Politika Davutoğlu: Krizin faturasını dış mihraklara kesip sıyrılıyorlar



ID:62527
Yayınlanma:
12 Eyl 20

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin Bursa Kongresi'nde konuştu. Davutoğlu, ekonomi yönetimine sert sözlerle yüklenirken, 'Dış mihraklar Türkiye’den çıkarken de milletin alın teriyle biriktirdiği dövizi en ucuz şekilde alıp gitmişler. Bunların hesabını kim verecek? Bu iktidar, 'hesap vermem' diyor. Çünkü, 'sorumlu biz değiliz, dış mihraklar yapıyor bunları' diyorlar' ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi 1. Bursa Olağan Kongresi'nde konuşan Ahmet Davutoğlu, dış politika ve ekonomi üzerinden iktidara yüklendi.
 
Cumhurbakanı Erdoğan'a "Bu öfke dilinin ve selinin ülkeye nasıl bir afet ve nasıl bir ateş düşürdüğünün farkında mısınız? İşte size sadece hakikati söyleyen ehil kişileri yanınızdan uzaklaştırdığınız ve hatta onları ihanetle suçladığınız ve ehil kişilere değil dalkavuklara danıştığınız için yolda takılıp kalıyorsunuz" dedi. 
 
Davutoğlu'nun konuşması şöyle:  
 
Bugün de Doğu Akdeniz’deki haklarımızı yok sayarak mavi vatan ittihaz ettiğimiz alanlara göz dikerek Türkiye’yi kim Antalya körfezine sıkıştırmak isterse istiklal savaşı bilinciyle harekete geçeriz.
 
Bugün 12 Eylül. 1980’de Demokrasimize indirilen büyük darbenin 40. Yıldönümü. Bu bağlamda da bilinmesini isteriz ki ister doğrudan ister dolaylı darbelerle kim demokratik özgürlükleri kısıtlamak ister, kim 27 mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat artıklarıyla birlikte Türkiye’yi insan haklarına aykırı otoriter rejimlerle yönetmek isterse karşısında dimdik dururuz.
 
Türkiye 12 Eylül darbe anayasasını toplumsal mutabakata dayalı gerçek bir demokratik anayasayla değiştirmedikçe kalıcı bir demokratik düzene kavuşamayacaktır.
 
Yarın da 13 Eylül. Kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edilmemiz üzerine eski partimizden istifa ederek yeni bir siyasi hareket başlatacağımızı ilan etmemizin 1. Yıldönümü. Evet bir sene önce bizi yeni bir siyasi hareket başlatmaya sevk eden temel amillerin ruhu ve özü Bursa’dadır.
 
İKTİDAR TARİHİ MİRASIMIZI SÖMÜRÜYOR
 
Önce madem ki cihan devleti geleneğimizin başşehrine hitap ediyoruz. Oradan başlayalım. Son dönemde başta Cumhurbaşkanı olmak üzere iktidar yetkilileri Bursa’da özünü bulan tarihi ve manevi mirasımızı alabildiğince sömürüyorlar, istismar ediyorlar ve acımasızca tüketiyorlar. 
 
Kendileri hamasetle tükettikleri o mirasın tam aksini yapıyorlar ve yaşıyorlar. Örnek mi istersiniz? Her daim başvurdukları Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye öğütlerini tekrar eder dururlar ama tam aksiyle amel ederler.
 
Şimdi bu vesile ile Şeyh Edebali’nin öğütleri üzerinden sayın cumhurbaşkanı ile samimi bir hasbıhalde bulunmak isterim.
 
Sayın Cumhurbaşkanı, Şeyh Edebali derki; “Sakın ha kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın.”
 
Sayın Cumhurbaşkanı, bu öğüt esas alındığında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile devletin kurumsal aklını yok ederek tek başına aldığınız kararların nelere mal olduğunu görmüyor musunuz? İşte bunun için bugün hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldıramıyorsunuz. Bakanlıklar başta olmak üzere bütün kurumların içlerinin boşalmasını ve her işin tek bir kişiye gitmesinin nasıl bir boşluk doğurduğunu artık görün ve bu tek akıl anlayışından vaz geçin.
 
Ve Şeyh Edebali Osman Gazi’ye ve o makamda daha sonra oturacak olanlara derki: “İşlerini ehil kişilere danışarak tutasın, danışırsan yol alırsın, danışmasan yolda takılıp kalırsın oğul.”
 
Şimdi samimiyetle soruyoruz sayın Cumhurbaşkanı; Şeyh Edebali’nin tavsiyesinin aksine, istişare ettiğiniz kişilerde aradığınız tek özelliğin ehliyet değil körü körüne sadakat olmasının ülkeyi nasıl bir riyakarlar topluluğuna teslim ettiğinin hala farkında değil misiniz?
 
İşte size sadece hakikati söyleyen ehil kişileri yanınızdan uzaklaştırdığınız ve hatta onları ihanetle suçladığınız ve ehil kişilere değil dalkavuklara danıştığınız için yolda takılıp kalıyorsunuz. 
 
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'A SESLENDİ: ACİZLİK BİZE... 
 
Bakın Şeyh Edebali ne diyor Sayın Cumhurbaşkanı; “Öfken ve benliğin bir olup aklını yener; Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerektir.” 
Ve daha sonraki versiyonlarda denmiştir ki Ey Oğul!.. Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül alma sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik, yanılgı bize; hoş görmek sana.”
 
Şeyh Edebali diliyle şimdi sormak bize cevap vermek size düşer sayın Cumhurbaşkanı; Öfkeyi bir siyaset sanatı görerek kaç milyon kalp kırdığınızın farkında mısınız?
 
Öfkenize mağlup olup bazen siyasi rakiplerinize bazen de en yakın arkadaşlarınıza en ağır hakaretlerle yüklendiğinizde sadece şahsen sizin değil oturduğunuz Osman Gazi makamının neler kaybettiğinin farkında mısınız?
 
Bu öfke dilinin ve selinin ülkeye nasıl bir afet ve nasıl bir ateş düşürdüğünün farkında mısınız? Yolsuzluklara bulanmış parti mensuplarını değil de sadece ve sadece size öncesinden zikrettiği ve hiçbir iyileşme görmediği konuları sorumluluk gereği kamuoyu ile paylaştı diye demokrasi tarihinin en yüksek oyunu almış olmakla birlikte sadece sizinle ilişkisini bozmamak için başbakanlıktan feragat etmiş en yakın dostunuzu, sizin için her türlü fedakarlığı yapmış yakın dava arkadaşlarınızı ve 15 Temmuz kahramanı il başkanlarını bundan tam bir yıl önce en ağır hakaretlerle disipline sevk eden öfkenizin nelere mal olduğunun farkında mısınız?
 
ŞEHİR ÜNİVERSİTESİ'Nİ ŞEYH EDABALİ'NİN TERAZİSİNE VURDUNUZ MU?
 
Ve bir kişiye duyduğunuz öfkeyle devletin adalet omurgasını yok ederek yedi bin öğrencinin, bin akademisyen ve çalışanın ahını alma pahasına bir ilim yuvasına kilit vurmanızı Şeyh Edebali öğütlerinin terazisine hiç vurdunuz mu?
Cihan devletin ayakta tutan ve en güzel örneklerinin tohumlarının Bursa’da atıldığı vakıf geleneğine en büyük darbeyi vurarak ve vakıfname bedduasına muhatap olarak sadece ve sadece ilim için kurulmuş bir vakfa kayyum atamaya yol açan öfkenizin sonuçlarını bir kez dahi düşündünüz mü? 
 
TARİHİN EN DÜŞÜK KREDİ NOTU
 
Dün gece ekonomide geldiğimiz vahim tabloyu yansıtan bir işaret daha geldi. Dün gece ülkemizin uluslararası kredi notu yine düşürüldü. 
 
Ülkemizin kredi notu 2013 yılının Mayıs ayında yatırım yapılabilir seviyeye yükselmiş ve 2016 yılının Eylül ayına kadar da o seviyede kalmıştı. 
 
Başbakanlık görevinde bulunduğum süre içinde yürüttüğümüz yoğun terörle mücadeleye rağmen Türkiye’nin yatırım yapılabilir seviyede kalabilmesi için yapısal reformlara büyük önem vermiş, ülkemizin uluslararası itibarının zarar görmemesi amacıyla bütün normlara sıkı sıkıya riayet etmeye büyük özen göstermiştik.
 
Ülkenin kredi notunu 25 yıl önceki seviyenin altına düşürenler hala biz “yerli ve milli” bir politika uyguluyoruz diyebilecekler mi hiç utanmadan?
 
“Türkiye’yi dönüşü olmayan bir yere sürüklüyorsunuz yapmayın” diyen ekonomistleri “Battık, bittik lobisi” olarak adlandırabilecekler mi hala?
 
Rahat olun sözde “yerli ve milli olanlar”, önümüzdeki ilk seçimde millet anlatacak size yerli ve milli olmayı. İlk seçimde vereceksiniz millete ülke ekonomisini bu seviyelere düşürmenin hesabını.
 
EKONOMİ BAKANI ÇOK RAHAT GÖRÜNÜYOR
 
Bu tabloyu görmek ve yaşamak eski bir başbakan olarak beni derinden üzüyor, sarsıyor ve uykularımı kaçırıyor.
 
Ama Sayın Cumhurbaşkanı ve onun gücü ve kayırması ile Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğunda oturan bakan çok rahat görünüyor.
 
Geniş işsizlik rakamları %30 ulaşmış; Altın ve döviz kurları rekor üstüne rekor kırıyor; Almanya’da dün %0 olan enflasyon TÜİK rakamlarında bile %13 ü aşmış; Faiz ödemeleri tarihin en yüksek miktarlarına ulaşmış Net MB rezervleri negatife düşmüş; Onların umurunda bile değil!
 
EKONOMİ O KADAR AKILLI Kİ YÜZDE 10 DEĞİL YÜZDE 9.9 KÜÇÜLÜYOR!
 
Bir de kendilerini akıllı, bütün milleti ve dünyayı ahmak zannederek uydurdukları rakamlar ve analizler var.
 
İşte gördünüz bu iktidar ülkemizin ekonomisini, TUİK rakamlarına göre, yüzde 9.9 oranında küçülttü. Evet ülke ekonomisi bütün milletin alın teriyle büyüyünce bu iktidar ekonomiyi nasıl büyüttüğünü ballandıra ballandıra anlatarak: Ekonomimizi büyüttük diyor.
 
Şimdi de yüzde 9.9 küçülttüler. Bu küsuratı, sonu dokuzla biten rakamlar oldukça ilginç. İki basamaklı bir rakam telaffuz etmemek için bilinçli olarak açıklanmış bir rakam.
 
Bunlar ekonomiyi indirim yapan perakendeci mantığıyla yönetmeye çalışıyor.
 
Bilirsiniz, dükkanını tasfiye eden ya da sezon sonu malını tüketmek isteyen perakendeci böyle .99 ile biten rakamlarla müşterileri ikna etmeye çalışırlar. Bunlar bu mantıkla bırakın Türkiye gibi bir ülkenin ekonomisini yönetmeyi, Kayserili bir esnafın yanında çıraklıktan kalfalığa bile geçemezler.
 
Esnaflığın mimarisini de yazmış olan ve bu alanda herkesin takdiriyle zirveye oturmuş olan Kayseri esnafı bunları iki gün içinde kapının önüne koyar. 
 
DEVE KUŞU MİSALİ, GÖRMEZDEN GELDİLER
 
Bu arada ekonominin bu kadar küçüldüğü, ülkenin en büyük yayın organları olduğunu iddia eden televizyonlarda, gazetelerde haber bile olamadı. Resmen ekonominin küçülmesini görmezden geldiler. İşte bu tam da iktidarın bugünkü resmidir.
 
İşine gelmeyen, batırdığı, berbat bir iş olunca üç maymunu oynuyor. Tam bir deve kuşu stratejisi.
 
İstediğiniz kadar kafanızı kuma gömün. Millet ekonomimizi böylesine batıran iktidarı da onun ekonomi bakanını da, onu o makamda sadece yakınlığı dolayısıyla tutan Cumhurbaşkanını da görüyor, biliyor.
 
Ekonomi bakanı ülkemizin küçülmesini yine akıl almaz bir hayal ürünü tablo ile açıkladı. Diğer ülkelerin aynı dönemdeki ekonomik büyüme performansları ile Türkiye’yi kıyaslamış.
 
Bu bakan sadece ekonomik güven endeksinin ne olduğundan bihaber değil aynı zamanda ülkelerin ekonomik büyümelerinin nasıl hesaplandığını da bilmiyor.
 
İnanılır gibi değil. Resmen elma ile armutu mukayese ediyor.
 
Büyüme verisinin açıklandığı saatten bu yana aklı başında herkes Ekonomi bakanının yayınladığı karşılaştırmalı grafiğin gerçeği nasıl saptırdığını anlatmaya gayret ediyor.
 
Bilindiği üzere bizde büyüme rakamları bir önceki yılın aynı dönemine göre ekonomik büyümeyi ölçümlüyor. 
 
ABD'de ise büyüme bir önceki çeyreğe göre değişimin yıllıklandırılması suretiyle ölçülüyor.
 
Dolar yükselince “dolarla ne işimiz var” diyen bakan, ABD’de büyüme rakamının bir önceki döneme göre, Türkiye’de ise bir önceki yıla göre hesaplandığını da bilmiyor.
 
Bizim büyüme rakamımız ABD’deki metotla hesaplansa eksi 10 değil eksi 40’a yakın küçülmüş olduğumuzun ortaya çıkacağını da bilmiyor.
 
TÜRKİYE'Yİ DÜNYANIN 13. EKONOMİSİ İLAN ETTİ
 
İşte vahim tablo budur! İş burada da bitmiyor. Bakın Sayın Erdoğan hafta sonu Türkiye’yi “dünyanın en büyük 13. Ekonomisi” ilan etti.
 
Buyursun bize de anlatsın Türkiye nasıl dünyanın en büyük 13. Ekonomisi! Son iki yılda 200 milyar dolar milli gelir kaybederek nasıl dünyanın en büyük 13. Ekonomisi olduk. Buzdolabı, çamaşır makinesi hesabında olduğu gibi aynı taktiği uygulayıp “müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış” mantığıyla;
 
Ülkemizin dünyada milli gelirdeki gerçek sırası olan 19.luğu kapatmak için satın alma gücü paritesine göre Türk ekonomisinin büyüklüğünü anlatmaya başladı.  Satınalma gücü paritesine göre yapılan hesaplamalar, geliri dikkate almaz.  Bu hesaba konu olan mal ve hizmet sepeti ise gıda ve giyim gibi temel geçim unsurlarıdır. 
 
Parite bu kalemlerdeki fiyatların ülkeler arası farklılığını temel alır. 
 
Türk Lirası’nın itibarını yerle bir edip, milli paramızı pula çevirdikten sonra ülke ucuzladı diye memnun olup aslında gelirde dünyada 13.süyüz demek olsa olsa züğürt tesellisidir. 
 
Zaten iktisatçıların literatüründe bu gösterge bazen “züğürt tesellisi” olarak da isimlendirilir.
 
Gerçekler ne mi?
 
Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir; uluslararası kurumların oldukça negatif beklentilerinden daha olumlu bir tahmine göre dahi, yaklaşık 2.500 USD azalmış. Başka bir deyişle yaklaşık "200 milyar USD'lik!!" bir gelir kaybı yaşanmış ülkede. Türkiye kişi başına milli gelirde 15 yıl kaybedip 2006 seviyesine geri dönmüş.
 
2017 yılsonunda 72. sırada olduğumuz kişi başına gelirde, 2020’de yaklaşık 20 sıra daha gerileyerek 90.’lığa düşeceğiz. 
 
Yani dünya ortalama kişi başına gelirinin altına inmiş durumdayız. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanı’nın kullandığı satınalma gücü paritesine göre milli gelir sıralamasında Türkiye 2012 yılından bu yana ya 13. ya 14. sırada yer almıştır.  Yani ortada yeni bir kazanım veya başarı yok! 
 
Bilakis Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçtiğimizden bu yana hızlı bir erozyon dikkat çekiyor.
 
Nitekim satınalma gücü paritesi hesabına göre dahi, son üç yıldır dünya hasılasından aldığımız pay kötü yönetim nedeniyle gerileyip 7 yıl önceki seviyesine dönmüştür.
 
Ekonomi Bakanı derseniz, o da başka bir hayal dünyasında. Faiz ekonomisinden hizmet ekonomisine geçmişiz meğer haberimiz yokmuş. Bakın ne diyor: “topladığımız her 100 liranın yüzde 85’ini sağlık, eğitim gibi toplumun refahına harcıyoruz”. Gerçekten öyle mi?
 
Madem her 100 liralık verginin 85’i millete harcanıyor, millet bunu niye hissedemiyor! Bütçeden son 12 aylık faiz harcaması 121,2 milyar TL‘ye yükseldi. Bu yılın Ocak-Temmuz döneminde bütçedeki faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı %19,35 oldu.
 
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmeden ve mevcut ekonomi yönetimi göreve gelmeden önceki 2017’de %10,57 idi. Biz başbakanlık görevini yürütürken daha da düşük seviyelerdeydi; ama sayın Cumhurbaşkanı o zaman bizi neredeyse faizcilikle suçluyordu.
 
Peki şimdi bizim sorma hakkımız onun cevap verme sorumluluğu yok mu?2017’de vatandaşın cebinden çıkan 100 TL verginin 10,57 TL’si faiz ödemesine gidiyordu. Bugün bu rakam 19,35 TL’ye yükseldi. 2017’de asgari ücret alan bir çalışanın ücretinin her ay 25 TL’si faize giderken bugün her ay 77 TL faize gidiyor. Bakınız, bu ekonomi yönetiminin ekonominin e’sini bile bildiğinden şüpheliyiz. Koskoca ülke bir grup liyakatsiz, komplocu cahilin elinde heder olup gidiyor.
Doları 6’larda tutacağız diye ekonomimize yaptıkları kötülükler ortada. Sadece Temmuz ayında 12 milyar dolarımızı yaktılar bunlar.Sonuç dolar 7.40’ları geçti.
 
Bu kez dolar kurunun artışının faziletlerinden bahsetmeye başladılar. 2019’dan beri ekonomiyi doların seviyesinden ibaret zanneden bu cahil yönetim tamı tamına 120 milyar dolarımızı çöpe attı resmen.
Merkez Bankasının kendisine ait olmayan emanet dövizler bir kenara bırakılırsa gerçek rezervi eksi 32 milyar dolar düzeyindedir. Bu tam bir felakettir.
 
Bu kötülüğü düşman yapmaz, düşman. Siz varken dış mihraklara ne gerek var zaten. Elinizden gelen kötülüğü yapıyorsunuz ekonomiyi batırmak için. Zaten dış mihraklarla ele ele vermişsiniz. 2019’dan beri 60 milyar doları da ahmakça yabancılara, dış mihraklara satmışsınız. Dış mihraklar Türkiye’den çıkarken de milletin alın teriyle biriktirdiği dövizi en ucuz şekilde alıp gitmişler. Bunların hesabını kim verecek? Bu iktidar hesap vermem diyor.
 
Çünkü sorumlu biz değiliz, dış mihraklar yapıyor bunları diyorlar. Bakınız, bizim korkumuz bu iktidarın çıkıp bir gün “bizim bir günahımız yok, ne yapalım, bu dış mihraklar ekonomimizi çok kötü yönetiyor, ülkeyi çok kötü yönetiyor” demesidir. Emin olun derseler şaşırmayın. Aslında yıllardır bunu söylüyorlar. Bütün beceriksizliklerinin faturasını gizli güçlere kesiyorlar. Bütün yolsuzlukların faturasını karanlık odaklara kesiyorlar. Bütün çapsızlıklarının faturasını dış mihraklara kesiyorlar. Ama bütün bu faturaları millet ödüyor, ödemek zorunda kalacak.