Yazarlar AKIL-İLİM-BİLİNÇ VE SORUMLULUK..!



ID:59265
Yayınlanma:
09 Tem 20

Canlıların “hayatta kalma” ve “neslini devam ettirme” olmak üzere iki temel gündemleri bulunsa da, daha farklı meşgalelere sahip olabilmesi yönüyle diğerlerinden farklı bir yere konumlanan tek canlı insandır.

Kimi filozoflara göre de akıl: “vahiy, inanç, sezgi, duygu, duyum, algı ve deneyden farklı olarak, salt insana özgü olan bilme yetisi, doğru düşünme ve hüküm verme yeteneği, kavram oluşturma gücüdür. Akıl, içgüdüye karşıt olup, insanın kendisi sayesinde çıkarımlar yaptığı ya da doğru öncüllerden geçerli sonuçlar çıkardığı yetiden başka bir şey değildir.

Düşünmek aklın ilk basamağıdır, Kur’an’da en çok geçen kavramlar, “Düşünmüyor musunuz? Ve Akıl etmiyor musunuz.?” Buna rağmen Büyük islam filozofu İbn-i Rüşd(ra) “İnsanların %3’ü düşünür,,%2 si düşündüğünü zanneder ve %95’i düşünmeden ölür.” Yani büyük çoğunluk hayvani akıl ile yaşarlar. Bu türden bir akıldan nemalananlar ise firavunlar ve İnsi şeytanlardır.

İbn-i Sina(ra) “Düşünmeden öğrenmek faydasız, Öğrenmeden düşünmek tehlikelidir. ”demiş

İmam Ebu Hanife(ra) İmam Cafer-i Sadık(as) öğrencisidir, Bir gün hocasına “Akıl nedir diye bir soru sorar,?” İmam Cafer önce sen izah et dedi ve Ebu Hanife benim anladığım iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayırt etme yeteneğidir dedi. Hocası olan Cafer-i sadık(as) “Bu bahsettiğin akıl hayvanlarda var dedi ve “Akıl İyi ile en iyi, Kötü ile en kötü, Doğru ile en doğru, yanlış ile en yanlışı, hak ile en hakkı, batıl ile en batılı seçme yetemediğidir.” Diye izah ettiler. Evet, mükemmel bir izah; Dikkat ederseniz kediye pisi pisi dediğimiz zaman bir şey vereceğimizi idrak eder ve gelir, Pişt, pişt dediğimiz zaman kızdığımızı algılar ve yapacağı işten vazgeçer.

En kötü mühendislik, cehalet mühendisliğidir. Cehalet mühendisliği bilgi yükleyerek cahil bırakmaktır, enformatik bir cehalettir.

Bilgeliğin başlangıcı terimlerin tanılanmasıdır. Çünkü toplumun ahlakını kavramlar bozar”.(Sokrates)

Descartes Metot Üzerine konuşmasında;

"Asıl olan, daha yüksek bir akla sahip olmak değildir. Onu iyi kullanabilmektir. İyi kullanılamadığında, en doğru bildiğimiz insanlar, doğru davranışlar sergiledikleri gibi çok büyük yanlışlar da yapabilirler. Ve çok yavaş yürümesine rağmen doğru istikamette giden kişiler, çok hızlı olmasına rağmen ters yöne gidenlerden daha çok ilerler.” demektedir.

Spinoza’ya göre, “insanı diğer varlıklardan ayıran akla sahip olması değil, sahip olduğu aklın niceliği ve niteliğidir.”

 

Alman Bilim adamı Johan Wolggang geothe’yi dinleyelim; “Akıl birbirinden farklı olan şeylerin birbirine benzeyen yanlarını ve birbirine benzeyen şeylerin birbirlerinden farklı yanlarını bilmektir.” Doğru bir ifadeyle izah etmiştir.

Bizler genelde bazı kavramları karıştırıp esas anlamından soyutlamanın gafletini de yaşıyoruz, Bir insan mevcut bilimlerden herhangi bir dalda akademik bilgilerle şişirilmiş robotları aydın veya entelektüel kavramları ile karıştırıyoruz, Aydın kavram itibarıyla kitlelerin ekseriyetinin sorunlarını bilen ve bu sorunların çözümünde rol alan insandır. Ebü Zer çağımızın hiçbir üniversitesini okumamıştır, Âmâ sosyal rol ’ünü çağdaş insana örnek olacak şekilde mükemmel oynamıştır ve bu yüzden tarihe mal olmuştur.

İşte bu yüzden Aydın tarihe mal olur ama entelektüel ve diplomalı cahiller ot gibi solup gider ve sadece kendi kökü ile iktifa ederler.

İlim ve İmanın farklılığından birisi, ilmin dünyayı bilmek, İmanın ise kendini bilmek için bir hazine oluşudur. Tabi ki ilim, insanı dünyayı tanımaya götürdüğü gibi insana kendi özünü de tanıtma amacındadır. İlim tek başına bırakılırsa yağlanmışlık ve bağlanmışlık üretir.

İlmi iman ile takviye edilmezse sırtını keseleyen bir tellak ve cebine şifa olacak bir ilaç oluverir.

Bu Din’in Aydın, Alim ve dindarları Özgür olması gereken İlim birikim ve enerjilerini Lokmanın yağından, sakal ve takkenin bağından kurtarmadıkça; Zilletin kölesi olmanın potansiyel adaylarıdır.

İnsan özüyle uğraşan bilimler, bu görevi üstlenmişlerdir. Fakat bilimin verdiği "kendini tanıma" ölü ve cansızdır, gönüllerde şuur yaratmaz, uyuşmuş güçleri uyandırmaz.

Aslında Akıl Bilinç ve sorumluluk kavramları her biri başlı başına birer kitap Konusu olabilecek konulardır, Biz sadece bu konuların kısa ipuçlarını vermeye çalıştık.

Akıl bilinç ve sorumluluğun esas amacı bu dinde görülen öze dönüş ve kendini bilmenin üniteleridir.

Şehit Ustat Mutahari(ra) dinleyelim ;, "Kendini tanımanın tersi bir durumudur; öyle ki dini "tanıyışta" temeli oluşturan şey, sadece imandır. Kaynağı imandan olan kendini biliş "insan vücudunda ve ruhunda tepeden tırnağa bir canlılık yaratır."

Böyle bir şuur, bilinç ve canlılık insanı ram eder ve rol verir ve rolünü ilahi ölçülerle oynamanın sorumluluğunu yükler. Bu sorumluluğun şuurunda ve bilincinde olanlar seyahat esnasındaki sıkıntıların müsebbibini aramazlar, rehaveti nefsi emarede ararlar ve sıkıntıları da Nefsi Mutmeine’ye hamlederler. Çünkü hiçbir şeyi sebepleri ile beraber kendilerine izafe etmezler. Onlar için esas olan Rollerini gereği gibi ifa etmenin endişesini taşımalarıdır.

Bilge insan Aliya(ra) dediği gibi “Tarihi Allah yazar, insanlar nerede duracağını belirlemelidir” nerede duracağını bilen yolun yabancısı değildir, bilgi bilinç şuur ve idrak hem navigasyonu hem harita bütünlüğü ve O’’nun işaret levhalarının özetidir. İnsan Sadece usta ve mahir bir sürücü adayıdır. Yolculuğun esas amacını idrak etmez ve sorumluluğunu taşımazsa hangi araçla seyahat ettiği önemli değildir. Seyahati değerli kılan amaçtır.

Karıncaya sormuşlar ağzındaki suyla İbrahim’in ateşi sönmez, cevap ben de biliyorum ama rabbim şahit oluşunki İbrahim’in yanında duruyorum, demişse bize de kalan çaba, konum ve duruşumuzdur.

Yüce Allah beşer fıtratının mimarı olduğu için kulların bu zafiyetini dikkate alarak iman edenlerin derecelerle birbirlerinden üstünlüğünü irade etmiştir. Bu üstünlük ister Tevhit- şirkin fiili arenasında isterse lütuflar diyarındaki aynalarda görmek ve okumak mümkündür.

Tevhit aynasında kendini olduğu gibi göremeyenler, şirkin kırık, kirli ve çok boyutlu kırık parçaları olmaktan kurtulamazlar.

Konuyu dağıtmamak için İlim iman etmeyi gerektirir ve İman ise bilinç oluşturur ve sorumluluk gerektirir mantık budur, neticesine göre sorumluğun boyutları ve Sorumlu aynı zamanda dava sahibi olacaksa “Dava Adamı olabilmek”  de çok geniş bir izaha muhtaçtır. (Dava ve dava adamları makalemize bakılabilir.)

Nitekim ilim ve imanın sorumluluk yüklediği insanlar tarihe damga vuranlardır, sorumluluğun insanı olmak idamın yağlı urganları ve azalarının parçalara ayrılarak vahşice zulümlere maruz kalmakla eşittir. İşte bu figürler yaşarken gerçek anlamda kendilerini ölü sayan hak âşıklarıdır. İşte bunların hesaplarında sapma olmadı olmayacaktır.!

Maalesef günümüzde insanlığın ıstırabının bir kısmı bu diplomalı cahiller ’in katkısını yaşıyoruz. Ceht gayrettir, Çabadır, ama cehl ise donukluktur ve cehdin zıddıdır. Bakın sadece bir harfin değişmesi ne kadar korkunç bir anlam farkı doğurur.

Okuduğumuz ilim eğer bize genel bir sorumluluk yüklemeyeceksek bizler sadece okuduğumuzun hamalı olarak kalırız ki yüce Allah bu tiplere kitap yüklü eşeklere eşitlemiştir.”

Eğitim-öğretim sadece okumak değildir, okudukları üzerinde düşünebilmek yeteneğidir. Çoğu Okumuş cahiller eğitilmiş maymunlara benzerler ve bilgi bunlar için yalnızca kölelik zincirini ifade eder. Nitekim Hitler başa geçince akademisyenler toplanıp Hitlere efendim nasıl bir anayasa istersiniz gibi bir kepazeliğin kâtipleri oldular.

Alim’in sorumluluğu, amil olmaktan geçer, Aksi halde sorunlu olmaya adaydır. Nitekim Hz. Ali (as)"Benim belimi iki tip insan kırmıştır, biri ilmiyle amel etmeyen âlim, diğeri de ibadetlere dalan cahil" demiştir.

Yine Hz. Ali(as) “Cehennemin yakıtı İlmiyle amel etmeyen âlimler ve malını fakirlerle paylaşmayan zenginlerdir.” İnsanların dünya ve ahirette kurtuluş ve selamete götüren bu iki sınıf rollerinin gereğini olumlu oynamazlarsa dünyada fesat ve ötede de en ağır hesapların muhatabı olacaklardır.

Bizim bilgi tasavvurumuzu üç kelime birlikte ifade eder:

İlim, hikmet ve marifet. Din doğru bilgiye dayanmak zorundadır. Sahih ilim olmazsa, iman da ibadet de sahih olmaz. Hayatın hızlı akışı içerisinde imanın hakikatlerini okuyacak veya ihlâslı dualarla gerçek sahibinden isteyecek ne zamanımız, ne de yüzümüz kaldı.

Dinin anlatım dili ise hikmet dilidir. 'Allah’ın yoluna hikmetle çağır' buyruluyor. Usulsüz füru bilgisi ne kadar yanlışsa, hikmetsiz hüküm bilgisi de o kadar yanlıştır. Ahkâm kesen fetvalara değil, hikmetli öğütlere ihtiyacımız var.

Zira fetva kazai değil, diyanidir. Akıl ve felsefe olmadan hikmet olmaz. Hikmetsiz konuşanların akıl ve felsefe düşmanlığı bundandır. Gazali der ki: 'Akıl, Allah’ın nurundan bir parçadır.' Yine der ki 'akıl içten gelen bir vahiy, vahiy dıştan gelen bir akıldır.' Akıl vahiy dengesini kurmak için İslam medeniyeti bir kütüphane dolusu kitabı miras bırakmıştır.

Bu mirastan mahrum olanlar 'Aklı kenara koymadan cennet olmaz' dediler. Oysa Kur’an bunun tersini söylüyor. İnsanlar ateşe doğru giderken 'Biz peygamberi dinleseydik ve aklımızı kullansaydık cehennem ehlinden olmazdık' diyeceklerdir."!

İşte bu yüzden Peygamber(sav) “Ya Öğreten olun, Ya öğrenen olun ya da dinleyen olun, Dördüncüsü olmayın helak olursunuz” demiştir.

İşte bu yüzden Aklı olmayanın dini olmaz denmiştir.

İşte bu yüzden üç kişiden kalem kaldırılmıştır hayır ve şer onlar için söz konusu değildir(Deliler-Çocuklar-Bunamış ihtiyarlar)

İşte bu yüzden Allah aklını kullanmayanları pisliğe mahkum etmiştir.(Yunus/100)

İşte irfanın zirvelerine tırmananlar İlimin yoldaşları olmuştur. İlimsiz irfan olmaz zaten.

İşte bu yüzden Peygamber (sav)"Alimin mürekkebini şehitlerin kanıyla denkleştirmiş ve tartmıştır."

İşte bu yüzden Hz. Ali(as) “Bilgin ölü olsa da diridir, Cahil diri olsa bile ölüdür, Bilgin ölse de yaşar cahil yaşarken ölüdür.” İfadesi derin uçuruma işaret eder.

İşte bu yüzden İmam Ali (as) ilim maldan hayırlıdır: ilim seni korur, malı sen korursun. Mal vermekle azalır, ilim öğretmekle artar.

İşte bu yüzden İmam Ali( as)  İlim ruhun gıdasıdır, mal ise cesedin gıdasıdır. Demiştir.

İşte bunun için Hz Ali (as) “Âlimlere niçin öğretmediniz sorusu sorulmadan, Cahile niçin öğrenmedin sorusu sorulmayacaktır.” İfadesi konum ve sorumluluğun en derin ifadesidir.

Çünkü Alim için sorumsuzluk sorun üretecektir.

İşte bu yüzden Cafer-i Sadık-ı  (as) “İlmi olmayan anlamaz, Anlamayan kurtulmaz, demiştir.

İşte bu yüzden Alim’in Uykusu Cahil ’in ibadetine denktir denmiştir.

İşte bu yüzden ilmi olmayan anlamaz denmiştir.

İşte bu yüzden ilim  siperdir, cehalet zillettir denmiştir.!

İşte bu yüzden İlim nezakettir, cehalet felakettir denmiştir.

İşte bu yüzden Davut(as) İnsan  hazinesinin dört kapısı vardır demiştir ki “İlim,Akıl,Sabır ve Rıza diyebilmiştir.”

İşte bu yüzden İlim rahmet, bereket ve nezakettir, cehalet ise gaflet, nedamet, delalet ve zulmettir denmiştir.

Tüm bunlardan anlaşılan da Alim felaket gelince görürü, cahil gidince görür denmiştir.

İşte bu yüzden yüce Allah "Kulum bana hakkıyla ittaat ederse O'na doğruyu yanlıştan ayıracak bir idrak bahşederim" diye buyurmuştur ki, bütün gayretlerin Allah'ta düğümlenmesi de imamın hakikatidir.

İlmi ile rızai İlahiyi gözeten; mum olup kendisi yanan etrafına ışık saçan Hak âşıklarına selam olsun.