Alıntı Yazılar İktidar öneriyi küstahlık sayıyorsa



ID:60784
Yayınlanma:
12 Ağu 20

Cumhurbaşkanı Erdoğan, her fırsatta muhalefeti sadece eleştirmekle, başka bir şey bilmemekle suçluyordu. 
“Sadra şifa bir öneriniz var mı? Varsa çıkın söyleyin” demiyor muydu? 

Bu çağrıyı, dün bir kez de Ali Babacan boşa çıkardı. 

Aşağıda okuyacağınız haber spotu, çıkıp söyleyenin başına ne geldiğini anlatıyor. Bire bir aktarıyorum: 

“Babacan’dan kendisi için ‘parti kurmuş bize ekonomi dersi veriyor’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yanıt: ‘Ders vermiyoruz; ülkemiz düze çıksın diye çözüm önerileri sunuyoruz.”

AK Parti ‘önermiyor, sadece eleştiriyor’ diye sıkıştırıyor muhalefeti. Meydan okuyor. 

Ama bakıyorsunuz aynı iktidar, ne zaman muhalefetten bir öneri gelse azarlayarak, tersleyerek geri itiyor. 

Ya “O akılları kendinize saklayın, sizin aklınıza ihtiyacımız yok” fırçasıyla karşılanıyor öneriler.

Ya da “Kalkmış bize ders veriyor, kim oluyorsun da bize ders vermeye kalkıyorsun, daha dur bakalım, 40 fırın ekmek yemen lazım” şeklinde had bildiriliyor. 

Sanki bir öneri getirilmemiş de ağır hakaret edilmiş gibi bir tepki. 

Sen misin öneren! Teklif sunma girişimi; hadsizlik, küstahlık ve ukalalık addedilip bir dövmedikleri kalıyor. 

Cevaben ayar çekiliyor ve zarfı bile açılmadan sahibine iade ediliyor. Üste de bir araba dolusu laf işittirerek... 

DEVA lideri Babacan’la polemik, bu gerçeği bir kez daha ifşa etti. İktidar, katkıya açık değil, burnundan kıl aldırmıyor. 

Muhatap, prensip olarak kabule yanaşmazken muhalefet nasıl yapıp nasıl edip de öneri beğendirecek?

IMF'NİN KÜÇÜLME TAHMİNİ TUTACAK MI YANİ?

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, IMF’nin yanılacağına bahse girmişti.

IMF, öngörülerini salgın sonrası revize edince kızdırmıştı hani iktidarı.

Bakan şöyle çıkışmıştı:

“Çok bilen ama çok yanılan otoritelerin söylediğinin aksine, bu krize rağmen, yüzde 5-10 küçülme değil, inşallah pozitif büyümeyle bu yılı kapatacağımız yıl olması için çok büyük çaba sarfediyoruz.” 

IMF’ye göre, dünya ekonomisi bu yılı yüzde 3 küçülmeyle kapatırken Türkiye yüzde 5 küçülecekti. Dünyadan daha fazla. Yani negatif ayrışacaktı. 

Oysa Bakan Albayrak aksi kanaatteydi, dünyadan pozitif ayrışacağımızdan emin konuşuyordu. 

Salgın bize fırsatlar sunacaktı, hazırlıklı yakalanmıştık, avantajlarından yararlanacak ve kazançlı çıkacaktık. 

Dünya küçülürken belki de tek biz iyi yönde ayrışacak, büyüyecektik. Gözümüz aydındı. Hamdolsun, kader yüzümüze gülüyordu. 

Son kur atağıyla birlikte faizleri düşürerek  enflasyonu düşürme teorisi çökünce bu iddia ve söylem de değişmeye başladı.

İktidar savunucuları, şimdi tersini söylüyor bize. Sanki sadece Türkiye’de mi ekonomi kötüye gidiyormuş. Dünya çatırdıyor, görmüyor muymuşuz! 

IMF haklı mı çıkmış oluyor bu durumda, meğer doğru mu tahmin etmiş, bu mu mahcupça itiraf edilmek istenen?

"HEYYT ULAN SAVULUN" KÜKREMESİNİN CAYDIRICILIĞI

“Dayanılmaz hafifliği” demiyorum. Ama bunun ciddi devlet dili olmadığını, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik şöyle söylemişti: 

“Yunanistan Savunma Bakanı savaşa hazır olduklarını ifade ettiler. Türkiye bir kabile devleti değildir. Kabile devleti yöneticileri gibi açıklama yapılamaz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünün tartışılmayacağını herkes bilir. Yunan Bakan’a söylüyorum, bu tarz kötü şakalar yapmayın. Ciddiye alınır bir yanları yok.” 

Hazirandan bu yana çok zaman geçmedi, köprünün altından çok sular akmadı. Sanırım bu devlet yaklaşımı değişmemiş, hala geçerlidir. 

Yunanistan’la hararet yine arttı, kazan fokurduyor. Haklı taraf da biziz. Türkiye, Akdeniz’de kara sınırlarına hapsedilmeyi tabii ki sineye çekemez. Yunanistan’la boy ölçüşecek, menfaatlerini korayacak güce de sahip. Gerekirse sözlerinin arkasına askeri kuvvet koyar elbette. 

Fakat ‘şakacı’ komşumuz, yanına Mısır’ı da aldı. Ve Mısır’ın arkasındaki Suud’u, Körfez hanedanlarını, Arap Birliğini filan da... 

Dışişleri Sözcümüz, buna yazılı açıklamayla şöyle tepki gösterdi:
 
“Akdeniz’in ‘tek sahibi benim’ anlayışıyla hareket edenler hüsrana uğrayacaktır. Türkiye, kendisine karşı oluşturulan şer ittifaklarını yerle yeksan edecek kudret ve kararlılık ile imkan ve kabiliyetlere sahiptir.” 

“Yerle yeksan etme” dili, biraz fazla ve abartılı kaçmadı mı? Abartı, ciddiyeti sulandıran, caydırıcılığı hafifleten bir etki yapmaz mı? Şart mı, gerekli miydi? Bir de Ömer Çelik’e sorulsaydı keşke.

Akif Beki/Karar