş sayılmazsınız.” İfadesi artık bize çarpıcı gelmiyor.

İşte tüm dünyada; Sosyologları, Tarihçileri, Psikiriyatristleri, Siyasetçileri en çok düşündüren yoran ve tedirgin eden; Uykularını kaçıran da insanlığın bu çelişkileridir. Anlayacağınız onlar için mevzu derin.

İslam için mevzu derin değil, Belki de doğru muhataplara; Doğru insanların doğru izahı ve uygun zeminde bir bütün olarak İslam dininin pratize edilmesi gerekir.

Ali Izzetbegoviç(ra) dinleyelim;

“Hakikatte İslam en iyisi, Ama biz en iyisi değiliz.”

Aksi halde bireysel ritüellere indirgenmiş bir din anlayışı Sosyal Adalet ve sosyal dayanışma için eksik kalacaktır.

“Allah’tan fakirlik istemeyin, Çünkü fakirlik bir kapıdan girdi mi, Din öbür kapıdan çıkar.”(Hz. Muhammed sav) Kesinlikle İslam sefaleti öngörmez, ama Kendini Müslüman diye tanımlatanların İslam’ın Öz’ünden habersiz olmaları veya Mal’a olan kölelikleri Fakirliğin kapısını aralamıştır

Fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece değildir, Fakirlik Düşünmeden, Fikirsiz ve tefekkür’ süz geçirilen bir gecedir..!

Fakirlik sefahate satılmamış bir kitabın üzerindeki  tozdur, Fakirlik arabanın camından dışarı atılmış muz kabuğudur.! (Dr. Ali Şeriatı ra)

Hesap günü Ne Fakirlik, Ne de Zenginlik tartılacaktır. Fakat sabır ile şükür tartılacaktır."(Yahya bin Muaz r.a)

Kendisine, fakirlik nedir diye sormuşlar, 'Fakirlikten korkmaktır' demiş. Bu kez zenginlik nedir diye sorulunca, şu harikulâde cevabı vermiş: "Allah'a güvenmektir."

Cehaletten daha çetin fakirlik yoktur, Eğer fakirlik bir şahsiyet olsaydı neye mal olursa olsun O’nu katlederdim.(Hz. Ali as) ç

“Eğer adalet yerine getirilirse, fakirlik olmaz”( İmam Musa Kazım as)

, Hayvan hakları savunucuları tüm gücünüzle İnsan hakları savunucularına harcayın ki, her şey insanla güzeldir, İnsanın ve insanlığın olmayacağı bir dünya size de, Hayvanlara da  yaramayacaktır.!!vesselam