PEYGAMBER'LE BULUŞMAK..!



ID:60286
Yayınlanma:
01 Ağu 20

(Amacın hasıl olması için uzun oldu, zahmet edip istifade eden arkadaşlar için duacıyız, Dualarını da bekleriz.)

“Putperestlik, heykele tapmak değildir; yakuttan, hurmadan, tahtadan yapılan bir heykele ibadet etmek değildir. Putperestlik, sosyal durumu tanrılar ve din aracılığıyla meşrulaştırmaktan ibarettir.
İbrahim, putları kırmak ve putperestliğe karşı ayaklanmakla sadece Mezopotamya’nın güneyindeki Ur şehri halkını, Babillileri kurtarmadı.
 
Bu yüce ve görkemli hikâyeyi, böyle bir düşünceyi ne kadar da küçültüyorlar! İbrahim, insanlık tarihinde meydana getirilen o büyük yalanın, bir grup tarafından kurulan o zulüm sisteminin karşısına dikildi.
 
İbrahim, işkencelere, eziyetlere, mahrumiyetlere, onların tesis ettiği kan dökme, zorbalık ve haydutluk tarihine karşı mücadeleyi başlattı.
 
İbrahim, bu statükoya, bu durumu tanrılar ve din adına sürdürmek ve insanlığı onun doğallığına ve kutsallığına inandırmak isteyen sisteme karşı ayaklandı. İbrahim, bu başkaldırısıyla insanlığın bu büyük yalana kanmasına fırsat vermedi.
 
Aristo’dan daha çabuk davrandı. Bugün 19. ve 20. yüzyılda bile hâlâ Fransa’da ve İngiltere’de Aristo’nun: “Bir grup aşağı ırk, bir grup da üstün ırktır; insanlar böyle yaratılırlar.” sözüne inanan filozoflar vardır.
 
İbrahim, bu felsefî yalana karşı çıkan dâhilerden binlerce yıl önce sahte dindarların bu kurnazca ve tehlikeli yalanına karşı çıktı.
 
İbrahim, toplumda zulüm ve ayrımcılık vasıtası yapılan ve bireylerin değişik haklara sahip olabileceğini gösteren dini yıktı ve tevhidi ayağa kaldırdı.
 
Tevhit, herkesin bir tane Tanrı’sının olması, yani herkesin sadece insan olması demektir.!”(Şehit Dr.Ali Şeriati ra)(İbrahim'le Buluşma)
 
Bizler de İbrahim'i(as) olmak istiyorsak bizim dışımızdaki hiçbir insandan üstünlüğümüz yoktur "Üstünlük takvadadır" ilahi hitabını, herkes kafasını ellerinin arasına alsın, öbür tarafın mizanından önce ve derin bir tefekkür ile rahmani bir vicdanla kendini burada tartması belki de gelecek nedametine çare olacaktır.
 
İşte bu rahmani vicdan terazisinden sağlıklı çıkabilecek miyiz? Ve terazinin kefelerini ne kadar özgür bırakabildik? tam da önemli olan an bu hassas andır.!
 
Biz Tevhit ve Takvanın bile İlmel yakin bilgisine kısmen sahip olmadan, sadece telafuzi bir kavram olarak hafızamızın ön belleğinde yer vererek kendi kendimizi tatmin edecek kadar samimi miyiz? Yoksa, tüm metabolizmayı kapsayan ruhi birliktelikle beraber, idrakte netleşen, kalplere sirayet eden, ‘TAKVA-TEVEKKÜL' hissiyatımıza ve pratiklerimize ne kadar hakimdir.? İşte bu türden bir ölçümün sarrafı olabilmek kendimizi yargılamak, sorgulamak gerekmez mi?
 
Bu aritmetikten geçmeden İbrahim’iyim demek kolay..
 
Evlatlarını katledip, bu zulmün üzerine saraylar dikip. “Muhammediyim” demek en kolay hale gelmiş. 21.yy.da Ali(as)ve evlatlarının yaşadıklarından bi haber, tarihteki Şam kültürü ile yoğrulmuş, Saltanat ve hünkârların rehavetine karışmış ve İnsan olmadan önceki kokuşmuş; Ruh ‘tan yoksun toprağı, bize de halife diye pazarladılar, İbrahim’in yıktığı zulüm saraylarının tarihini bize ümmetin ittifakı ittihadı ve maslahatı diye altın tepsilerde sundular.
 
Gerçek şu ki İbrahim’in baltasına sahip olmadan önce İbrahim'in soyundan gelen Muhammed(sav) ve soyu Fatıma ve Ali üzerinden devam eden bir peygamberin genetiklerine ihanet eden başka bir ümmet örneği var mı? Önce buna bakmak lazım.!
 
Bizler inişteyiz, İnişin samimi bir yolcusu olamıyoruz ki, çıkışta aynı güzergâhta İbrahim’e bakacak yüzümüz olsun.
 
İşte bu aymazlık, ahmak ve idraksizliktir ki şüphesiz okuduğumuz Allah kelamı bize nasıl Rahmet ve şifa bahşetsin..!
 
Şüphesiz İnsanları peşinden sürükleyen her Peygamber, lider, şef, şeyh, pir, dedo, ahund, alim, allame, sultan kral, başkan, Serdar ve serverler takipçileri ile beraber şahit ve hakimi aynı olan hak mizanında hesaplaşacakları şüphe götürmez İlahi bir vaat ve gerçektir.!
 
Şüphesiz önderler tebaası ile beraber haşrolacak işte o gün kimin hazret ehli, kimin de hasret ehli, kimin abit kimin asi, kimin salih, kimin şaki olacağı.! bihakkın tahakkuk edecektir..!
 
İşte o gün Sonsuz kuvvet ve kudret sahibi Allah'ın ‘KÜN’(OL) Emri ile toprak olun dediği hayvanların bu haline bakıp zerrenin bile tartıldığı ortamda ağır ceza ve cürümlerini hakkel yakin gören bir kısım hasret ehli insanlar keşke biz de toprak olsaydık demeleri beyhude bir nedametleri olacaktır..!
 
İbrahim’in kendi dönemindeki Nemrutlara karşı tek başına nasıl cesurca direndiyse, Muhammed ortaçağ karanlığında bir yetim olarak büyüyüp her türlü zulüm ve aristokrasiyi devrimci bir cesaretle nasıl yerle bir ettiyse, Hüseyin de din adına oluşturulan, Dinsiz sarayları pak kanıyla nasıl yerle bir edip tevhidin izzetini koruduysa, bizler de çağdaş modern dünyada tüm tarihteki ceberutlara rahmet okutacak, uygulamaları ile bütün dünya medeniyetinin İrade ve tercihlerini yok sayarak herkesi kölesi zanneden “Büyük şeytan Amerika” putunun İbrahim’i bir bilinçle tüm alanlarda Zülfikar’ın sert ve rahmani bir kuvvetle kaldırıp bu şeytanın kafasına indirmediğimiz müddetçe tüm ibadet eylem ve söylemlerimiz bir Şiir, edebiyat ve komedyayı geçemeyecektir.
 
İbrahim nerden bilsin ki; ustalık maharetinin ve bedeni enerjisinin mahsulü olan Kabe ve etrafı bir zaman gelecek Japon teknolojisinin İlk pazarı, Amerika’nın da, samanlığı olacak;
İbrahim nerden bilsin ki; bastığı toprağın altından bir zamanlar kara altınlar fışkıracak ve bu altınların kaymağını kendi yoldaşları olan mazlumlar değil; çağdaşı Nemrud’un kaderdaşları Büyük şeytan Amerika İsrail ve uşakları olan Araplar hüpleyecek.
 
İbrahim nerden bilecek ki; çölde İnşa ettiği bu ısısız yerde kendisinden sonra Suudi hanedanın esen zülüm ve küfür rüzgârlarını,
 
İbrahim nerden bilsin ki; burası bir zaman gelecek Tevhit adına işlenen cinayetlerin ve yenen kul haklarının rezalet ve cürümlerin temizlendiği bir günah çıkarma makinesi olacak.
 
Hacer Nerden bilsin ki; İsmail’i için aradığı ve sonunda, ilahi ikrama mazhar olduğu su’yun sonraki medeniyetin Müdavimlerince karnındaki ateşi temizlemek için hak yiyenlerin sterilizasyonu olacak.
 
Hacer nerden bilsin ki; İbrahim’in yorgunluğunun zevkini sonradan gelen İbrahim adına İbrahim’in Tevhit dinine düşmanlık edenler ve Hacer’in eziyetinin; sefasını Suudi firavunları ve Avrupalı-Amerikalı olup garibanları uyutan sahte isimlerle Kral denen yerli ucubeler ve kraliçe denen satılık sarı kızlarla çıkaracaklar.
 
Peygamberin yenilmez serdarına hediye ettiği Zülfikar'ı elimize alıp Ali'nin velayet ve cesareti ile bu büyük şeytanın zatına veya yetişmesek bile gölgesine vurmamız belki ihlasımızın işaret gerçeği olacaktır. İşte o gün ölsek bile Arasat’ta Muhammed ümmetinin kafilesinin bir neferi olmaya yüzümüz olacaktır.
 
Aksi halde bireysel ritüellerle bezenmiş bir idrakin miskin ve kör cephesinde kendimizi avutacak Kâbe ziyaretçisi bir kahraman, bütün günahlarını mukaddes topraklara gömüp, gönül huzuru ile can veren Nadim ve Nuri bir hacı baba olarak ebediyetin dilencileri olmaya mahkûm olacağız.!
 
Şirk ve müşrikin kavramsal anlamını bile bilmeden şeytan taşlayan hecı Nuri babalar cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değil. Önce kafandaki şirk putların kır, zihnini temizlemeden müşriklerden beri olduğunu söz ve fiillerinle tel'in etmeden İbrahimi olamazsın.
 
Bak peygamber(sav) Mekke’yi feth ederken ilk işi Müşriklerin putlarla olan ilişki ve himmetine darbe vurdu. Zihnini kurcala hangi gavsın ve aciz yaratıkların himmeti ile yaşadığına sorgular çek, yaşadığımız çağda taş ve tahtadan putlar yok, ırk, ulus, makam, mevki, vatan, bayrak, para, binlerce put türemiş, bu tür sorgular seni tevhidi tevekkülün için olmazsa olmaz bir şuur ve idrakiyle buluşturur.
 
“Onlar seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh kavmi ile Âd ve Semud da peygamberlerini yalanlamıştı. İbrahim’in kavmi ile Lût'un kavmi de”HAC/42-43
 
Çağdaş dünyada figürler ve araçlar değişse de tarih tekerrür ediyor;
Hatem-ül Enbiya Hz. Muhammed(sav) in Allah'ın beşeriyete son mesajının indiği ve Nevş’u nema bulduğu yeryüzünün mukaddes Mekke ve Medine’si ile Tüm peygamberlere ev sahipliği yapan Kudüs gasıpların elinde esirdir.
 
Üstelik bu esarete her yıl 10 Milyondan fazla insanın ziyaret edip, çeşitlerde anlamını bile bilmediği sözde yakarışlarla ömrünün tüm cürüm ve zulümlerini temizlemeyi umut ve niyaz ettiği bir vaftiz mantığı ve duanın rehaveti ile yurtlarına dönen seyyahların aklına bu gasıpların gasp ve hırsızlıklarını ve münafıklıklarını görmeden utanmadan… Peygamberden nasıl şefaat talep edip İbrahim’i ve Muhammedi olduklarını İfade ederek kendilerini bu ümmetin ferdi sanmaları sadece bir iddia ve komedyanın son figürleri olmayı denemiş olmazlar mı?
 
Suud’ların dedelerinin bizzat itirafları biz semiti(Yahudi ırkı)ırkındanız beyanları, Büyük şeytan Amerika’ya uşaklıkları sağır, kör, dilsiz beyni bile felç edilmiş insanların idraki ile de uşaklıkları teyit edilen bu zalim ve münafık Suudi Firavunları Şeytanı taşlama seremonisinden kazandıkları paralar ile Muhammed ve İbrahim’in ayak bastığı toprağın altındaki kara altınları gerçekte kendileri gibi kara kaderin sahipleri ABD ve İsrail ile beraber Mazlumların daha da mazlumiyetine nasıl vicdansız ve zalimce harcadıkları herkesçe bilinen bir ihanete dayalı hırsızlıktır.
 
İşte bu hırsızların Şeytan İsrail’e pompaladığı $ gurubu lanet kan ile, Ortadoğu’da dört ülkeyi yakıp yıkmakla kalmadılar milyonlarca ölü, yetim kalan çocuklar, dul kadınlar, fahişeliğe mecbur edilen kızlar, tüm modern dünyada yeniden ve açıkça satılan mağdur ve müstezaf klasik köleler..!
 
Umudumuz Allah'ın keremi ile tüm bu Nemrut, Firavun ve Firavunlara karşı bir elinde İbrahim’in, put kıran baltası, bir elinde Muhammed'in Allah'ın Aslanı Ali'ye hediyesi olan küfre ve Münafıklığa karşı acımasız olan Zülfikar'ı tutan gerçek tevhidin korkmayan Aslan yavruları, bu Lanetlilerin uykularını kaçıracak vuruşlar yapıyorlar.
 
İşte bu Haydari vuruşlar, tüm muvahhit ve özgür insanların umut ve ümidi olmakla beraber beklenen 'O' yüce insanın da askeri olmayı hak etmenin liyakati, dirayetli ve cesur simaları olması şirk ve müşrikler için birer kabus olanların makbul olacak şefaat ve duasında yer almak dileklerimizle..!
 
Ey Müslüman senin sedan şu olsun;
 
Ey Tağutlar Sağlam inşa ettiğiniz veya öyle zannettiğiniz kaleleriniz yakında yıkılacak, Pek yakında yüce Allah'ın Kadim vaadi; Mazlumlar sadece sizin kalenizin varisi olmayacak yeryüzünün tümünün varisi olacağından şüphemiz yoktur.
 
Tüm dünyada 1979 yılında parlayan Zülfikar'ın ışığı tüm muvahhitlere, mazlumlara, mahrumlara ve ezilen tüm özgürlük aşıklarına adil ve yeni bir dünyanın müjdesini aldık...!
 
Biz bu vaat ile teselli olurken; Allah'ın vaadinde mutlak anlamda sapma olmayacak bir irade ve itikat gariplerin alnında ve gönlünde parlıyor.
 
Ey zulmün ve ilahi azabın müstahakları ve hassaten BOP(Büyük Ortadoğu projesi)nin 52 Ortak şeytanları, İyi biliyoruz ki, Sizi panikleten ve size teselli şarabı içiren, zulmünüze cesaret bahşeden de, Büyük şeytan Amerika'nın ve Siyonist İsrail'in Nükleer sopasıyla tesellinize devam edin..!
 
Ama şundan emin olun ki, bu teselliler Allah'ın 'KÜN' İradesine 'O' Büyük insanın ve O'na İnananların eliyle mutlak olarak mağlup ve Zelil olacaksınız..!
Kapitalizmin para aşkının kaleleri yıkılacaktır biiznillah.!
 
Allah'ın Birliği ve Yalancı İlahlar
 
Acaba kendilerine bile menfaati olmayan bir sürü yalancı ve uydurma (putlar) ilahlar mı, yoksa bağışlayanların en iyisi, yardım edenlerin en iyisi, rızık verenlerin en iyisi, hükmedenlerin en iyisi olan Kahhar Allah mı iyidir? Elbette ki, tevhide inanmak, İslam dininin esaslarından biri olduğu gibi, aynı zamanda manada İslam Akaid ve inancının tamamının ruhu ve ana mayasıdır. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, Allah’ın bir olduğu inancından her nevi sapma ve şirke yönelmeyi affedilmez bir günah saymakta ve şöyle buyurmaktadır:
“Gerçekten Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Allah’a eş ve ortak koşan, doğrusu büyük günah işlemiş ve iftirada bulunmuş olur.” Nisa/48
 
“Andolsun ki sana ve senden önceki peygamberlere vahyolundu ki: Eğer şirk koşacak olursan şüphesiz bütün amellerin boşa çıkar ve bu durumda hüsrana uğrayanlardan olursun.” Zümer/65
“Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı uydurma Rabler mi, yoksa ezici üstünlüğe sahip olan Allah mı?” Yusuf/39
 
Salihlerin ve Fasıkların Hükümeti
 
Bak, Kur’an-ı Kerim biz insanlara iki türlü hükümet (idare şekli) olduğunu açıklamıştır. Birincisi, Salihlerin hükümetidir. Hz. Davud’un (a.s) ve Hz. Süleyman’ın (a.s) hükümetleri gibi. İkincisi ise, Tağut ve fasıkların hükümetidir.
 
Bu ikisi arasında çok büyük farklılıklar vardır. Birbiriyle mukayese sonucu söz konusu olan farklılıklardan bazısı şunlardır:
 
1- Salihlerin hükümetinde hedef, toplumu ıslah etmektir. Hz. Ali (a.s) Salihlerin hükümetinin felsefesi hususunda şöyle buyurmuştur:
“Salihlerin hükümetinde hedef, toplumu ıslah etmektir. Tağutların ve fasıkların hükümetinde ise hedef hükümranlık ve fesadın yaygınlaştırılmasıdır.”Nehcül Belağa/53
 
Allah Kur’an-ı Kerim’de Tağut ve Fasıkların hükümetini şöyle tanıtmıştır:
“Onlar (fasıklar) şehirlerde azgınlaşmışlardı. Böylece orada fesadı yaygınlaştırıp arttırmışlardır.” Fecr/12-12
 
2- Salihlerin hükümetinde müminler, tağutların hükümetinde ise fasıklar aziz olurlar.
 
3- Salihlerin hükümetinde ilahî değerler hâkim olur:
“Onları yeryüzünde yerleştirip iktidar sahibi kılacak olursak; dosdoğru namazı kılan, zekâtı veren, uygun olanı emreden, kötü olandan sakındıran kimselerdir. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.” Hac/41
Tağutların hükümetinde ise, şeytanî değerler hâkim olur.(Tağut ve Tağut makalemize bakın)
 
4- Salihlerin hükümetinde toplumun birlik zemininde kardeşçe yaşamalarına ortam hazırlanır, halk asayiş içerisinde yaşamaya devam eder. Fasıkların ve tağutların hükümetinde ise, halkın arasına kabilecilik, milliyet, din, dil ve benzeri sebeplerden fitne sokularak kardeş kavgası ortamı hâkim olur.
 
Çağdaş dünyada hakim olan ziyniyet adaleti öteleyen zulmü önceleyen bir siyaset mantalitesi gezegenimizi kölelerin sefaleti efendilerin rehavetine hükmeden bir hayat gerçeği, gelecek nesiller için eşrafı mahlukat yerine, Kendi neslini yok eden, ebteri mahlukat mekanlarına çevirmiştir.
 
“Ancak inananlar ve iyi işlerde bulunanlar ve Allah'ı çok ananlar ve zulme uğradıktan sonra yardıma mazhar olanlar müstesna. Ve zulmedenler, yakında bileceklerdir halleri neye varacak ve nereye varıp gidecekler. Şuara/227
 
Hepimiz Adem'e illiyet ve irsiyet zinciri ile kerhen bağlı isek, Adem’e üflenen ölümsüz olan Allah'ın ruhunu taşıyorsak ölümsüzlük vardır, Sadece kapılar arasında geçenlerin yolculuk bilinci ve idraki ile istenen kurallara uymak bize haddini bilen bir şeref ve izzet bahşedecektir. Vesselam