Röportaj/Söyleşi Emekli albay: Fransa'nın Türkiye karşısında olmasının sebebi Erdoğan'ın Macron eleştirisi



ID:62063
Yayınlanma:
04 Eyl 20

Emekli Deniz Kurmay Albayı Prof. Dr. Celalettin Yavuz, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Macron'u zaman zaman eleştiren çıkışları, Fransa'nın karşımıza durmasında az da olsa bir etkeni olabilir diye düşünüyorum" dedi.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’in doğal kaynaklarındaki sismik araştırmalarla sürdürmesi başta Yunanistan olmak üzere bölge ülkelerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. Son zamanlarda Fransa'nın tepki vermesi ve Fransa, 42.500 tonluk amiral gemisi Charles ve Gaulle’ü Doğu Akdeniz’e göndermesi bu gerilimin devam edeceğini gösteriyor.

Konuya ilişkin Mehr Haber Ajansı'na konuşan Emekli Deniz Kurmay Albayı Prof. Dr. Celalettin Yavuz, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Macron'u zaman zaman eleştiren çıkışlarının Fransa'nın Türkiye karşısında durmasına az da olsa bir etkeni olduğu kanaatinde.

Aşağıdaki yazıda Yavuz'un Mehr'in sorularına verdiği yanıtları okuyabilirsiniz:

1- AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Doğu Akdeniz krizi üzerinde Atina'yla diyalog yapılmaması takdirde Ankara'ya yönelik yeni yaptırımlar uygulanabileceğini söyledi. Sizce AB’nin Türkiye’ye karşı yaptırım uygulaması mümkün mü?

Zaten belli bir yaptırımları var, bundan sonra Avrupa Birliği, Türkiye’ye karşı ne yapabilir. Ben çok çok fazla şey düşünemiyorum. Yani Türkiye'den alacağı veya hatta almakta olduğu tekstil ürünlerine yeni bir kota mı uygulayacaktır? Veya Avrupa Birliği giriş sürecinde tıkanmış görüşmeler gene mi tıkanacaktır. Zaten yok öyle bir görüşmeler yani biraz da Türkiye Cumhuriyeti bu konuların üzerine gitmesinde Avrupa Birliği'nin yani sadece Yunanistan'da değil Avrupa Birliği'ni de adeta bazı şeyleri mecbur etmek ister gibidir. Daha doğrusu şöyle söyleyeyim Avrupa Birliği'nin Türkiye üzerinde fazlaca bir yaptırım gücü yoktur ve ancak BMGK'de Türkiye'ye, İran benzeri yaptırım kararı alınması gündeme gelirse anack etkili olabilir. Onu da dahi ben Türkiye'nin geri adım atacağına inanmıyorum çünkü şahsi kanaatim Türkiye Doğu Akdeniz'deki yapmış olduğu faaliyetlerin de hukuken son derece haklıdır. Bence Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye değil Yunanistan'ı bir uzlaşma içerisine girmesi için davet etmelidir. Neticede bunu bir ölçüde Almanya'nın yaptığını söylüyoruz bir ölçüde diyorum çünkü Almanya'da diyalogtan yana olmakla birlikte şayet Avrupa Birliği'nde Almanya'nın dışındaki ülkeler tarafından Yunanistan lehine bir karar alınırsa belki o da bu karara uymak mecburiyetinde kalabilecekt. Ancak bu tip bir kararın alınmaması için de Almanya'nın belli bir gayret içerisinde olduğunu görüyoruz.

2- Türkiye yıllardır AB üyesi olmak için çaba sarf ediyor. Ama son zamanlarda AB’nin Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine karşı olduğunu duyuyoruz. Hatta dün AB Komisyonu Sözcüsü, Avrupa Birliği'nin Doğu Akdeniz konusunda endişeli olduğunu, Türkiye'den barışçıl ve ılımlı bir çözüm beklediklerini dile getirmişti. Peki Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çalışmaları Ankara’yı AB üyesi olması için zorlandırmaz mı?

Türkiye yıllardan beri Avrupa Birliği üyesi olmak için çaba sarf ediyor. Ancak çok da fazla ileriye gittiğimizi söyleyemeyiz. Öte yandan Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerine karşı olduğunu özellikle okuyoruz. Kimler var burada, bilhassa Fransa'nın yani şöyle söyleyelim doğrudan itiraf halinde olduğumuz Yunanistan Güney Kıbrıs Rum kesimine ilaveten Fransa'nın da büyük ölçüde Yunanistan ve Kıbrıs'ı desteklediğini görüyoruz. Petrol şirketi sebebi İtalya'nın da belli bir ölçüde gene Yunanistan'la ve Kıbrıs'la iş birliği yapma arzusu içerisinde olduğunu görüyoruz. Avrupa Birkiği dışındaki ülkelere baktığımızda Ortadoğu'da Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve onun arkasında örtü olarak Suudi Arabistan'ı, hatta bir ölçüde Libya sebebiyle Rusya'yı da karşı tarafta görmek mümkün olabilir. Her ne kadar sesi çıkmıyor ise Amerika Birleşik Devletleri'nin de özellikle de demokratlardan Biden'ın 8 ay önce Erdoğan yönetimi konusunda söylemiş olduğu sözlerini dikkate aldığında Amerika'nın da gene bir ölçüde karşı tarafta olduğunu söyleyebiliriz. Başka aynı şekil Avrupa Birliği'nden Fransa demiştik İtalya bir ölçüde var, bunu da görüyoruz. O halde Avrupa Birliği Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki çalışmaları konusunda Avrupa Birliği üyesi olması için zorlandırmaz mı diye bir sorunuz var; Ben şunu söylüyorum Türkiye Avrupa Birliği'nden artık pek de umutlu değildir. Yani ne yaparsa yapsın yeni kriterler ortaya konduğu için Türkiye'nin milli çıkarları bir tarafı bırakılmak istendiği için daha doğrusu Avrupa Birliği ayrı bir Hristiyan kulübü gibi görmek istediği için bir diğeri İngiltere'nin bile Brexit şeklinde Avrupa Birliği'nden ayrılarak Avrupa Birliği'nin çok da yararlı olmadığını gördü ve inandı. Yeni şekillenen dünyada Türkiye'de Avrupa Birliği'ne hayır dememekle birlikte bu kadar çok şart koşan Avrupa Birliği'ne evet demekte güçlük çekmektedir. Dolayısıyla Avrupa Birliği üyeliği konusunda, Avrupa Birliği'nin yapacağı zorlamalar Türkiye'yi onların istediği ölçüde etkilemeyecektir.Yani Türkiye bildiği yoldan şaşmayacaktır diyebiliriz.

3- Türkiye Doğu Akdeniz’de sadece Kıbrıs ile Yunan değil, belki Fransa’yla da ciddi sorunlar yaşıyor. Fransa’nın Türkiye ile asıl sorunu nedir?

Ben bunların içerisinde sadece bir tek konu değil kişisel sorunlar da olduğunu düşünüyorum ama şöyle bakacak olursak Doğu Akdeniz, Lübnan ve Suriye gibi bölgeler hatta Mısır ve Libya zaman zaman Fransa'nın kendi arka bahçesi olarak gördüğü yerler gibidir. Özellikle Lübnan ve Suriye dedim, şimdi Libya'da bunlara eklendi, sebebi ne? Henüz Arap Baharı çıktığı zaman Fransa'nın ilk askeri müdahale yapan ülkelerden olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Libya'da Fransa'nın ekonomik çıkarları vardır. Şu andaki Ulusal Mutabakat Hükümeti yerine yani Serrac hükümeti yerine  bir diğer illegal hükümet demeyelin de kuruluş olan Hafter yönetimine çok daha yakındır; Bu da petrol ve doğalgaz çıkarları sebebiyledir. Dolayısıyla Fransa'yla Türkiye'nin Libya'da çıkarları ayrışmaktadır. Benzer şekilde Libya'yı Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz yataklarından çok dahil etmek mümkün değildir. Burada da işte Mısır ve İsrail hatta bir ölçüde Lübnan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan'la ortakları örtüştüğü için de gene Doğu Akdeniz’de Bir Münhasır Ekonomik Bölge sorunlarında gene Türkiye'nin karşısında olduğunu görüyoruz. Bir diğeri de Fransa'da bir önemli Ermeni etkinliği var yani Ermeni lobisi dediğimiz zaman Amerika Birleşik Devletleri başta geliyor ama ondan sonraki ikinci ülkede açısından Fransa'dır. Bunların da gene Fransız hükümeti üzerinde önemli etkileri vardır onlar da Amerika ve şikayetlerinin olduğu gibi Rum ve Yahudi lobilerine büyük ölçüde destek vermektedirler. Bir diğeri Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un nasıl seçildiğini biliyoruz adeta diğer liderleri istemeyen Fransız halkı çok zayıf bir halkı olsa da Macron üzerinde uzlaşmış ve Macron'u seçmişlerdir; Macron ve yönetimi Fransa başarılı değildir seçimler tekrar yaklaşmaktadır Macron kendisine çıkış aramaktadır; Çıkış  ararken de böyle bir maceraya girmektedir. Bir diğeri de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Macron'u zaman zaman eleştiren çıkışları da kişisel olarak belki Fransa'nın karşımıza durmasında az da olsa bir etken olabilir diye düşünüyorum.

4- Bir Alman dergisinde Türkiye’nin Doğu Akdeniz faaliyetini analiz ederek “Erdoğan Yunanistan ile savaş riskine giriyor” diye yazmıştı. Sizce Türk- Yunan arasında bir çatışma olasılığı var mı?

Yani savaş riskine giriyor ama savaş çıkar mı ayrı mesele; Ben bunu kontrollü gerginlik olarak değerlendiriyorum. Şimdi bazı şeyleri unuttuk tabii; Biz Yunanistan bin dokuz yüz yetmişli seksenli ve doksanlı yıllarda çok daha fazla gerilim yaşadık ve savaşın eşiğinden döndük bunlardan sonuncusu da 1996 başlarında Kardak Kriziydi burada iki donanım adeta karşı karşıya gelmişti işte o dönemleri Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Clinton ve özellikle NATO Genel Sekreteri telefon diplomasisi ile son anda belki de çatışmayı önlemişlerdi. Geçen zaman içerisinde Türkiye'nin 1990 Aralık ayında Avrupa Birliği Helsinki Zirvesinde adaylık sürecinin başlatılmasının ardından Türk-Yunan ilişkilerinde de bir düzelme görüldü. Hele de Türkiye'nin inisiyatifiyle başlatılan Ege'de güven arttırıcı önlemler paketi veya projesi ve devamında iki ülke arasında dışişleri bakanlıkları arasında yürütülen istikşafi görüşmeler adı verilen görüşmeler başladıktan sonra iki ülke arasında Ege'deki gerilimin azaldığını gördük.

Bu Ege'de güven arttırıcı önlemler projesi bir sonuç getirdi mi hayır yani getirmeyeceği de belliydi ancak şu oldu, iki ülke de savaşın eşiğine gelmediği için Ege'de iki ülkenin büyük ihtiyacı olan turizm gelirleri azalacağı yerde büyük artışlar etti; özellikle de bu Türkiye'nin büyük menfaatine oldu. Bunu söyleyebiliriz şu andaki bir Türk- Yunan çatışması çıkar mı ben Yunanistan'ın bunu göze alacağını düşünmüyorum; Türkiye eğer bir Yunanistan tahrik edici bir hareket verirse misliyle karşılık vereceğini açıklıkla söyleyebilirim. Türkiye buradan geri adım atmaz, karşıda kim olursa olsun ve Yunanistan'a kim destek verirse versin Türkiye Cumhuriyeti Yunanistan'ın yapabileceği bir saldırıya bir illegal çatıhareketine mutlaka misliyle karşılık verir. Ha bunun devamında Yunanistan savaşa devam eder mi ben o kadar emin değilim yanında kim olursa olsun bunu devam ettirebileceğini düşünmüyorum.

5- Bazı uzmanlara göre Doğu Akdeniz’in çanak yapısı nedeniyle, Yunanistan-Mısır anlaşması, Türkiye-Libya anlaşmasını coğrafi olarak kesen pozisyondadır. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğrudur; Şimdi asıl mesele şudur Doğu Akdeniz yetki alanlarının paylaşılamamasıdır. Türkiye Cumhuriyeti diyor ki senin orada benim sınırlarıma çok yakın olan bir yerde uzunluğu 10 kilometre olan son derece dar bir Meis adası sebebiyle Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarını genişletmek istiyorsun hatta Yunanistan öyle Meisi adasıyla birleştirip aradaki o birleştirdiğini deniz sınırı bile yapmak istemişti bir zamanlar. Yani Yunanistan'ın yapmak istediği ne hukuka uygundur ne insanlığa ne de ortak paylaşıma ne uzlaşmaya, hiçbir şeye uy bir hareket değildir, tamamen mütecaviz bir harekettir. İşte buradan hareketle aslında hiç de komşusu olmadığı halde Mısır'la deniz yetki alanları anlaşması yapmıştır. Mısır buna aslında evvelce cevaz vermiyordu, evet demiyordu zamanki Mursi yönetimini bir askeri darbeyle devirin mevcut Sisi rejimiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin yolları ayrılınca yani ilişkiler bozulunca Sisi de adeta Türkiye'den intikam almak istercesine bir de Libya'da çatışan çıkarlar sebebiyle Yunanistan'la böyle bir anlaşma imzalamıştır. Tabii ki bu durumda Türkiye'nin sorunlu Mısır'dan çok Yunanistan'ladır; Ancak Yunanistan'la bu şartlarda deniz yetki alanlarının sınırlandırılması yani münhasır ekonomik bölgesine anlaşması yapması. Mısır’ın da yaptığı doğru değildir Türkiye ne yapabilir, Türkiye bunu tanımamaktadır zaten şu son zamanlarda çıkan cayırtının sebebi de budur. Türkiye kendisinin belirlediği ve deniz hukuku sözleşmesinin vermiş olduğu haklar çerçevesinde deniz yetki alanlarında yani nasıl ekonomik bölgede ilan etmektedir yani coğrafi olarak belirlenen bölgelerde ben deniz dibinde araştırma yapıyorum diyor burada bu saatler içerisinde yaptığı bu coğrafya bölgede seyir halindeyken dikkatli olun veya hatta yerler varsa buralara girmeyin diyor ha bununda kontrolünü yapıyor Yunanistan'da hayır orası senin değil benim münhasır ekonomik bölgemdir diyerekten Yunanistan'da farklı bir şekilde Türkiye'de çatışan bir şekilde yeni NAVTEX ilan edilmektedir bunun sonucunda ne olur? Mesela geçenlerde hatırlayacak olsanız iki fırkateyn bir Türk ve bir Yunan fırkateyni çatışmanın eşiğinden döndüler galiba gemilerde hafif hasarlar da oluştu sebebi neydi? Türk araştırma gemisi Oruç Reis'in araştırmalarını Yunan frankfırkateyle önleme girişimiydi fırkateyninin Türk fırkateyni Kemal Reis ise bu önlemeye karşı bir önlemeyle Yunan gemisini bölgeden uzaklaştırmış dediğim gibi burada iki ülkenin deniz yetki alanlarının paylaşımı konusundaki büyük sorunu vardır benzer sorunlar Yunanistan'da da vardı.

6- Sizce Türkiye neden şimdiye kadar Ege’deki deniz hukuku sorunlarını çözememiştir?

Aslında biraz önceki cevaplar içerisinde buda vardı. 2000 yılında Türkiye Cumhuriyeti Ege'de güven arttırıcı önlemler paketin altında bir projeye hazırladı ve bu dokuz maddellik paket Yunan tarafına sundu. Yani bunun içerisinde şunlar vardı birincisi işte karşılıklı kırmızı telefonlar oluşturulsun sadece dışişleri bakanları başbakanlar değil hatta genelkurmay başkanları ya hatta da savunma bakanları arasında ayrıca, işte Ege'ye çıkan harp uçakları savaş uçakları mühimmatsız cephanesiz olarak çıksın şeklinde. Veya işte bir yıl önceden planlanan askeri tatbikatlar vardı bunlar bir yıl önceden tatbikatların çapı büyüklüğü katılan gemi sayısı asker sayısı coğrafi olarak vesaire bunlar karşılıklı olarak birbirine bilgi olarak verilsin, aynı zamanda gerekirse hatta tatbikatlarda karşılıklı gözlemci de bulundurulsun şeklindeydi.Hatta daha sonradan Yunanistan'ın ilk teklifi karşılıklı olarak karamayınlarının sınırlar temizlenmesi gibiydi bunlarla başlanmıştı  başlangıçta çok da yararlı olduğunu söyleyebiliriz hatta bu Ege sorunlarının aşama aşama çözülmesi için istikrar istikşafi görüşmeler adı altında görüşmeler de başlatıldı dışişleri bakanlıkları arasında benim bildiğim kadarıyla 2016 yılına kadar 600 civarında görüşme yapılmış ancak alınan bir sonuç yok nereye varıldı henüz bu kamuoyunda paylaşılmış değil buradan da şunu anlıyorum ki bir çözüme ulaştırılamamış, ne yararı oldu?  Ege'de iki ülke arasındaki gerilimler azaldı gerilimler azalınca da iki ülkenin gerçekten büyük ihtiyaç duyduğu turizm gelirleri açısından eksilmediği büyük kazançlar yaşandı bunu söyleyebilirim. Ege'deki sorunlar da aynı şey Doğu Akdeniz'de olduğu gibi biz Türkiye olaraktan bunların deniz hukuku sözleşmesi artı iki ülkenin karşılıklı görüşmelerle çözüme ulaştırılanı ulaştırılacağına inanıyoruz ancak kolay bir şey değil çünkü Yunanistan bugün yaptığı gibi Ege konusunda da Avrupa Birliği'ne dayayarak Türkiye baskıyla yaptırımla bunları kendi lehinde çözme düşüncesi içerisindedir. Bu yeni de değildir Yunanistan kurulduğu yıldan itibaren hatta kurulduğu yıl için yani kurulması için başlatılan 1821’de Mora isyanından beri sırtını Avrupa ülkelerine dayamıştır bugün de hem Avrupa'ya hem Amerika Birleşik Devletleri'nin hatta zaman zaman Rusya'ya bile sırtını dayamak istediğini görüyoruz.

Kaynak: Mehr