Fikir ve Analiz Beyrut Limanı patlamasının sebepleri ve sorumlular



ID:60647
Yayınlanma:
09 Ağu 20

Lübnan belki de 1920 yılında kurulduğu günden bu yana hiçbir zaman 4 Ağustos 2020'de Beyrut Limanı'nda meydana gelen patlama sonrası yaşadığı kadar zor bir kriz ile karşılaşmadı. Bununla ilgili faktörler de, buna yaklaşımın hassas ve karmaşık oluşu ve konu başlıklarının çokluğu bakımından ele alınmalıdır. Biz bu makalede Beyrut limanında yaşanan felakete dair çok sayıdaki başlıklar arasından öne çıkan birkaç ana maddeye değineceğiz. Zira bu felâket konum olarak Beyrut'ta meydana gelmiş olsa da varlık açısından da gelecek açısından da Lübnan'ı doğrudan hedefleyen bir felaket oldu.

Felakete dair resmi verileri değerlendirerek, gerçeğin açığa çıkması için patlamanın ne şekilde meydana geldiğini ve bundan nasıl fayda sağlandığını ele alacağız. Çünkü bu hususları doğru bir şekilde ele almak kayıpları belirleyip yıkım ve çağrışımlar serisini durdurmaya yol açacaktır. Bunun tersi yapılırsa tehlike bir hastalık gibi yayılacak, yeni yeni felaketler doğuran felaketler peyda olacak ve bu da Lübnan'ın tüm varlığını tehdit edecektir.

Nitelik ve sebeplerden sorumluları belirlemeye yönelik sorulara kadar masaya yatırılması gereken çok sayıda soru vardır. Bu soruların gerçeğe ulaştıran doyurucu cevaplarına ulaşmak gerekmektedir. Bunların mutlaka açığa çıkarılması ve bunlardan yola çıkarak sonuçlara varılması gerekir. Bu konuya dair en belirgin soruları sizler için şu şekilde sıraladık:

1- En basit şekilde nitelendirilirse, patlayıcı bir madde olarak nitelenen bu madde neden burada depolandı? Neden bu madde nasıl saklanacağı konusunda yeterli liyakate ve potansiyele sahip kişilerin kontrolüne verilmedi? Bu çerçevede şunu vurgulamak isteriz: Kanunlar ve yürürlükteki sisteme göre ithal yollardan gelen patlayıcı maddelere el koyma hakkı sadece orduya verilmiş. Ordu bu yasaklı, tehlikeli maddelerin tasfiyesini üç yolla yapıyor. Birincisi eğer maddenin faydası olmadığından emin olunursa en hızlı şekilde maddenin imhası. İkincisi maddenin bundan faydalanacak resmi bir tarafa teslim edilmesi. Üçüncüsü de eğer özel sektörün bundan faydalanacağı ispat edilirse kamunun güvenliği ya da sağlığını tehlikeye atmayacak şekilde açık arttırma üzerinden maddenin satılması. Tüm bunlar pozisyonun gerektirdiği bir şekilde, adli makamların inceleyip bu maddenin suç delili olmadığına dair kanaat belirtmesi sonrası titizlikle yapılmalıdır.

2- Niçin bu maddelere el koyması için atanmış olan taraf (gümrük dairesi) bu maddenin ne kadar tehlikeli olduğunu bildiği ve bu tehlikeli maddenin gözetimini yapma konusunda liyakat sahibi olmadığı halde yedi yıl boyunca bu göreve devam etti? Gümrük Genel Müdürü'nün konuyla ilgili olarak yargıya 7 defa yazı yolladığı ve yeterli bir yanıta ulaşmadığı da söyleniyor. Biz burada şunu söylemek istiyoruz: Gümrüğün vazifesi amacı gerçekleştirmektir, ilgi göstermek değil. Gümrük o tehlikeli maddeden yargı izniyle kurtulma açısından başarısız olduğu zaman limandan sorumlu yapıya gitmeli veya Başbakan'ın halledebilmesi için Maliye Bakanı'na meseleyi arz etmeliydi. Yargıya yazı yollamakla yetinmek çok büyük bir hatadır. Çünkü bir görevli kendisinden isteneni yapamadığı zaman, kamunun güvenliğini ilgilendiren her meseleyi çözecek doğru pozisyon Başbakanlık'tır.

3- Acil Yargı böylesine bir dosyayı tüm tehlikesine rağmen niçin ihmal etti? Acil Yargı varlık amacının, rutin yollarla yeterli sürede çözülemeyecek olan tehlikeli işleri en kısa surede çözmek olduğunu bilmiyor mu? Formaliteleri ya da başka hususları bahane ederek, kapıya dayanmış bir tehlike için tavır takınmamaktan sıyrılması doğru mudur? Burada Acil Yargı hakimi Yargıç Mazih'i selamlamak isterim. Kendisi ona arz edilen meselenin tehlikesini takdir etmiş, Lübnan'ın Asayişi ve Kamu Güvenliği dairesi ile irtibata geçmiş ve durumu şaibeli biçimine rağmen bir günü tatil etmiştir. Tüm çekincelere ve daha sonra attığı adım istifa etmek olsa da bu konuda elinden geleni yapmıştır.

4- Liman müdüriyeti, başkanı ve tüm görevlileriyle birlikte; Beyrut Limanı'ndaki güvenlik organlarının bu konudaki rolü nedir? Böylesine anormal ve tehlikeli bir vaziyette nasıl sustular? Kendileri olarak ya da Bayındırlık Bakanlığı aracılığıyla ne tedbirler aldılar? Limandan her türlü açıdan tehlikeyi uzaklaştırmaya yönelik tedbirler alıp işlemler yapmak onların esas görevi değil midir?

5- Kim başlarında hiçbir gözetmen olmadan, herhangi bir sürprizi engelleyecek hiçbir koruyucu önlem almadan, yanıcı ya da patlayıcı bir maddenin hemen yanı başında kıvılcım çıkarabilen araçlar ve elektrik kullanarak bakım çalışma yapmaları için bir teknik ekip görevlendirdi? Bunu nasıl yaptı?

Yani özet olarak diyoruz ki, Beyrut'ta 2014 yılından bu yana depolanan nitrat ve amonyum dosyası, bir felakete yol açan ihmaller ve kusurlarla dolu, ya da kasıtlı olarak işlenmiş muazzam derecede suiistimaller taşımaktadır. Dolayısıyla patlamanın sebebi ne olursa olsun suiistimaller olmasaydı bu büyüklükte bir felaket yaratmazdı. Eğer nitrat ve amonyum maddeleri depolama kurallarına aykırı bir şekilde saklanmasaydı, bahanesi ne olursa olsun kabul edilmezdi.

Depolama anlaşması sürecini uzun süre boyunca tamamen ihlal ederek ve ehliyetsiz kişiler tarafından bu maddenin elde bulundurulması gibi tüm bu sebepler patlamanın ve felaketin meydana gelmesi için uygun ortamı oluşturdu. Patlama olayının sebepleri ise dört varsayım üzerine dayandırılabilir:

A- Birinci teori, pratik mantık ve sahadan toplanan yangın ile patlamaya sebep olan verilerle ele alınır. Bu teoriye göre yangın elektrik ve kıvılcımlarla ilgili suiistimaller sonucu meydana geldi. İlk kıvılcımdan 40 dakika sonra söndürmek için ekipler çağırıldı. Yangın söndürülemeden önce ilk patlama ve daha sonra ardından ikinci patlama meydana geldi. İlk yangının yükseldiği yerde felaket yaşandı. Böylelikle büyük patlama için gerekli olan gazlar ve baskı açığa çıktı.

B- İkinci teori, yerel ve objektif unsurlar bakımından ilk teori ile tutarlıdır. Buna göre, limandaki kimyasal malzeme deposunun maruz kaldığı yüksek nemle birlikte yangın başladığında ısının yükselmesi, sıcaklık derecesinin hızlı yükselmesine katkı sağladı ve tüm bu unsurlar depodaki havai fişeklerin tutuşması ve sonra küçük patlamalara ve sonunda nitrat ile amonyum patlamasına sebep oldu. Bu durum dumanın renginin ve şeklinin değişmesini açıklıyor.

C- Üçüncü teori, patlamanın bahsi geçen boşlukların kullanıldığı bir sabotajdan kaynaklandığı söylemlerine dayanıyor. Buna göre de, depoya taşınan küçük miktarda patlayıcıların infilak etmesinin büyük bir patlamaya sebep olacağı bilindiği için bu şekilde planlandı. Bu teori, Lübnan'ın bölgesi ve yaşanan gelişmeleri göz önüne alındığında, üzerinde düşünmeyi gerektiriyor.

D- Dördüncü teori ise, en tehlikeli olandır yani İsrail unsurudur. İsrail'in bu mekanda böyle büyük miktarda kimyasal maddenin var oluşunu ve kötü depolama koşullarını kullandığı söyleniyor. Buna göre İsrail, savaş uçakları ya da insansız hava araçları yoluyla bu suçu işledi. Lübnan hava sahasında görülen ve duyulan bazı kanıtların yanı sıra İsrailli yetkililer ve Trump'ın ilk pozisyonları bu teoriyi destekliyor. Bazı videolar da füzeye benzer bir cismin yangının ilk aşamasında depoyu hedeflediğini gösteriyor. İsrail'in düşmanca yapısı, bölgedeki mevcut çatışma hali, Pompeo'nun Lübnan'a karşı planları göz önüne alındığında bu teori diğerleri arasında birinci sıraya yerleşiyor.

Tüm bu teorilere rağmen bizler şu anda herhangi bir teorinin tercih edilmesi ya da benimsenmesi konusunda çekince içerisindeyiz. Bakanlar kurulunun oluşturduğu araştırma komitesini hiçbir teori ve olasılığı göz ardı etmemeye ve herhangi bir olasılıkla kendisini sınırlamamaya çağırıyoruz. En önemlisi gerçeğe ulaşmaktır. Bu durumda Lübnan'ın geleceğini gösteren ışık diğer her şeyden önemlidir.

Sorumlulara gelince, Beyrut'ta ilan edilen olağanüstü halin gölgesinde, 2014 yılından beri bu depoda görev alan herkesi tek tek soruşturmalarını tavsiye ediyoruz.

Emin Muhammed Hutayt
Kaynak: Al-Binaa
Çeviri: Merve Soydaş/İntizar