Alıntı Yazılar 10 Ekim Katliamı’ndan beri cihadist örgütlere karşı tutum değişmiş değil!



ID:64266
Yayınlanma:
10 Eki 20

Bugün, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 5’inci yıl dönümü!

5 yıl önce bugün, Ankara Garı önünde toplanarak Sıhhiye’deki miting alanına doğru yürüyüşe geçen miting kortejine iki IŞİD’li canlı bombanın saldırısı sonucu 103 barış savaşçısı hayatını kaybetmiş, yüzlercesi de yaralanmıştı.

Aradan tam beş yıl geçti. Ama üstünden beş yıl geçmiş olmasına karşın ne bu katliamda hayatını kaybeden ve yaralananların ailelerinin, ne de yakınlarının, dostlarının, mücadele yoldaşlarının; özgürlük ve demokrasi isteyen, bölgede barış ve halkların kardeş olmasını arzulayan demokrasi güçlerinin, devrimcilerin, ilerici demokrat çevrelerin acıları azalmış, içleri huzura kavuşmuş değil!

Çünkü, Türkiye tarihinin en kanlı saldırısının tetikçisi iki IŞİD’ci saldırıda öldüler. Ama;

• Bu saldırının azmettiricileri ve emir vericileri,
• Saldırganları adım adım izlediği halde katliamı gerçekleştirmelerine engel olmayan istihbarat görevlileri,
• Saldırı sonrasında yaralıları kurtarmak için acele müdahale yerine, ambulansların bile saldırıdan yarım saat sonra müdahaleye başlamasına yol açan ilgililer,
• En başta da dönemin iktidarı (IŞİD ve diğer cihadist örgütleri bölge politikasının gücü olarak kullanırken aynı zamanda iç politikaya da ayar vermek için kullanmaya yönelik politikaların yapıcısı ve uygulayıcıları) mahkeme önüne çıkarılamadı, hesap vermeleri sağlanamadı.

FİRARİ KATLİAMCILARIN YAKALANMAMASINDA ISRAR EDİLİYOR

10 Ekim Katliamı’yla ilgili gelişmeleri az çok izleyenlerin bildiği gibi, Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde 7 Kasım 2016’da başlayan Katliam davası 21 ay sürdü. Tutuklu 19 kişinin 9’una ağırlaştırılmış müebbet hapis, diğerlerine de çeşitli cezalar verildi.

Davanın mahkemeye çıkan kişiler için cezalandırmalarla sonuçlanmış olması önemliydi. Davanın olumlu sonuçlanması, yetkili resmi makamların mahkemenin istediği bilgi ve belgeleri sağlamada ayak sürümeleri, firari sanıkları “izleyip” ama yakalamama konusundaki ısrarlarına karşın; ailelerin, ilerici demokrat kamuoyunun direngen takipçiliği ve davanın avukatlarının gayretli çalışmaları ve cesaretli girişimleri sayesinde başarılmıştır.

Birinci davanın arkasından 16 firari sanık için 2018 yılının ağustos ayında açılan ikinci dava da avukatların üstün gayretleriyle ilerletilmeye çalışılmaktadır.

IŞİD’in Suriye ve Türkiye’deki önemli kişilerinin içinde olduğu 2’inci dava ile ilgili bugüne kadar herhangi bir kişi yakalanmamıştır. IŞİD’in önemli adamlarından ve Gar Katliamı’nın emrini veren kişi olarak adı geçen İlhami Bali ve diğer iki önemli kişinin Suriye’de legal olarak faaliyet sürdüren, Suriye yönetiminin denetimdeki kamplarda oldukları bilinmesine karşın, bu kişilerin getirilip mahkemeye çıkarılması için hiçbir girişim yapılmamaktadır.

İki yılı aşkın bir zamanda beri süren davada bu katliamın, “İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar” kategorisinde olduğuna dair bir sanığın ifadesi üstünden hazırlanan iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesi önemlidir. Ki bu, davanın zaman aşımına uğramasını önleyecek bir adım olabilir.

Ancak dava, sanıklarının yakalanmaması (yakalanamaması değil) nedeniyle ilerleyememektedir.

DÜN IŞİD’İ İZLEYENLER BUGÜN DE SELEFİ ÖRGÜTLERİ İZLEMEKLE YETİNİYOR!

10 Ekim Katliamı arkasından ortaya çıkan toplumsal öfkeyi yatıştırmak için dönemin başbakanı, şimdilerin “muhalefet demokratlığı” çizgisinin öne çıkan simalarından Davutoğlu, IŞİD’li teröristlerin yakalanmamasını ve eylemlerinin önlenmemesini, örgütün çok sofistike ve olağanüstü ustaca örgütlenmiş bir yapı olmasına bağlamıştı. Bu iddiasını da IŞİD şahsında terör örgütlerinin “kokteyl terör örgütleri” haline geldiğini iddia ederek, kimin hangi terör örgütünden olduğunu, hangi eylemin hangi terör örgütünün yaptığının belirsiz hale geldiğini iddia ederek, 10 Ekim Katliamı’nın PKK, IŞİD, el Kaide, el Muhaberat gibi hangi örgüt tarafından yapıldığının belli olmadığını, belki de ortak (kolektif) organize edildiğini iddia etmişti.

Ama 10 Ekim ve başka davalardaki kanıtlar ve tanıklıklarla ortaya çıktı ki, IŞİD’in Türkiye kolu, Adıyaman’da bir kahve ve bir dernek etrafında örgütlenmiş, bir grup arkadaş ve akrabadan ibaretti! Dahası istihbarat bu bütün IŞİD’li teröristleri adım adım izliyor ama yakalamıyordu.(*)

Çünkü bu eylemler ”Allah’ın lütfu” denerek iç siyasete ayar verilmek için değerlendiriliyordu!  

“Cübbeli Ahmet Hoca” namlı kişinin, “2000 selefi örgüt silahlanıyor. İç savaş çıkaracaklar. Devleti görevi çağırıyorum” diyerek gündeme getirmesinden sonra gördük ki, İçişleri Bakanlığı “selefi örgütleri” izliyormuş, ama bir suç unsuru olmadığı için müdahale etmiyormuş!

Tıpkı IŞİD’in militanlarına suç işlemedikleri için müdahale edilmemesi, saldırılarının da adeta onu izlemekle görevli kişilerin gözetimi altında gerçekleştirilmesi gibi!

Burada, IŞİD katliamları karşısında takınılan tutumu bilenlerin aklına da ister istemez, “Acaba selefi örgütlerin ayaklanıp, iktidar için siyasi ortamı ‘Allah’ın lütfu’na dönüştürmesi mi bekleniyor?“ sorusu geliyor.

10 Ekim ve öteki IŞİD katliamları ve bu katliamlara yönelik tutum ele alındığında; karanlıkta bırakılmak istenen bütün bu saldırılar aslında bugün “selefi örgütler”le ilgili iddialara ve bunun üzerinden iktidarın iç ve dış politikasındaki girişimlere ışık tutacak mahiyettedir.

Tabii ki görmek isteyenler için! 

İhsan Çaralan/Evrensel