Politika Kılıçdaroğlu: Hukuk devletinin değil şahsım devletinin hakimleriyiz diyorlar



ID:64621
Yayınlanma:
16 Eki 20

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Önümüzdeki ciddi tehlikeyi görüyor musunuz? Bir ülkenin gençliği ben bu ülkede değil başka bir ülkede yaşamak istiyorum diyor. Türkiye'nin gerçek beka sorunu ne?" dedi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adım Adım İktidara Projesi Tanıtım ve İlk Eğitim Toplantısı'nda konuştu. Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi'nin kararına rağmen Enis Berberoğlu'nun yeniden yargılanma talebini reddeden İstanbul İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne, "Biz hukuk devletinin değil, şahsım devletinin hakimleriyiz. Dolayısıyla saraya yaptığımız hizmetlerle üst makamlara atanmayı bekliyoruz mesajı veriyorlar." sözleriyle tepki gösterdi. 

Kılıçdaroğlu, erken seçim tartışmalarına ilişkin de, "Niye seçimden korkuyorlar? Gideceklerini biliyorlar. Bu seçim Kılıçdaroğlu'nun talebi mi? diyorlar. Hayır kardeşim, bu talep Kılıçdaroğlu'nun değil, esnafın, çiftçinin, emekçinin talebidir. Evet, kardeşim cesursan, ülkenin sorunlarını çözemedin." dedi. 

GENÇLER TÜRKİYE'DEN GİTMEK İSTİYORSA, BEKA SORUNU İŞTE BUDUR

Kemal Kılıçdaroğlu, "Eğitimli, gelişmiş ciddi bir genç kuşağımız var. Mayıs ayında imkanınız olsa yurtdışında yaşamak ister misiniz? diye soruluyor gençlere. Gençlerin yüzde 62,5'i evet diyor. AK Partili gençlerin de yüzde 47,3'ü evet diyor. Önümüzdeki ciddi tehlikeyi görüyor musunuz? Bir ülkenin gençliği, ben bu ülkede değil başka bir ülkede yaşamak istiyorum diyor. Türkiye'nin gerçek anlamda beka sorunu ne? Bir ülke kendi gençliğini kaybederse Türkiye'nin beka sorunu nedir o zaman? Başka hangi beka sorunundan söz edeceksiniz, işte beka sorunu budur. İkinci yüzyıla çağrı beyannamesi bütün bu gençleri Türkiye'de tutma beyannamesidir ayrıca." ifadelerini kullandı. 

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

ANAYASANIN ASKIYA ALINDIĞI BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ
Parlamentonun, anayasanın askıya alındığı bir süreçten geçiyoruz. Bir ülkede yasama yargı ve yürütme bir kişinin kontrolü altına girerse o ülkede felaket olur. Bunu anlatmamız gerekiyor, bizim böyle bir tarihi sorumluluğumuz var. İflas eden bir yargı sistemiyle karşı karşıyayız. Yargı sisteminin bu kadar köreleceği hiç aklıma gelmezdi. Yargıçlar en azından Hukuk Fakültesi mezunudur, bu kadar çürümez diyordum yargı.

Alt mahkeme, en üst mahkemenin verdiği karar beni bağlamaz diyorsa işte çürüme oradan başlıyor. Adaletsizlik, hukuksuzluk oradan başlıyor. Nasıl bir felaketle karşı karşıya olduğumuzun bilinmesi lazım. O hakimlerde bir kabahat görmüyorum ben.  İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi topluma şu mesajı veriyor:

1- Biz hukukun üstünlüğüne göre karar veren bir mahkeme değiliz.

2- Böyle olmadığımız için de anayasa ve yasalar bizi bağlamaz, biz gücümüzü anayasadan değil saraydan alıyoruz.

3- Milletvekilinin yeniden dokunulmazlık kazanması da bizi bağlamaz. Biz yasama organının üyesini AYM'nin kararına rağmen yargılayıp mahkum ederiz. Bizi TBMM Başkanı dahil eleştiremez. Yasama dokunulmazlığı olan bir vekilin yasalara aykırı olarak yargılanmasına itiraz etmesi gereken ilk kişi Meclis Başkanı'dır. Meclis Başkanı'nın sesi çıkıyor mu? Çıkmaz, çıkamaz. Talimatı saraydan alır.

4- Bizim anayasayı ihlal etmemiz, AYM'nin kararlarına uymamamız HSK tarafınca sorgulanamaz. HSK da talimatı saraydan alır.

5- Biz hukuk devletinin değil şahsım devletinin hakimleriyiz. Dolayısıyla saraya yaptığımız hizmetlerle üst makamlara atanmayı bekliyoruz. Adaletin olmadığı yerde devlet yoktur. Devletin dini adalettir. Adaleti yok ederseniz devleti, insanlığı, ekosistemi yok edersiniz.

ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMLER BİR SİYASİ PARTİ SEÇİMİ DEĞİLDİR

Önümüzdeki seçimler bir siyasi parti seçimi değildir. Hala bunu anlamak istemeyen belli çevreler var. Önümüzdeki seçimler demokratlar ile diktatörler arasındaki seçimlerdir. Bir sağ-sol seçimi değil, kendi ülkesinde düşüncesini özgürce ifade etmek isteyen demokratlarla, hayır bir kişi konuşsun diyen otoriter rejim yanlıları arasındaki seçimdir. Bu çerçeveden olaya bakamazsanız otoriter rejimlerin tutsağı haline gelirsiniz.