Görüş ve Düşünce Bekir Ağırdır'dan flaş açıklama: AK Parti'nin oyu yüzde 25'e düştü



ID:64477
Yayınlanma:
14 Eki 20

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, son araştırmalarıyla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. Ağırdır "Endişeli seçmen siyasete ve partisine kırgın. AK Parti'nin oyu yüzde 25. Muhafazakar dünyadaki zihinsel değişim yeni partiler için müthiş bir fırsat."

Siyasi analizleriyle dikkat çeken KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır KARAR TV canlı yayınında çarpıcı açıklamalar yaptı.

Ortak Akıl'da Taha Akyol ve Mustafa Karaalioğu'un konuğu olan Ağırdır, pandemi süreci ve ekonomideki krizin seçmen davranışlarına etkisi konusunda "Her partinin tabanında kırgınlar artıyor. En çok da AK Parti'de... AK Parti'nin oyu yüzde 25'e kadar geriledi" tespitini yaptı. Ağırdır "İktidar kanadında bu kırılma yoğun. Ama ilginç olan muhalefette de var" dedi.

Ağırdır bu tablonun nedenini ise şöyle özetledi:

"Toplum bir taraftan reel sorunlarla uğraşıyor, bir yandan pandemide can güvenliği sağlık meselesi var. Diğer tarafından ekonomik buhran var. Bir gelecek kaygısı var. Türkiye'de işsiz kalma korkusu çok derin bir kaygıya dönüşmüş durumda." 

"İnsanların yaklaşık 4'te üçü bu endişeyi yaşıyor. Bugünkü koşullardan daha ağır koşullar bekliyorlar 3 ay sonra. Bu nedenle de büzülüyor. Bir yandan da dış politikadaki gerilimleri var. İktidar kanadı bu gerilimleri şoven bir dille içeride kendi lehine dönüştürebilir miyim diye hesap yapıyor. Bu insanlarda milliyetçi duyguları köpürtmek gibi bir etki yerine, aksine içerideki kaygıyı arttıran bir etki yapıyor." 

"Toplumda bir yandan normale dönelim umudu ve gayreti yüksek ama bir yandan da sağlık krizinin ürettiği bir tedirginlik var. Toplumdaki gayretin yanına bizim gibi insanları, siyasetçilerin umut eklemesi lazım." 

DIŞ POLİTİKADAKİ SÖYLEM VE EKONOMİYİ NASIL ETKİLİYOR?

Bekir Ağırdır, ekonomideki durum ve dış politikada milliyetçi duyguları besleyecek söylemlerle geliştirilen dilin seçmen üzerindeki iktidar lehine etkisi konusunda ise çarpıcı tespitler yaptı: 

"Sonuç olarak günün sonundaki kazanıma bakmak gerekiyor. Eğer insanlar reel bir sorunla boğuşuyorsa 'hamaset tarafı' çalışmıyor. Özellikle bu ekonomik buhranın ürettiği işsizlik meselesi yüzünden dış politikadaki o söylemleriniz o anda bir heyecan dalgası yaratabilir. Ancak akşam sofraya oturduğu zaman ya da çocuk 'baba kış geldi, palto alacak mısın?' diye sorduğu zaman reel hayatın bütün ağırlığı üstüne çökünce o televizyon ekranında gördüğü sanal hikayenin bir anlamı kalmıyor. Hükümetin anlayamadığı, kavrayamadığı kısım burası."

ÇALIŞANLARIN 4'TE 3'Ü İŞSİZLİK ENDİŞESİ YAŞIYOR

"Türkiye'de 17-65 yaş arasındaki nüfusu 100 kabul edersek bunlardan 57 kişi çalışma hayatına dahil. Çalışma hayatında olan 43 kişiden 9'u pandemiden önce işsizdi. Pandemi sürecinde bu 9 kişiye 4 kişi daha eklenmiş durumda. Çünkü, hizmet sektöründe, lokanta, otel, market, bakkal gibi yerlerde çoğunluğu da sosyal güvenlik olmadan çalışan insanlarda kapanma durumundan işsizlik meselesi var. Çalışıyor dediğimiz 35 kişinin dörtte üçü bile yastığa başını koyduğu zaman işsiz kalırsam iş bulamam korkusu yaşıyor."

KURUMLARA GÜVEN YÜZDE 40'LARA DÜŞTÜ

"Pandemi başlamadan da siyasi kutuplaşmanın etkisi nedeniyle güvensizlik problemi vardı. Zaman ilerledikçe devletin açıkladığı verilere güven yüzde 50'lere geriledi. Son verilere göre toplumun yüze 60'ı açıklamalara güvenmiyor. Yani güven düzeyi yüzde 40'ta. Pandemi sürecinde her 15 günde bir araştırma yaptık. Başlarda 3-6 ayda bu iş bitecek beklentisi içinde olan insanlar artık önümüzdeki yıldan sonra bu işin çözümü olacağı düşüncesinde. Biraz önce sözünü ettiğimiz o endişe ve bu olumsuz beklenti birleşince iki önemli şey üretiyor: 

ORTAK HAYATA OLAN İNANÇ DÜŞÜYOR

Birincisi siyasete ya da nizama, hukuk dahil ortak hayata olan inancı düşürüyor. Bir yandan da insanlar korunma güdüsüyle veya ortak hayata olan inancı kaybettiği için daha lümpen davranmaya, ya da gemisini kurtaran kaptan gibi bencil davranmaya teşne hale geliyor. Bu psikolojinin içindeki gençlerden iyi bir istasyon şefi 50 tane terörist çıkarabilir. Eğer bu gençlerin önüne bir umut koyabilirsek 50 tane Elan Musk ya da Bill Gates de çıkabilir. Bu akışkan halin nereye evrileceğini şimdiden kestirmek güç. Ama hepimizin sorumluğu bu. Sadece partilerin değil.

KAYGILI SEÇMEN AK PARTİ'DEN KOPTU

Bekir Ağırdır, pandemi ya da ekonomik kriz nedeniyle endişe seviyesi yükseldikçe siyasete seçmenin siyasete ve kendi partisine mesafe koyduunu belerterek "Hem iktidar partisinde kırgın seçmen oranı yükseliyor. Garip olan muhalif partilerde de kırgınlar gözlemleniyor. 1 Kasım 2015 seçimlerini baz alırsak, AK Parti tek başına yüzde 50 oy aldı. Özel konjönktürel nedenler olsa da 100 seçmenden oy kullanan 90'ının oyunu AK Parti aldı. Yani 45 kişi AK partiye oy verdi. Şimdi ise bu son anketimize göre 25'e kadar düştü. En çok kırgın seçmen AK Parti'de" dedi.

Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır: Türkiye geçiş dönemi yaşıyor, yaşananlar normal diyenler 5 yılda yüzde 40'tan yüzde 20'ye düştü. 

Dış politikada gerilimler veya Ayasofya'nın ibadete açılması gibi konuların AK Parti seçmeninde bir duygu kabarması üretebildiğini kendi tabanını konselide etmeyi sağladığını söyleyen Ağırdır "Ama partiden kopmuş olanların ya da toplumun diğer seçmen kümelerinde AK Parti'ye ilgi ya da hareket üretmiyor bunlar. Çok kısıtlı kalıyor Ayasofya ya da dış politikadaki gerilimlerdeki hamleler" diye konuştu. 

Bu kopuşun birinci nedenin ekonomik durum olduğunu söyleyen Bekir Ağırdır, "İkincisi Başkanlık Sistemi. Başkanlık sistemi sihirli bir değnek gibi sunuldu. Beklentiler öyle yükseltildi ki geçtikten sonra bunlar karşılanamayınca tam bir hayal kırıklığı oldu. Parlamenter sisteme dönelim diyenler yüzde 60'ları bulmuş durumda" tespitinde bulundu. 

'YERLİ VE MLİLLİ TÜRKİYE' ALGISINA İNANÇ DA GERİLEDİ

Türkiye'nin 'yerli ve milli' bölgesel bir güç olmak için attığı adımlar nedeniyle bir geçiş süreci yaşadığı, doların dış güçlerin manipülasyonları nedeniyle arttığı gibi bir tespitlere inanların sayısının düşmesini AK Parti'den kopuşun üçüncü nedeni olduğunu belirten Ağırdır şöyle konuştu:

Bütün bunlar değişim sürecinin normal sarsıntılarıdır diyenler 5 yıl önce yüzde 40'larda iken bugün bunlar yüzde 20'ye düşmüş durumda. 'Dış güçler'i işaret edenler biraz artıyor ama hükümete eleştiri yüksek. Cumhurbaşkanımızın ya da bakanlarımızın başarı karnelerine baktığımız zaman ekonomi yönetimine dair notlar zayıf ya da çok zayıf noktasında seyrediyor. Cumhurbaşkanımızın notu bile ortanın biraz üzerinde. İyi seviyesinde değil. 

Maharetlerimizden birisi DNA'larımıza sinmiş olan belirsizlik altında iş yapmak. Bizim gib entelektüeller Türk insanının değişime karşı olduğu, demokrasiyi istemediği ezberini çok kullanırlar. Ama bu çok yanlış bir ezberdir. Tam tersine Türk insanı değişime açıktır. Ancak o tedirginlik hali çok etkiliyor ve büzülmeye yol açıyor. 

CUMHUR İTTİFAKI ÇOĞUNLUĞUNU KAYBETTİ

Ağırdır, son anketlerine göre Cumhur İttifakı'nın gerileyerek yüzde 50'nin altına indiğini AK Parti ve MHP dışındaki partilerin toplam oyunun ise yüzde 50'den fazla olduğunu söyledi. Ağırdır şöyle konuştu:

"Siyasi tablonun ne olacağı, ne yönde değişeceğini iktidarın ve ortağının adımları belirlemeyecek. Muhalefetin yaptıkları yapabildikleri belirleyecek. Çünkü bir çözülme var ama onlar henüz bir adres bulmuş değiller. Kulaklarını, gözlerini "muhalefet ne diyor" diye çevirmiş durumda. Türkiye'de seçmen çekirge gibi o partiden bu partiye geçmiyor. Son bir yıldır gri alanın karakteri ağırlıklı olarak muhalefetin pozisyonuna daha yakın bir yerde duruyor.

'GRİ ALAN' AK PARTİ'DEN MUHALEFETE KAYIYOR

"Bundan 5-6 yıl önce, AK Parti demeyen kitle bile AK Parti'nin savunduğu görüşlere daha yakın duruyordu ya da AK Parti kazanır diyordu. Bugün ise tam tersi. Bu kategorik olarak muhalefetin kazanacağı anlamına da gelmiyor. O duygu haline, o arayışa bir cevap üretebilirse, gerek ittifak tercihi, gerek aday gerekse vaat olarak bu hareket devam eder. Muhalefet bunu yapamazsa, AK Parti olduğu için değil bu toprakların insanlarının DNA'larında olan nizamı koruma gayreti ağır basar. '16 devlet kurduk, 17.'yi yaşatacağız ilelebet' diyen başka bir millet yok dünyada. Muhalefet bir cevap üretemezse, 'devlet kaotik duruma müdahale etsin' duygusuna yönelebilir seçmen. Devleti temsil eden AK Parti mi olur, MHP mi olur belli olmaz. Yani o hareket sadece AK Parti diye yönelmeyebilir." 

AK PARTİ'NİN KESİLEN DAMARLARI TOPARLANMAYA ENGEL

Ağırdır, AK Parti'nin 3 yıl kalan seçimlere kadar bu tabloyu toparlayamayacağını belirterek şu tespitlerde bulundu: 

"Bunun 3 tane nedeni var. AK Parti'nin 2007 ila bugünü arasındaki temel fark beslenme damarlarını tamamen kesmiş olmasıdır. Bu damarlardan biri sokaklardaki örgütlenmeydi. O örgütlenme sayesinde bireylerin ya da sokakların derdini öğrenip parti genel merkezine doğru akan bilgiye göre politikalar dizisi üretebiliyordu. Bir yandan da yerel üretimler üzerinden hanelere değen ve hanelerin sorunlarına göre politika üreten bir yapı vardı. Bu iki yapı, damar bugün bozulmuş ve kopmuş durumda. Parti bunu bilerek isteyerek yaptı. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı kendi liderliği üzerinden partiyi yeniden inşa etti ve bu süreç tersine döndü. Partinin sokakta ne yaşandığına dair duyargalarının, algısının çalışmadığını düşünüyorum."

KURUMSAL AKIL YOK OLDU 

İkincisi, parti yönetiminde ortak akıl arayışı, bilimsel çalışma gibi beğenelim veya beğenmeyelim bir kurumsal akıl mekanizması vardı. Bugün o mekanizmalar da çalışmıyor. Sadece, lidere bakan, liderden feyz alarak onu kendine bir ödev telakki eden, CHP başta olmak üzere klasik partilerin hastalığı olan yapısal bir probleme döndü mesele.

İKTİDARIN DÜNYA OKUMASI TÜRKİYE ODAKLI DEĞİL

Üçüncüsü de iktidarın dünya okuması... Bütün bu dünyadaki krizlere benim de bir okumam var ama iktidar dünya okumasını Türkiye'nin yararı, zararı üzerinden değil, daha çok kendi iktidarının sürmesi veya sürmemesi üzerinden okuyor ve anlamlandırıyor. Beni kaygılandıran bu. Doğu Akdeniz krizinde ülkem için ben de kaygı duyuyorum. Ama iktidarın daha baskın duygusu, kendi iktidarı üzerinde bir komplo ya da dış güçlerin oyunu olarak görüyor olması. 

YENİ PARTİLER 'YENİ ZEMİNDE' CHP'DEN DAHA ŞANSLI

"Kendi araştırmalarında Gelecek Partisi, DEVA Partisi için yüzde 5-10 gibi bir sayısal zıplama görmüyoruz. Ama ilginin, gözün, kulağın oraya çevrildiğini görüyoruz. Seçmen öyle birden bire zıplamaz. Seçmenin neredeyse üçte ikisine dayanmış küme, yaslanacağı ya da umudunu bağlayacağı bir yer arıyor demektir. Ali Babacan ya da Ahmet Davutoğlu belirleyecek bu sürecin nasıl olacağını. İYİ Partiyi de buraya eklemek mümkün.

GECİKMİŞ MODERNLEŞME ALAN AÇIYOR

Siyaseten bilinen aktörlerden kopma var. Bunun yanında ise Türkiye toplumu değişiyor; gecikmiş bir modernleşme yaşıyor. Bunu gecikmenin telaşıyla yaşıyor, bir yandan da kutuplaşmalar ve kimliklere sıkışmalar nedeniyle, birazcık savruk yaşıyor. Sonuç olarak Türkiye toplumu da şehirleşirken, hayat hakkında bilgiyi devletten bağımsız öğrenirken, temas imkanları sayesinde kendisine öcü gibi anlatılan farklı kimliklerin kendisiyle aynı dertlerden muzdarip olduğunu gördükçe değişiyor.

KUTUPLAŞMA BARİYERİ AŞILDIĞI GÜN SİYASİ TABLO DEĞİŞİR

Siyasi düzeyde kutuplaşmalar henüz çözülmemişken, toplumsal ve hayat tarzı bakımından çok ciddi çözülme var; sentez alanlarının büyümesi hali var. Bu yüzden siyasiler bu kutuplaşma ve kimlik siyasetini bıraktıkları gün, ülke daha hızlı hareket edebilecek. Tam da bu nedenle Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve İYİ Parti'nin o seçmene değen bir tarafı var. Seçmen hangi kutupta bulunduğunun ve o kutbun aktörüne usulüne göre hareket etmiyor bu çözüldü. Ama karşı tarafa olan korku duygusuyla hareket ediyor. Yani negatif kimliklenme baskın şu anda, pozitif kimliklenme değil. O bariyer aşıldığı gün çok daha hızlı hareket olacak. CHP ya da HDP'nin sıçraması zor ama muhafazakar dünyadaki zihni dönüşüm bu üç partiye müthiş bir fırsat alanı açıyor.