Yaşam YouTube çocuklar için büyük bir tehdide dönüştü: Ne yapmalı?



ID:58709
Yayınlanma:
22 Haz 20

Türkiye'de bir Twitter kullanıcısının 9 yaşındaki kuzeninin izlediği YouTube videolarının içeriklerini sorgulamasıyla birlikte çocukların internet üzerinden cinsel içerikli paylaşımlara maruziyetine dair güncel bir tartışma yeniden başladı.

ürkiye'de bir Twitter kullanıcısının 9 yaşındaki kuzeninin izlediği YouTube videolarının içeriklerini sorgulamasıyla birlikte çocukların internet üzerinden cinsel içerikli paylaşımlara maruziyetine dair güncel bir tartışma yeniden başladı. Videoların neredeyse tümünün pedofili, ensest, tecavüz içerikli olduğunun fark edilmesi, süreci daha da çetrefilleştirdi.

Videoda çocuk karakterlerle dolu olan ve hitap kitlesi çocuklar olan bu oyunlarda eve gelen tamircinin çocuğa tecavüz etmesinden, erkek çocuk karakterin okulda diğer karaktere tecavüz edip ismini söyletmesine dek varan, çocukların gelişimine tamamen aykırı bir içerik söz konusuydu.

 

 

9 yaşındaki kuzenimin son zamanlarda izlediği YouTube videolarının garip içerikleri olduğunu fark edince kontrol ettik. Maalesef videoların hepsi pedofili, ensest, tecavüz içerikli. Direkt tecavüz başlıklı videolar var.

Ailelerinin YouTube ve Instagram gibi sosyal medya araçları üzerinden çocuklarının özel anlarını milyonlarca kişiye açık hale getirmesi, hem söz konusu çocukların mahremiyeti hem de onları izleyerek kendilerine rol model alan çocuklar için sakınca doğururken, çocukların bunun dışında izledikleri içeriklerin etkin bir filtrelemeden geçmemesi de çocukların üstün yararı açısından büyük bir "kara delik" açıyor.

Peki Z kuşağını içine alan ve ruhsal gelişimlerini birebir etkileyen bu gidişat kaçınılmaz mı? Çocukların abone oldukları kanalların kontrol edilmesi, her izlenen içeriğin çocuklardan önce aileler tarafından izlenmesi yeterli mi? Devlet denetimi hangi noktaya kadar etkili olabilir?

Çocuk hakları konusunda önde gelen uzmanlardan avukat Seda Akço'ya göre, İnternet'te çocuklara yönelik zararlı içerikler meselesini sadece devlet denetimine bırakmamak gerekir.

Akço, "Çünkü bahsettiğimiz mecraların ifade özgürlüğünün korunabileceği şekilde dış denetim ile denetlenmesi çok da kolay talep edilemiyor. Dolayısıyla çocuk istismarı konusunda duyarlılığı mecra sahiplerinden beklemek gerekir. Onlardan bu tür içerikleri fark etme ve önleme sorumluluğu beklemeliyiz" diyor.

Herkese sorumluluk düşüyor

Akço ayrıca dijital araçların herkese getirdiği "karşılaşılan içeriği sorgulama" sorumluluğunu da anımsatıyor.

"Yanlışı görünce uyarmak, gördüğünü sorgulamak, toplumsal denetim sağlıyor ve böylece tek bir merkezden içerik denetlemesinin yarattığı risklerden korunmak mümkün oluyor. Bu da başka riskler yaratabiliyor ama tek merkezlilik daha riskli" diyor.

Akço'ya göre, çocuk koruma filtreleri de özenle hazırlanmış ve etkili değiller, dolayısıyla onların da 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında, çocukların üstün yararını gözetecek şekilde geliştirilmesi gerekiyor.

"Ancak asıl önemlisi de çocukları bu konuda güçlendirmek. Ben çocukluğun da dijital çağda değişeceğini düşünüyorum. Buna uygun bir eğitim sistemi geliştirmek ve çocukları zararlı içerik üretim ve tüketimi konusunda bilinçli olmalarını sağlamak gerekiyor. Bir diğer yandan da anne babaların bu konuda bilgilendirilmesinin yanı sıra bu tür içeriklerle karşılaşan çocukların yardım isteyebilecekleri ve bilgi alabilecekleri bir hizmetin kamu tarafından sunulması gerekiyor."

Europol'ün de gündeminde

Avrupa Polis Teşkilatı Europol da geçtiğimiz günlerde internet sitesinde paylaştığı açıklamada, "çocuklar ve çocuk istismarcıları karantina döneminde evlerinde kaldılar. Emniyet mensupları geçen birkaç aylık dönemde çocuk istismarına yönelik cinsel içerikli görsellerin sirkülasyonunda büyük bir artış olduğunu saptadı." ifadeleri yer almıştı.

Childrenhelp.org verileri uyarınca, dünya genelinde her sene yaklaşık 6.6 milyon çocuk cinsel taciz, saldırı ya da internet üzerinden istismara uğrarken, bu konudaki Amerika Birleşik Devletleri istatistikleri en kötü düzeyde.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, mayıs ayında çocuğa karşı cinsel istismar içerikli yayın yapan bir Youtube kanalına 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun kapsamında erişimin engellenmesi için savcılığa başvurmuştu.

Avukat Özge Üstün ise Youtube'un arka planına bakıldığında, 2006 yılında Google tarafından satın alındıktan sonra, 2007 yılında, kullanıcıları ile reklam gelirlerini paylaşma kararı aldığını, 2012 yılında ise tavsiye algoritmasına, video izlenme süreleri doğrudan etki etmeye başladığını kaydediyor.

Üstün, "2015 yılında ise, “YouTube kids” adlı uygulamayı çıkardı. Ancak bu uygulama da başlangıçta tam olarak başarılı olmadı. Reklamcılık yönlendirmeleri için çocukların davranışsal ve kullanıcı bilgilerini kopyalayarak çocukların çevrimiçi mahremiyetlerini ihlal etmeye devam etti" diyor.

ABD'de nasıl önlemler alındı?

Üstün, bir yandan çocukların kişisel verileri hukuka uygun olmayan bir biçimde toplanırken diğer yandan da çocuklar riskli içeriklerle karşılaşarak farklı hak ihlallerine de maruz kalabildiklerini belirterek, YouTube'un çocukların tek bir hakkını ihlal etmediğine dikkat çekiyor ve ABD'de bu süreçte nasıl bir denetim mekanizmasının tesis edildiğini örneklendiriyor:

"Tam da bu sebeple; 2019 yılında Amerika Birleşik Devletleri Federal Ticaret Komisyonu (FTC) tarafından Amerika’da uygulanan Çevrimiçi Çocuk Gizliliği Koruma Yasası (Coppa) kurallarını ihlal etmesinden dolayı, YouTube ve Google’a toplamda 170 milyon dolarlık bir ceza verildi. Bunun üzerine ise FTC ile YouTube ve Google arasında anlaşmaya gidildi. YouTube; bu anlaşma ile birlikte, video içeriklerinin çocuklara uygun olup olmadığını denetleyeceğini, çocuklara yönelik hedefli reklamcılığının önlenmesi için çocuk video yapımcılarına bir sinyal kullanma zorunluluğunu getireceğini belirtti. Google ise; platformlarında yer alan çocuk içeriklerini proaktif olarak tanımlayabilmek için makine öğrenme algoritmaları kullanacağını ve tüm çocuk içeriğinden toplanan verilerin bir çocuk izleyiciden geliyormuş gibi değerlendireceğini belirtti. Bu anlaşmaların ardından Youtube Kids Amerika’daki çocuklar için daha korunaklı bir hale geldi. Uygulamayı indirdiğinizde çocuğun algı düzeyini belirlemek için özel bir doğrulama sistemi kullanılıyor. Buna göre; çocuk kullanıcı, tercih edilen zorluk derecesi üzerinden belirli matematiksel işlemler yapıyor ve bu işlemler sonucunda, çocuğun uygulamada ulaşabileceği videolar sınırlandırılıyor. Esasen, çocuğun üstün yararına da uygun bir belirleme yöntemi olduğunu düşünüyorum. "Belirli bir yaş altı şu uygulamaları izleyebilir" demek yerine, çocukların algı düzeyi, doğrulayıcı yöntemlerle belirleniyor."

Ancak söz konusu uygulama Türkiye'de henüz mevcut değil ve bu da YouTube içerikleri konusunda çocukları daha da kırılgan bir hale getiriyor.

Ebeveynlerin bilinçlenmesi gerekli

Üstün'e göre, çocukların çevrimiçi mahremiyetlerinin korunmasına ilişkin özel bir düzenleme yapılana kadar, ebeveynlerin daha fazla bilinçlenmesi gerekiyor:

"Ebeveynler bu konuda, çocuklarına özel bir youtube hesabı oluşturarak, daha sonra bu hesap üzerinden kısıtlı modu aktif hale getirerek, otomatik oynatma özelliğini kapatıp, çocuklarına özel oynatma listeleri oluşturarak youtube uygulamasını daha güvenli hale getirebilirler."

Bunun yanı sıra, çocuk ile güvenli iletişimin kurulması ve bu konuda çocuğun bilinçlendirilmesi gerekiyor.

"Çocuğun teknoloji bağımlısı haline gelmesi ne kadar doğru değilse çocuğu teknolojiden uzak bir şekilde büyütmek de o kadar doğru değil. Bu sebeple; çocuğun ebeveyni ile arasındaki güvenli iletişim ve ebeveynin bu konudaki farkındalığı bu önlemlerin alınması konusunda son derece önemli" diyen Üstün, çocuklar için internetteki risklerin sadece YouTube ile bitmediğini, sosyal medyada da birçok riskin söz konusu olduğunu vurguluyor.

"Bu gibi uygulamaları topluluk kuralları gereğince 13 yaşın altındaki çocukların kullanmaları doğru değil, ancak maalesef bu kurallara çoğunlukla uyulmuyor. Hatta çoğu zaman ebeveynlerin bu kuralları bizzat ihlal ettiğine şahit oluyoruz. Bu ise aslında çocukların çevrimiçi istismara ve siber uşaklaştırmaya maruz kalma risklerini arttırıyor" diyor Üstün.

Bu noktada uzmanlar, ebeveynlerin, çocuklarına dair görüntüleri sosyal medyada paylaşırken veya çocukların herhangi bir internet uygulaması kullanmasına izin verirken buna içkin riskleri de değerlendirmeleri gerektiğini önemle vurguluyorlar. Zira, Üstün'ün de belirttiği gibi, riskler her zaman mevcut, ama önemli olan bunlara ilişkin sadece devlet düzeyinde değil, aile bazında da etkin önlemler almak.