Alıntı Yazılar Bu nedir Hulusi Akar bey! Bu nedir Cumhurbaşkanım



ID:58643
Yayınlanma:
21 Haz 20

Hepimizin şok geçirdiği bomba haberi okudunuz: ‘Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı emir subayı astsubay kıdemli başçavuş M. K. FETÖ üyesi çıktı’.

Ne zaman çıktı? Dün!

15 Temmuz’dan beş yıl sonra!

FETÖ’cü ajanlar hala Silahlı Kuvvetler’in en hayati ‘istihbarat biriminde’ cirit atıyor.

Yani FETÖ’cü ajanlar hala hepimizle ‘şamar oğlanı’ gibi eğleniyorlar.

Ülkemizin ve bizlerin güvenliğiyle hala alay edip dalgalarını geçiyorlar ve hala gizli bilgilerin merkezinde Ankara’nın meşhur oyun havası ‘erik dalı’ oynuyor, gerdan kıra kıra gizli bilgileri hala kimlere servis ediyorlar?

İstihbarat ne demek, en gizli bilgilerinizi, kimi izlediğinizi, hangi yazılımları geliştirdiğinizi, kodlarınızı şifrelerinizi, girip çıkanları, dosyası hazırlananları, kimin kimle irtibatı olanları, güvenlik planlarını, kimin nereye yerleştirildiğini, vb. birçok, devletin en hassas bilgilerinin olduğu yer.

Bir ülkenin güvenliği için bu kadar ‘korkunç’ bir istihbarat zaafı olabilir mi?

Bu kadar akıl almaz ihmal gaflet aynı derede aynı facia ikinci kez olabilir mi?

Emir subayının daha önce FETÖ’den soruşturulduğu ve aklandıktan sonra bu göreve getirildiği de yazılıp çiziliyor. FETÖ’cülerin akıllananı, adam olanı bugüne değin ortaya çıkmış mı, tek örnek var mı ki daha yüksek bir göreve getiriliyor! Bir FETÖ’cünün temizlenip aklanmasına inanacak kadar kuş beyinliler kimlerdir?

Sayın Cumhurbaşkanı ses verin, kim getirdi?

Sayın Hulusi Akar Bey, konuşun, İstihbarat Başkanlığı’nda hala bir FETÖ’cü nasıl oluyor?

Bu korkunç güvenlik ihmalinin suçu sorumlusu yok mudur?

İstihbarat Başkanlığı kendi yardımcısını dahi bilemiyorsa, tanımıyorsa bu hassas istihbarat birimi başka kimi tanıyacak kimi takip edecek, kendi görevlisini tanımayan istihbarata kim nasıl güvenecek?

FETÖMETRE diye bir FETÖ’cü tanıma rehberi geliştirildi, basınımızda FETÖMETRE’yle dahi dalga geçen yazarlar çıktı, FETÖMETRE kullanmamak kimin işine geliyor?

Geçtim hassas yöntemleri otuz-kırk yıldır bu insanlar içimizde, artık onları çıplak gözle tanıyacak kadar hepimiz uzmanlaştık.

FETÖ’cüler duygusuz insanlardır, renksiz, ifadesiz, heyecansız surat ve tavırlarıyla kendilerini ele verirler. Bu FETÖ’cüler, alayı, kararlarını önceden vermiş insanlardır, yani, herhangi bir konuda fikir geliştiremezler, tartıştıktan sonra fikirlerini değiştirmezler yani suratları gibi fikirleri de ‘mekaniktir’, gönüllü danışmanlık yaparım, çağırın beni elimle koymuş gibi tek tek bulayım size, çok kolaydır, çünkü hiçbirinin gözlerinin içi hiç gülmez.

İçten gülemezler, samimi bir hikâye anlatamazlar, laf şakası yapamazlar, dünya yıkılsa donuk duygusuz robot ifadelerini değiştirmezler. Herkesin gördüğü olayda bile paso yalan söylerler. Akılları deliktir, ne söyleseniz nafile. Mekanik bir disiplin içinde çalışırlar.

İstihbaratçı dediğin ajanı, şüpheliyi, tuhaf olanı gözünden, tipinden anlar; hala neden tanıyamıyor anlayamıyorsunuz, yoksa tanıyacak olmakla sorumlu olanlar da aynı ‘mekanik’lerden mi?

Şekspir’in oyuncular için söylediği bir laf vardır: Oyuncu, sözüne uygun eylem yapmalı ve eylemine uyumlu söz söylemeli, yani bu FETÖ’cülerin suratlarıyla-sözleri senkronize olamaz, en heyecanlı sahneleri bile robot gibi oynarlar.

Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Hulusi Akar, bizler ve bu ülke nasılsa bir gün her şeyi öğreneceğiz!

Bakalım o zaman da yine ‘aldandık’ yine ‘Allah ve halkımız bizi affetsin’ diyecek Allah korusun zamanımız imkânımız olacak mı?

Amerika’daki silahlanma deliliğini belgeseliyle anlatan meşhur Michael Moore, belgesele şu hikayeyle giriş yapar, bir avcı, çok sevdiği av köpeğine avcı elbiselerini giydirir ve bir de sahici olsun diye avcı köpeğine sırtına bir tüfek koyar ve köpek hareket edince silah patlar ve sahibi avcıyı öldürür.

Ve Michael Moore dalga geçmek için polise başvurur ‘avcı’yı köpeği vurmuş, dava açtınız mı, der!

Polis şefi Moore’ye ‘kanunlarımıza göre insanlara dava açıyoruz, köpekleri mahkeme eden yasamız yok’ der.

Köpekleri bulacak köpekleri yargılayacak yasalarımız yok mu?

Ve üstüne köpeğin sahibi köpeği kendine çok sadık diye köpeğinden hiç kuşkulanmıyordu!

Bu köpeklerden hala kuşkulanmayıp hala ellerine silah verenler en mahrem odalara sokanlar kimler? Şimdi biz ‘kimi’ dava edeceğiz!

Evet, ‘insan değilseniz günah işleyemezsiniz’, FETÖ’cüler ‘insan değil’ bu yüzden günah işlemekten muaftırlar ya da tüm günahlarını sümüklü mehdi şeyhleri ‘üstlenmiştir.

Sayın Hulusi Akar, Sayın Cumhurbaşkanımız, bu güvenlik zaafının hiç de şakası yoktur.

Geçtiğimiz on yıl içinde, tüm dünya gizli bilgi sızdıran üç büyük adam tanıdı, biri, Julian Assange, adamı yaşattılar mı?

Diğeri Wikileaks’a bilgi sızdıran eşcinsel olduğu için sonra Bradley ismini Chelsea diye değiştiren, ABD’li subay: Manning. Adamın gözünün yaşına baktılar mı?

Diğeri, Amerikan Ordusunda istihbaratta çalışan Edward Snowden. Adama dünyayı dar ettiler! Geçtim, bu adamlarla irtibata giren gazetecilerin dahi işini bitirdiler!

Üstelik Amerikan gizli servisinden milyonlarca sayfa bilgi sızdıran bu üç isimin ‘örgütü’ yoktu. Hepsi insanlık adına idealist duygularla tek tabanca tek başlarına yaptıklarını ifade ettiler.

Oysa, FETÖ’cü köpeklerin insanlık gibi bir dertleri yok, kendi gizli ‘örgütleri’ var, bilgileri CIA’ya ve düşmana aktarıyorlar, bu kadar açık, bu ülke tarihinin gelmiş geçmiş en sinsi ihanet örgütü, bu kadar bariz.

Ve hala ellerini kollarını sallayıp istihbaratın en tepesinde hepinizle ve hepimizle, aklımızla, zekamızla alay eder gibi cirit atıyorlar!

İktidar yirmi yılını doldurdu ve hala en hayati istihbarat biriminde FETÖ’cüler racon kesiyor, kol geziyor.

Ve tüm dünyanın istihbarat kurumları Chelsea Manning, Julian Assange ve Edward Snowden’den sonra şunu öğrendi: Her elektronik ve bilişim aleti ‘izleniyor’ ve o gün bugün tüm dünyanın gizli servisleri herkesi, kredi kartı, bilgisayar ve cep telefonundan her şekilde izleyebilecek şekilde yeniden yapılandırıldı.

Bu yepyeni yazılım ‘teknolojileriyle’ tüm dünyada istihbarat yeniden modifiye edildi ve her devlet istihbaratının elinde saniye-saniye ‘gözleyen-izleyen-takip eden-kayıt altına alan’ teknolojiler var.

Bizim ülkemizde de alalıları daniskaları var, üstüne FETÖ davasına baş koymuş yüzlerce idealist savcımız var, ve hala, İstihbaratın en yüksek katında bir FETÖ’cüyü bulup tanıyamıyor ortaya çıkartamıyoruz, öyle mi?

Sen bunu gel benim pabucuma anlat!

‘Korunmadıktan’ sonra bu kadar yüksek yere getirilmesi bu teknolojik gözlemle imkansız!

Bu bilişim teknolojisiyle bir FETÖ’cüyü tespit edememek, mümkün değildir, işte elinizde binlerce mahkeme tutanağı, ByLock’lar, ankesörlü telefonlar ve itiraflar.

Sayın Cumhurbaşkanım, demek ki FETÖ’cüleri istihbarata taşıyan gizli yolların trafiği vızır vızır çalışıyor, sizin o büyük eserleriniz köprülerden gidiş geliş asfalt yollarınızdan daha işlek!

Bizi de ikinci kez aptal yerine koymayın! 15 Temmuz İkinci Kurtuluş Savaşı’dır diyorsunuz, doğrudur, ama unutmayın İstiklal Savaşı’ndan sonra Yunan İzmir’e ‘ikinci sefer’ çıkacak gücü imkânı hiç bulamadı. Ve şimdi aksine FETÖ ikinci kez ülkenin en mahrem kalesi istihbarata girmeyi başarabildi!

Cem Yılmaz’ın meşhur esprisi: Usta bu ne?

Bu FETÖ’cüyü İstihbaratın en yüksek katına şüphesiz bir gizli el yerleştirdi?

Daha nerelere kaç tane yerleştirdi?

İstihbarat nedir, bir ülkenin kalbine ve beynine giden ‘damarlardır’, kalbine ve beynine giden hayati ‘bilgilerdir’.

Kanlı alçak darbeden beş yıl sonra FETÖ elinde sinsi bıçak, elinde dinleme cihazları hala Türkiye Cumhuriyeti’nin kalbine ve beynine giden damarların içinde geziniyor. Ve bu hain görevdeyken kimleri, kirletti neleri manipüle etti, hangi bilgileri sızdırdı ve tertemiz sicilli kaç subayın canını yakıp önünü kesti?

Kim bilir hain örgüt sızdığı, yerleştiği yerlerde daha da şişmanlamış daha da sofistike bir hal almış, kim bilir daha da tehlikeli şekilde organize olmuş bir durumdadır, istihbarat da bilemediğine göre, olmaz olmaz kimse demesin, biz hiç bilemeyiz.

Sanırım sayın Cumhurbaşkanım, öyle görünüyor ki Sayın Hulusi Akar bey, siz de hala ‘pek bir şey’ bilmiyorsunuz!

Hayatı boyunca çocuklara renkli komedi filmleri çeken Wes Anderson’un bütün filmlerinde en trajik ve en komik sahnelerde oyuncuların suratları ‘umarsız’dır. Mesela ünlü oyuncu Bill Murray’ın komik oyunculuğu olaylara ‘ilgisiz’ yüzüdür, neden?

Ölüme sebep vermiş kendi hatası bir kazada dahi yani çok trajik anlar da dahi suratı ‘kayıtsız’. Çünkü bu çok aptalca vahim trajik kazayı dahi çok normal göstermek istiyor.

Ve en saçma sapan komik sahnede dahi yine alakasız bir surat, neden, yine bu sefer komikliği/saçmalığı ‘normal’ ‘sıradan’ göstermek istiyor.

Yani kayıtsız suratlarla filmleri trajikten komikliğe komiklikten kanıksanmış trajikliğe gider gelir ve filmi çok beğenmesek de filmden ‘rahatlamış’ çıkarız.

Sonunda trajik olan da komik olan da sertliğini, sivriliğini, anlamını kaybeder ve üstümüze yük alıp kendimizi suçlu ve sorumlu hissetmeden yani renkli hoşça vakit geçirerek filmden çıkarız.

Çünkü o kayıtsız suratlar bize, devran böyle dönüyor, der, fazla da gerilmeyin zekamız hayatımız gündelik hayatımız işte budur, der, bu saçmalıklar aptallığımız sonucu bu trajik ölümler hepsi normal, der.

Yani yönetmen komik sahnelerle değil, ‘endişe etmeyin hepimiz bu kadar doğal salaklarız’ fikriyle bizleri huzura kavuşturup filmden mutlu çıkmamızı sağlar.

İstihbarat kurumunun başında vatan haini ajan bir FETÖ’cünün çıkması normal mi olağan mı?

Kendi başına gelen trajik olaya dahi empati duymayan sanki kendi başına gelmemiş gibi olaya uzak mesafeli kalıp her seferinde hain olayı kendi dışında tutan siyasilerimizin bu kayıtsızlığı normal mi olağan mı, bu hiç oralı olmayan duygusuz mekanik suratlar kimin suratı bize ne anlatıyor?

Hem trajikliğin hem komikliğin kayıtsız suratlarımızla değerini kaybetmesi bize ve milletimize ‘huzur’ veriyor ve bu yalandan huzur ‘devlet sorumluluğunu’ da üstümüzden alıyor hiçbirimiz kendimizi suçlu hissetmiyoruz.

Yönetmen Anderson’un fikrine ve Bill Murray’ın suratına göre, saçmalıklar ve trajediler karşısında hiç şaşırmayan bu kayıtsızlık, hayatımızın ta kendisi.

Ciddiye almaya değmez, oluyor işte, bu saçmalıklar yüzünden kendimizi ve başkalarını da boş yere suçlayıp kötü olmayın.

Vay be, gülmesem de üzülmesem de filmden bir şey anlamasam da, oh be ne güzel filmmiş, rahatladım.

Bir lafım daha var.

Medyada üç-dört yazar öteden beri içinde Ergenekon geçen ‘Ergenekon hala yaşıyor’ iması taşıyan kanıtsız, anlamsız, safsata gargara türü yazılar yazdılar, biz de şaşırdık, nereden çıkıyor, yine neler oluyor diye. Bu yazarlar kime telefon ediyor, kimden bilgi alıp bu manipüle yazıları yazıyorlar bir bilgim yok. Ancak şimdi Ergenekon iması taşıyan bu çok sinsi yazılarıyla hedef şaşırtıp işte bu İstihbarata kadar sızmış FETÖ’cü ajanları perdeleme telaşlarından artık yüzde yüz eminim.

Nihat Genç/Veryansın