Görüş ve Düşünce İran karşıtlığı ile hazırlanan Yüzyılın Anlaşması çerçevesinde İsrail Batı Şeria'yı ilhaka hazırlanıyor



ID:59166
Yayınlanma:
05 Tem 20

Trump'ın “yüzyılın anlaşması”; İran'a karşı –İsrail'in yanı sıra Suudi Arabistan ve Körfez devletlerinin hayati bir rol oynadığı– azami baskı kampanyasıyla ve Washington'ın jeostratejik çıkarlarına varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü Çin'i izole etme planlarının parçası olarak, kaynak yönünden zengin Ortadoğu'da ABD'nin egemenliğini sağlama arayışıyla bağlantılıdır.

İsrail yıllar yılı alışa geldiği üzere ABD'nin desteği ile işi bir oldu bittiye getirerek Batı Şeria'nın bir kısmını ilhak etmeye soyunmuş gözüküyor. Bu kez daha önceki girişimleri gibi istediği sonuca ulaşabilecek mi?
 
Bu sorunun cevabı biraz da bölgedeki ülkelerin nasıl bir tavır takınacakları ile alakalı. Bölgede bu mesele ile ilgili olarak iki cephe var. Bir tarafta İsrail'in varlığını tanımayan, fiili varlığını da yok etmek için bütün imkanlarını seferber etmiş, başını İran İslam Cumhuriyeti'nin çektiği Direniş Ekseni'ni oluşturan bölge ülkeleri ve irili ufaklı direniş örgütleri var, diğer tarafta ise kendi siyasi emellerini temin edebilmek için işgalci İsrail ve onun müdafii Amerika ile birleştiren, ortaklayan Suudi Arabistan, BAE gibi diğer bölge ülkeleri var. Zatan İsrail bu ikinci grup ülkelerin işbirlikçi siyasetlerinden yararlanarak Filistin davasını toptan yok edecek ilhak politikalarına canlılık verebiliyor.
 
Batı Şeria'nın ilhakı ile ilgili son zamanlarda yaşanan süreci anlatan WSWS'de Jean Shaoul imzası ile yayınlanan yazının bir kısımını alıntlıyoruz... 
 
İsrail Batı Şeria'nın geniş bölümünü ilhak etmeye hazırlanıyor
 
Başbakan Binyamin Netanyahu, bu hafta, Filistin'in Batı Şeria topraklarının en önemli kısımlarını ilhak etme niyetini ilan etmeye hazırlanıyor. ...
 
Trump, geçtiğimiz Ocak ayında, sözüm ona “Yüzyılın Anlaşması” ile birlikte, Büyük İsrail politikasına Washington'ın onay mührünü basmıştı. Bu politika, Filistin topraklarında inşa edilmiş yerleşim yerleriyle birlikte İsrail'in güvenliği için hayati gördüğü Batı Şeria'nın diğer kısımlarının ilhakını kapsıyor.
 
Bu, Filistinlilere halihazırda Filistin Yönetimi'ni (FY) oluşturan parçalanmış toprakların kontrolünün verileceğine dair tüm yalanlara da son verecek. Söz konusu topraklar tarihi Filistin'in sadece yüzde 15'ini oluşturuyor. Batı Şeria'daki bölgeleri yöneten ve Filistinlilerin bastırılmasında İsrail'in taşeronluğunu yapan Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, anlaşmayı reddetti.
 
Netanyahu'nun kendisi de planın; bir Filistin devleti kurulması çağrısı yapan ve bu devletin sınırları içinde kalan alanlarda İsrailli yerleşim yerlerinin herhangi bir şekilde genişlemesini durduran bölümünü reddetti. Bu, onun sağcı siyasi tabanı tarafından şiddetle reddediliyor. Gerçekten de, bazı aşırı milliyetçi hizipler, bir Filistin devletine örtülü destek veriyor olmaktan korkarak kısmi ilhaka karşı çıktılar.
 
Netanyahu'nun hareketi Cenevre Sözleşmesi'nin açık bir ihlalidir. Almanya'nın Nazi rejimi tarafından gerçekleştirilen eylemlerin benzerlerinin tekrarını önlemek için İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kabul edilen sözleşme, savaşla ele geçirilen toprakların ilhakını yasaklamıştı. Ancak art arda gelen İsrail hükümetleri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ABD vetosunun koruması altında, buna ve diğer uluslararası yasalara uzun süredir meydan okuyor.
 
Netanyahu'nun henüz tam olarak açıklanmayan planı, sadece Kudüs çevresinde bulunan ve hızla yayılmaları mümkün kılınan yerleşim bloklarını değil, aynı zamanda 105 kilometre uzunluğundaki Ürdün Vadisi'ni –Batı Şeria'nın en verimli bölümü –ve kuzeydeki Lut Gölü bölgesini kapsıyor. 1999'da FY'ye transfer edilmeden önce 1993 Oslo Mutabakatı çerçevesinde geçici olarak askeri yönetim altında olan Ürdün Vadisi, şimdilik C Bölgesinin bir parçası. Batı Şeria'da yer alan C Bölgesi on yıllardır İsrail'in askeri kontrolü altında bulunuyor.
 
İsrail'in Ürdün Vadisi'ni ilhakı, Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 30'unu ele geçirmesi ve Batı Şeria'dan geri kalan toprakların toptan kuşatılması anlamına gelecek ki bu küçük bir devleti bile yaşaması olanaksız hale getirecek. Su şebekesine bağlantısı olmayan Filistinli çiftçilerin çoğu Ürdün Nehri'ne erişemiyor olacak ve tankerlerden su almak zorunda kalacak. Yaklaşık 28 köy ve Bedevi topluluklarla birlikte Filistin'in Ürdün Vadisi'ndeki ana şehri olan Eriha, ilhak edilmeyecek fakat Batı Şeria'nın geri kalanından koparılıp izole edilecek.
 
Ürdün Vadisi'ne yönelik planlanan ilhak, 1.236 kilometre kare ile Trump'ın Ocak 2020 planında çerçevesi çizilen yaklaşık 964 kilometre karelik alandan yüzde 30 daha büyük.
 
Bölgede yaşayan Filistinlilere Filistin yurttaşlığı verilmeyeceği için, eğer kalmalarına izin verilirse, ilhak apaçık şekilde apartheid tarzı bir yönetim sistemine yol açacak.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Eylül 2019'daki ilhak önerisi. Haritadaki turuncu alan: Ürdün Vadisi'nde İsrail tarafından ilhak edilecek alan. Haritadaki beyaz alan: Eriha dahil olmak üzere Batı Şeria'nın geri kalanı.
 
Bu, Netanyahu hükümeti tarafından, Yahudi üstünlüğünü devletin yasal temeli olarak kutsal değer haline getiren “Ulus Devlet Yasası”nı da içeren adımlarla hazırlanmıştır. Söz konusu yasa, bir bütün olarak ele alınan İsrail ile işgal altındaki topraklardaki toplam nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan Filistinlileri gettolaştıracak bir apartheid devletine çerçeve sağlamaktadır.
 
Böyle bir sistem ancak –İsrail'de ve işgal altındaki topraklarda– arttırılmış bir baskıyla ve işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze'de İsrail'in askeri yönetimiyle hayata geçirilebilir.
 
Trump'ın “Yüzyılın Anlaşması”; İran'a karşı –İsrail'in yanı sıra Suudi Arabistan ve Körfez devletlerinin hayati bir rol oynadığı– azami baskı kampanyasıyla ve Washington'ın jeostratejik çıkarlarına varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü Çin'i izole etme planlarının parçası olarak, kaynak yönünden zengin Ortadoğu'da ABD'nin egemenliğini sağlama arayışıyla bağlantılıdır.
 
Netanyahu'nun planları, Filistinlilere karşı ve Ortadoğu'da daha kapsamlı bir savaş ilanına denktir. Bölgedeki en kuvvetli askeri güç olan İsrail, Washington'ın vekil gücü işlevi görüyor. Ordu-istihbarat kurumu içindeki bazı unsurlar bu adımın patlayıcı sonuçları hakkında uyarıda bulunurken ilhak planları İsrail içinde muhalefete neden oldu.
 
Filistinliler ilhak planlarını protesto etmek için sokaklara döküldü. Cumartesi günü, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Bardala köyüne giden yolları kapatırken, Batı Şeria ile Ürdün Vadisi arasındaki yolların denetlendiği Hamra ve Tayasir kontrol noktalarında bulunan askerler, Ürdün Vadisi sakini olmayanların geçmesine izin vermedi.
 
IDF sözcüsü, kurdukları barikatların, “şiddetli ayaklanmalara dönüşen protestolara ve Bardala ve Tubas sakinleriyle sürtüşmelere” karşı hazırlıkların parçası olduğunu söyledi.
 
IDF, ... Hamas tarafından kontrol edilen, kuşatılmış Filistin yerleşim bölgesi Gazze'den ateşlenen iki rokete karşılık olarak Cuma günü hava saldırısı düzenledi.
 
18 Haziran'da, planlanan ilhaka karşı İsrailli ve Arap kadınların Kadınlar Barışı Getiriyor hareketi tarafından Tel Aviv'de yol kapatılarak bir protesto düzenlendi. Cumartesi günü, Lut Gölü kuzeyindeki Almog kavşağında Filistinli ve İsrailli Barış Savaşçıları aktivistlerinin gerçekleştirdiği protestoda en az bir kişi gözaltına alındı. Ama en büyük gösteri, FY'nin Pazartesi günü Eriha'da düzenlediği ve binlerce kişinin katıldığı miting oldu.
 
IDF, çatışmayı kışkırttı ve protesto alanına geçişi engellemek için bariyerler kurdu. Protestoya, FY Başbakanı Muhammed Iştiyye, BM'nin Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nickolay Mladenov ve Avrupa Birliği (AB), Çin, Rusya, Ürdün ve diğer Arap devletlerinden büyükelçilerin aralarında olduğu yabancı diplomatlar da katıldı.
 
İsrail'in komşuları Mısır ve nüfusu büyük ölçüde Filistin kökenlilerden oluşan Ürdün, Filistin topraklarındaki herhangi bir istikrarsızlığın kendi istikrarsız ülkelerine kadar yayılabileceğinden korkuyor. Netanyahu geçtiğimiz hafta Mossad şefi Meir Cohen'i Ürdün Kralı Abdullah ile ilhak planını görüşmeye gönderdi. Abdullah, Netanyahu'nun planlarına devam etmesi halinde “büyük bir çatışma” çıkabileceği uyarısında bulunmuştu.
 
Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi'nde konuşan BM Genel Sekreteri António Guterres ve Mladenov, bu planların Filistinlilerle barış ihtimallerini tehlikeye attığı uyarısında bulunarak İsrail'i planlarından vazgeçmeye çağırdılar.
 
Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık, bu açıklamaları tekrarlayan BM Güvenlik Konseyi'nin diğer Avrupalı üyelerine katıldılar ve Ürdün Vadisi'nde İsrail'in egemenliğini tanımayacaklarını söylediler. Bazı Avrupalı parlamenterler, söz konusu yerlerdeki yerleşimlerde üretilen ürünlere yaptırım getirilmesi ya da bir boykot uygulanması çağrısı yaptılar.
 
Mladenov, İsrail'in Filistinlilere karşı saldırganlığına sözde “karşı çıkma” konusunda uzun bir sicili olan ama pratikte hiçbir şey yapmayan büyük Avrupalı güçler arasındaki korkular hakkında açık sözlüydü. Mladenov, onlarca yıllık acımasız baskının üzerine gelen COVID-19 pandemisinin neden olduğu ağır ekonomik ve sosyal güçlükleri ima ederek şu uyarıda bulundu: İsrail/Filistin “çatışmasına aşırı şiddet dönemleri damgasını vurdu ancak daha önce [çatışmanın] tırmanma riskine hiç bu kadar uzak bir siyasi ufuk, bu kadar kırılgan bir ekonomik durum ve bu kadar patlamaya hazır bir bölge eşlik etmemişti.”
 
Trump; her ne kadar Kasım'daki başkanlık seçimleri yaklaşırken Evanjelik Hristiyan destek tabanına oynayarak Netanyahu'nun ilhak planlarına onay vermiş olsa da, kendi yönetimi içinde fikir ayrılıkları ile karşı karşıya bulunuyor.
 
Kıdemli bir Beyaz Saray danışmanı olan Kellyanne Conway, Perşembe günü yaptığı açıklamada Trump'ın konuyla ilgili “büyük bir duyuru” yapacağını söyledi ancak Beyaz Saray, Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı arasındaki anlaşmazlıkların ve pazarlığın –hiçbir anlaşma ve resmi açıklama olmaksızın– devam ettiğini söyledi.
...
Görüldüğü gibi İsrail yayılmacı Siyonist emelleri doğrultusunda Batı Şeria'nın bir bölümünü ilhak etmenin peşinde adım adım ilerliyor. Bu emelini gerçekleştirmek için Amerika'nın desteğinden yararlandığı gibi bölgedeki siyasi karşıtlıklardan da yararlanıyor. Suudi Arabistan, BAE gibi bazı bölge ülkelerinin ihanet politikaları İsrail'i pervasız hesapların peşine düşmekte cesur kılıyor. Fakat bu yeni girişimin hem İsrail ve hem de onu cesaretlendiren işbirlikçi bölge ülkelerine ağır bir bedeli de olacağı anlaşılıyor. Bu belki de bölgedeki dengelerin temelden sarsılıp değişeceği yeni bir sürecin de başlangıcı olabilir! Hatta belki de bu durum sadece bölgede değil dünya ölçeğinde de bir takım güç dengeleri değişim sürecinin ivmelenmesine sebebiyet verebilir!