Politika Mesut Doğan: AK Parti’nin 18 yıllık faturasını tüm Türkiye ödüyor



ID:59332
Yayınlanma:
10 Tem 20

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mesut Doğan, partisinin Balgat Eğitim Merkezinde açıklamalarda bulundu.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mesut Doğan, “18 yıllık bir iktidar demek normalde tecrübe demek ama maalesef ülke olarak biz 18 yıllık iktidar tecrübesini değil 18 yıllık iktidarın yorgunluğunu, dağınıklığını ve pervasızlığını yaşıyoruz.” dedi.

Partisinin Balgat Eğitim Merkezinde açıklamalarda bulunan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mesut Doğan, AK Parti iktidarının politikalarını eleştirdi.

Sular altında kalan 12 bin yıllık kültürel miras Hasankeyf’in restorasyon çalışmaları neticesinde betona bulanmış haline tepki gösteren Doğan, “Hasankeyf yok olmasın diye çırpınan insanların seslerine kulaklarını tıkadılar. 12 bin yıllık bir tarih, ömrü en fazla 50 yıl olan bir baraj uğruna yok edildi. Kazdağlarını para uğruna yabancı şirketlerin katletmesine izin verdiler. Ovalarına, dağlarına, ormanlarına yapılmak istenen termik santrallere, altın madenlerine, taş-mermer ocaklarına karşı seslerini yükseltenleri susturmaya çalıştılar.” diye konuştu. 

BARO BAŞKANLARINA RAĞMEN DÜZENLEMEYİ KOMİSYONDAN GEÇİRDİLER

Baro düzenlemesine ilişkin de konuşan Doğan, “Baroları bölme diyen binlerce avukata rağmen düzenlemeyi komisyondan geçirdiler. Baro başkanlarının, meslek örgütlerinin, bu mesleği icra edenlerin bu konuda söz söylemeye hakkı yokmuş gibi davranıyorlar.” ifadelerini kullandı.

TEPKİLERDEN RAHATSIZ OLDULAR

Gençlerin sosyal medyada tepkilerini dile getirdiklerini söyleyen Doğan, şunları söyledi:

“Sosyal medyada dile getirdikleri tepkilerden de rahatsız oldular ve topyekûn sosyal medyaya savaş açtılar. Zaten ana akım medyayı büyük oranda kontrol etmiş durumdayken, kontrol edemediği sosyal medyayı kapatmakla tehdit ediyorlar. Bu ve buna benzer onlarca konu onlarca sorun. niyetim zaten herkesin görmüş olduğu yaşamış olduğu ve tartışılan bu olayları tekrar tekrar hatırlatmak değil. Dikkat çekmek istediğim husus bu olayların hepsi birer sonuç peki bu sonuçları doğuran sebep ne? Asıl konuşulması gereken noktanın burası olduğunu düşünüyorum. Aslında 18 yıllık bir iktidar demek normalde tecrübe demek ama maalesef ülke olarak biz 18 yıllık iktidar tecrübesini değil 18 yıllık iktidarın yorgunluğunu, dağınıklığını ve pervasızlığını yaşıyoruz.”
Doğan, açıklamasının devamında şunları söyledi: 

“Peki iktidarın davranışlarındaki temel sorun ne? Aslında bunu üç cümleyle özetleyebiliriz. 1- Ak Parti iktidarı kendini ülkenin sahibi zannediyor ve öyle davranıyor. İktidarlar ülkenin sahibi değil millet tarafından Ülkeyi yönetmek üzere belli bir süreyle görevlendirilmiş, yetkilendirilmiş emanetçilerdir. Bu ülkede yaşayan 83.155.000 insan bu ülkede var olan tüm nimetlere ve tüm haklara ortaktır. Devletin ve iktidarın görevi de bu nimetleri tüm insanlara adil olarak paylaştıracak ve bu haklardan tüm insanların eşit olarak yararlanmasını sağlayacak sistemi kurmak ve işletmektir. Bunun haricinde bir yaklaşım haksızlığı ve zulmü getirecektir.

2- İktidar dinlemiyor sürekli konuşuyor. Hayatta özellikle de siyasette çok konuşmak, iyi konuşmak, güzel konuşmak geçici bir başarı getirebilir ama başarıyı kalıcı kılacak olan en önemli haslet en önemli adım dinlemektir. Ama görüyoruz ki iktidar dinlemeyi pek sevmiyor dinlemekten pek hoşlanmıyor hâlbuki dinlemek lazım, muhalefeti dinlemek, Sivil Toplum Kuruluşlarını dinlemek lazım, mağdur olduğunu düşünen insanları dinlemek lazım, haksızlığa uğradığını düşünen insanları dinlemek lazım dinlemeden sorunları göremeyiz dinlemeden sorunları çözemeyiz dinlemeden önümüzü göremeyiz. Ak Parti iktidarı bugün sadece kendi tabanını kendi teşkilatını kendi bürokratlarını dinlese bile inanıyoruz ki daha az hata yapacaktır. Ama artık kendi insanını bile dinlemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Sadece bir kişinin başkanlığında etrafında üçbeş kişiyle koskoca ülkeyi yönetmeye çalışan bir iktidar yazık gerçekten çok yazık. Hatırlatmak isterim ki milleti dinlemeyen iktidarı milletin dinlenmeye alması kaçınılmazdır.

3- Ak parti İktidarı yaptıklarıyla ve söyledikleriyle insanları tedirgin ediyor. Unutmamak gerekir ki tedirginliğin olduğu endişenin olduğu bir yerde huzur olmaz. Barış olmaz. Kardeşlik olmaz. Bir ülkede ekonominin iyi ve güçlü olabilmesi için gerekli şartlar vardır. Bu şartların en önemlisi ve en olmazsa olmazı güvenliktir insanların kendini güvende hissetmediği bir ülkede ekonominin güçlü olması asla düşünülemez. Değişmez kaide şudur “Bir ülke güvenli ise huzur var demektir güvenli ve huzur var ise bereket var demektir.”

Öyleyse herkesin kendini güvende hissettiği bir iklim oluşturmak mecburiyetindeyiz. Türk, Kürt, Çerkes, laz; kendini aynı oranda güvende hissettiği bir ülke alevi ve sünninin, müslüman, hristiyan ve yahudinin aynı oranda kendini güvende hissettiği bir ülke zengin ve fakirin, yöneten ve yönetilenin aynı oranda kendini güvende hissettiği bir ülke kadın ile erkeğin, çocuk ile yaşlının aynı oranda kendini güvende hissettiği bir ülke Ak Parti’ye oy veren, Saadet Partisi’ne oy veren, MHP ye oy veren, CHP ye oy veren, İyi partiye oy veren, HDP ye oy veren, diğer tüm partilere oy veren, yeni kurulmuş partilere oy vermeyi düşünen herkesin kendini aynı oranda kendini güvende hissettiği bir ülkeyi inşa etmek zorundayız. Bunu başardığımızda inanın diğer sorunları halletmemiz çok daha kolay olacaktır. Bu ortama oluşturmak İçin gerekli olan kalıp da, mayada, tecrübede bu topraklarda mevcut. Yeter ki niyet olsun.

Son olarak, geçtiğimiz hafta Sakarya’daki havai fişek fabrikasındaki patlama nedeniyle bir kez daha Türkiye’deki iş güvenliği ve işçi ölümleri yeniden gündeme gelmiştir. Bu vesileyle, yaşanan patlamada hayatını kaybeden 7 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, ailelerine baş sağlığı, yaralananlara da acil şifalar diliyorum. Birkaç gün önce Sakarya’daki havai fişek fabrikasında patlamanın araştırılması önerisinin AK Parti-MHP oylarıyla reddedilmesinin üzerinden henüz çok az bir süre geçmişken, havai fişek fabrikasındaki patlayıcıların imha edilmesi sırasında 3 askerimiz şehit olmuş, 11 askerimiz ve 1 işçi yaralanmıştır. Askerlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Bu yaşanan vahim olaylar, Türkiye’deki işçi sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik ciddi politikalar oluşturulması ve yaptırımların uygulanması gerekliliğini bir kez hatırlatmış oldu. Ancak mesele, kazalar olduktan sonra sorumluların tutuklanması değil, iş sağlığı ve güvenliği konusunda eğitimlerin ve tatbikatların düzenli şekilde yapılması, denetimler esnasında bildirilen ihlallere cezalar uygulanarak kazaların önüne geçilmesidir. İş Güvenliği Meclisi tarafından 2011 yılından beri hazırlanan raporda 2019 yılında en az 1736 işçinin, 2020 yılını ilk 6 ayında ise en az 934 işçinin yaşamını yitirdiği tespit edilmiştir. Türkiye’nin yaşadığı derin ekonomik kriz, işçileri daha güvencesiz şartlarda çalışmaya mecbur bırakmakta, vatandaşlarımız her gün işsiz kalma ve iş bulamama korkusuyla yaşamaktadır. Bu korku neticesinde, işyerlerinde yaşadıkları hak gasplarına ve zor çalışma koşullarına karşı seslerini çıkaramamaktadır. TÜİK’in açıkladığı işsizlik ve enflasyon oranlarına artık Türkiye’de ve dünyada kimse itibar etmiyor. 2000’lerin başında kişi başına düşen milli gelire göre Türkiye’nin gerisinde olan Rusya, Arjantin, Çin ve Polonya’dan sonra Avrupa’nın en fakir ülkeleri olarak kabul edilen Romanya ve Bulgaristan da ilk kez Türkiye’yi geçmiş durumda. AK Parti’nin 18 yıllık iktidarının faturasını tüm Türkiye ödemektedir. Bu ülkenin gençlerinin yarınlarına ilişkin güven duymaya ihtiyacı vardır. Toplumsal ayrışmaları ortadan kaldıracak kapsayıcı bir yönetim anlayışına ihtiyacı vardır. İktidarda olanların Türkiye’nin sahibi değil, emanetçi olduğunun bilincinde olarak politika üretmelerine ihtiyacı vardır."