Bilinçlenme Ayı Ramazan



ID:56266
Yayınlanma:
28 Nis 20

"Siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davrananların dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsvâ olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir."

Genellikle haccın toplamsal bir ibadet olduğunu ve Müslümanlara ümmet bilincini aşıladığı söylenir. Hiç kuşkusuz bu doğru bir yaklaşımdır, fakat diğer temel ibadet türlerine baktığımızda onlarda da ümmete ve kamusal alana tekabül eden boyutlar görebilmekteyiz. Örneğin namaz, özellikle Cuma namazı ve bu namaz esnasında okunan iki hutbeden biri kamusal (siyasî) alandaki sorunların gündeme getirilmesine ve çözüm önerilerinde bulunulmasına ilişkindir. Zekât, sadaka, humus ibadetine bakıyoruz; bu da hem Müslüman bireye hem devlet erkine sorumluluklar yüklemektedir. Oruç ibadeti de öyle; zahiren bireysel görülse de, orucun manâ, hikmet ve felsefesine baktığımızda ümmet ve insanlık dayanışmasının ilâhî bir mükellefiyet olduğunu görüyoruz. Oruç ibadeti ile yaşadığımız açlık bize nasıl bir sorumluluk duygusu yüklüyor? Bunu idrak etmek durumundayız. Oruçluyken gün boyu maruz kaldığımız açlık ve mide kazıntısı bize Ramazan ayının dışında da sürekli aç yaşayan yoksul insanları hatırlatmıyorsa, sadece akşam olduğunda kavuşacağımız iftar sofrasını düşünüyorsak vah bizim hâlimize! 

Hiç kuşkusuz, Ramazan tefekkür ve bilinçlenme ayıdır. Duygu ve düşüncelerimizi gözden geçirme ve yenileme ayıdır. Ramazan farkındalık, tezekkür, muhasebe ve sorumlulukları yüklenme ayıdır. Sevgili Peygamberimiz, "Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir." demiyor mu? Bunu en iyi idrak etmenin yolu oruçtur. Rabbimiz'in bizlere  oruç tutmayı farz kılmasının birçok hikmetleri var. Bir ay tutacağımız oruçla, bir yıl boyunca bedenimizde birikmiş olan yağ ve toksinleri atmamız ve sağlıklı bir bedene kavuşmamız olayın sadece bir boyutudur. Hatta şöyle de diyebiliriz: Yiyeceğimiz gıda maddelerine dikkat etmekle, sağlıklı beslenmekle, yapacağımız rejimle ve sportif aktivitelerle zinde bir bedene sahip olabiliriz. Şu hâlde oruç ibadetinin bunun çok ötesinde hikmetleri olsa gerek! Biz aç kalmakla neyi idrak etmeliyiz? Açlık bize, diğer hemcinslerimize ve hatta (başta sokak hayvanları olmak üzere) tüm canlılara karşı empati yaptırmış olmuyor mu? Bu empatiyi yapamıyorsak vah hâlimize! 

Oruç ibadeti her şeyden önce bize farkındalık aşısı yapmalı! Müslüman kişi normal koşullarda ihtiyaç sahibi her canlıya karşı duyarsız olmaması gerekirken, bugün İslâm ümmetinin içerisinde bulunduğu hecümerçliğe, keşmekeşliğe ve sorunlar sarmalına baktığımızda içler acısı bir durumda olduğumuzu görmüş olacağız.  Ümmet olarak oruç ibadetinin şuuruna kavuşmadan ve gereği için girişimlerde bulunmadan dünya genelindeki açlık, yoksulluk ve diğer sosyolojik sorunlar hâlledilemez. Bunun ön koşulu ise 57 ulus devlete bölünmüş olan İslâm ümmetinin evrensel birlikteliğini tesis etmesini zorunlu kılmaktadır. Görüldüğü gibi oruç ibadeti bize sadece bireysel ve sivil toplum kuruluşları hizmetleriyle ilgili sorumluluklar yüklemiyor.

Sivil toplum kuruluşlarımızın çalışmalarını elbette takdirle karşılıyoruz. Fakat biz fotoğrafın daha büyüğüne bakmak zorundayız. Baside aldığımız anlaşılmamalı ama STK'larımız lokal pansumanlar yapmaktadır. "Hiç yoktan iyidir" kabilinden elbette bunlar yapılmalı. Fakat burada asıl ifade etmek istediğimiz, biz İslâm ümmeti olarak iki milyar nüfus potansiyelimizle "tek devlet" çatısı altında birlikteliğimizi tesis etmiş olsaydık dünyanın çehresi bugün böyle olmayacaktı. 57 Müslüman ülkenin bir araya gelerek oluşturacağı "güç birliği potansiyeli" ile öncülük misyonunu yüklenmiş olarak dünyanın anti emperyalist ülkeleriyle yeni bir Birleşmiş Milletler tesis edilse dünyamız çok daha güzel olurdu.

Bakınız bir oruç ibadeti bizlere neyi hatırlatıyor? Evet, biz Müslümanlar oruç tutarken yaşadığımız kısmî açlıkla dünyadaki yoksul ve ihtiyaç sahibi insanları düşünerek, açlığın ve yoksulluğun kader olmadığını idrak etmeliyiz. 

Özellikle şunu belirtmiş olalım ki İslâm, bütünlüğünden ödün vermeyen, kendi unsurlarıyla hayatın her alanını kuşatan, kendi kuralları dışında hiçbir yasaya gereksinim duymayan ve dolayısıyla sentez kabul etmeyen namütenahi yetkinlikte bir paket programdır. Allah Teâlâ'nın evrensel yasalarını bir bütün olarak yaşamak zorundayız. Bunun aksi duruma ilişkin Rabbimiz sert bir uyarıda bulunuyor: "Siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davrananların dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsvâ olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir." (Bakara:85)

Sanırım İslâm ümmetinin bugün içerisinde bulunduğu istikrarsız durum anlaşılmıştır. İslâm, tüm kurum ve kurallarıyla bir bütün olarak yaşanmadığındandır ki ümmet bugün bu hâlde. Ne uluslararası siyasette, ne Birleşmiş Milletler, ne dünya halkları nezdinde itibarı olmayan bir ümmet! 

Sonuç olarak, biz bireysel anlamda oruç tutmaktan maada, oruç değerler mazumesi olarak bu ümmeti tutmalı, bu ümmete sunduğu algoritma (çözüm önerileri) ile yol göstermeli, ümmete dirlik vermeli. Ümmeti harekete geçirip devinim hâline getirmeli...